Kimin parasını, kime veriyorsunuz?

Kimin parasını, kime veriyorsunuz?

Fon zararını kamuya yüklemek KKM’nin ahlaki tehlikesini yeniden üretir

Kimin parasını, kime veriyorsunuz?
Piyasa kazancı özel kişide kalırken zarar kamuya yazılıyorsa risk fiyatı ortadan kalkar ve geriye siyasi tercih kalır.

Fon krizinde yeni bir aşamaya geçildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tasfiye süreci için Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturulduğunu ve Devlet Denetleme Kurulunun görevlendirildiğini açıkladı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite için gereken tedbirlerin sürdürüleceğini söylerken, Fitch mevcut aşamada sistemik risk beklemediğini bildirdi. SPK ise 30 Eylül 2026 tarihli kararıyla Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy tarafından kurulan tasfiye kapsamındaki fonlarda, mutabakatı tamamlanan yatırımcılara nihai tasfiye alacaklarına mahsup edilmek üzere 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yapılmasını kararlaştırdı. Karar kamu garantisi ilan etmiyor; fakat ara ödemenin hangi likidite kaynağıyla finanse edileceğini ve tasfiye değeri yetersiz kalırsa farkı kimin taşıyacağını da açıklamıyor. Tasfiye bakiyesi yatırımcının kendi malıdır. Kırmızı çizgi, fon açığının veya ilişkili şirket borcunun bütçe, Merkez Bankası, kamu bankası ya da başka bir kamu bilançosuyla kapatılmasıdır. Devlet piyasayı çalıştırabilir; özel zararı açıklamasız biçimde topluma devredemez. Soru değişmedi: Kimin parasını, hangi hukuki ve ahlaki gerekçeyle, kime veriyorsunuz?

Giriş: Mağduriyet kelimesi ödeme emri değildir

Son günlerdeki haber akışı fon krizinin merkezindeki soruyu daha da keskinleştirdi. Önce 131 fonun ne kadar zarar ettiği ve tasfiyenin piyasaya nasıl yayılacağı tartışıldı. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mağduriyetlerin kısa sürede giderilmesi için talimat verdiği, para piyasası fonları ile fonlarda bir milyon liraya kadar yatırımı bulunanlara ödeme yapılmasının görüşüldüğü bildirildi. SPK’nın 28 Eylül duyurusu, 17 Eylül’de iptal edilen talimatlar için ödemenin fonların tasfiye bakiyesinden yapılacağını açıkladı. 29 Eylül tarihli resmî açıklamada Cevdet Yılmaz başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulduğu ve DDK’nin incelemeye başladığı duyuruldu. Nihayet SPK’nın 30 Eylül tarihli ve 64/1775 sayılı kararı, Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy fonlarında mutabakatı tamamlanan yatırımcılara, tasfiye sonunda hak kazanacakları tutara mahsup edilmek üzere ara ödeme yapılmasını resmîleştirdi. MKK’nin hesaplayacağı net yatırım tutarı 1 milyon liranın altındaysa tamamı, 1 milyon lira veya üzerindeyse en çok 1 milyon lira ödenecek; uygulama para piyasası fonlarından başlayacak. Böylece bir milyon liralık eşik artık siyasi vaat değil, yürürlükteki tasfiye usulüdür. Ancak karar genel bir Hazine garantisi vermiyor ve tasfiye değerinin üzerindeki açığın kamu tarafından tamamlanacağını söylemiyor.

Mağduriyet siyasi bir kelimedir; tek başına hukuki hak doğurmaz. Bir yatırımcının parasına erişememesi, fon payının piyasa değerinin düşmesi, yanıltıcı bilgiyle işlem yapması, portföy yöneticisinin mevzuata aykırı davranması ve düzenleyicinin görevini ihmal etmesi aynı olay değildir. Her biri farklı delil, sorumlu ve tazmin yolu gerektirir. Bu ayrımlar kurulmadan herkese “mağdur” denildiğinde, yatırım riskinin tamamı kamusal sorumluluk gibi gösterilir. Ardından ödeme eşiği belirlenir, kamu kaynağı devreye sokulur ve siyasetin çözemediği hesap vergi mükellefine kesilir. Böyle bir yöntem zararı ortadan kaldırmaz; zararın sahibini değiştirir.

Buradaki itiraz, parasına erişemeyen insanlara değil; devletin kendi görevini zamanında yapmayıp sonra sorumluluğu toplumun tamamına dağıtma kolaycılığına yöneliktir. Kamu otoritesi yatırımcıyı yanıltan, manipülasyon yapan veya fon malvarlığını kötüye kullanan kişilerin peşine düşmek zorundadır. Fonun sağlam varlıklarını nakde çevirmeli, kaçırılan parayı bulmalı, haksız kazancı geri almalı ve kanıtlanan kusuru tazmin etmelidir. Piyasanın düzenli çalışması için teminatlı ve geri ödemeli likidite de sağlayabilir. Fakat bu görevlerin hiçbiri, ödeme gücünü kaybetmiş özel yapıları kamu bilançosunda yaşatma veya yüksek getiri karşılığında üstlenilmiş piyasa riskine sonradan devlet garantisi yazma yetkisi vermez. Devletin görevi zararı sihirli biçimde yok etmek değil, zararı doğru adrese yazmaktır.

I - Mevduat ile yatırım fonu aynı değildir

Bir banka mudisi bankadan belirli nominal tutarda alacaklıdır. Mevduat sözleşmesi, vade ve faiz şartlarını baştan belirler; ayrıca mevzuatta öngörülen sınıra kadar mevduat sigortası vardır. Yatırım fonu katılma payı ise sabit tutarlı bir alacak değildir. Yatırımcı, fon portföyündeki varlıkların o günkü değerine ortak olur. Hisse, tahvil veya diğer araçların fiyatı düştüğünde fon payı da düşebilir. Fonun para piyasası fonu olması beklenen oynaklığı azaltır; ürünü mevduata dönüştürmez. Yatırım fonunu cazip kılan getiri imkânı ile değer kaybı riski aynı sözleşmenin parçalarıdır.

SPK’nın yatırım fonu tanıtım rehberi, fon malvarlığının kurucunun malvarlığından ayrı olduğunu ve rehin, haciz ya da iflas riskine karşı korunduğunu açıklar. Bu koruma, portföyün piyasa değerini garanti etmez. Fonun içindeki menkul kıymet yatırımcılara aittir; fakat o kıymetlerin hangi fiyattan satılabileceği piyasa koşullarına bağlıdır. Yatırımcı Tazmin Merkezi de her yatırım zararını karşılayan bir sigorta değildir. Tazmin mekanizması, bir yatırım kuruluşunun yatırımcı adına sakladığı veya yönettiği nakdi ve sermaye piyasası aracını teslim edememesi gibi kanunda sayılan yükümlülük ihlallerine yöneliktir. Fiyat düşüşü ile teslim edilemeyen varlık aynı şey değildir.

Bu ayrım para piyasası fonu yatırımcısını önemsiz kılmaz. Düşük risk etiketi taşıyan bir fonda izahnameye aykırı varlık, bağlantılı işlem, sahte fiyat veya likidite vaadi bulunuyorsa yatırımcının güçlü bir hukuki iddiası olabilir. Ancak hakkın kaynağı “küçük yatırımcı” olmak değil; sözleşmeye, mevzuata veya kamuyu aydınlatma yükümlülüğüne aykırılıktır. Devlet, mevduat ile fon payını aynı kefeye koyarsa düşük riskli fonu fiilen mevduat, daha yüksek riskli fonu da örtülü devlet garantili bahis hâline getirir. Piyasanın temel sınırı tam burada silinir.

II - KKM yanlış ama önceden verilmiş bir garantiydi

Kur korumalı mevduat, Aralık 2021’de TL mudisinin dövize yönelmesini durdurmak için kuruldu. Hazine destekli uygulama daha sonra 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35’inci madde ve ilgili Cumhurbaşkanı kararıyla açık bir kamu taahhüdüne bağlandı. Mudinin alacağı getiri mekanizması hesabı açarken belliydi. Devlet, kur artışı mevduat getirisini aştığında farkı ödemeyi baştan üstlendi. Bu tasarımın iktisadi bakımdan yanlış, gelir dağılımı bakımından adaletsiz ve para politikası bakımından bozucu olması, verilmiş sözün sonradan yok sayılabileceği anlamına gelmez. KKM ödemesi kötü tasarlanmış bir sözleşmenin yerine getirilmesiydi.

Teknik ayrıntı önemlidir. KKM’de bankanın sözleşme faizi ile kamu tarafından üstlenilen kur farkı aynı kalem değildir. Banka mevduat faizini ödedi; kur getirisi bu faizi aştığında aradaki fark, ürünün türüne ve döneme göre Hazine veya TCMB tarafından karşılandı. Temmuz 2023’te TL dönüşümlü KKM’nin kur farkı yükü de Merkez Bankasına devredildi. Böylece bütçede görünen gider azaldı, fakat kamusal yük kaybolmadı. Maliyet Merkez Bankası bilançosuna, likidite yönetimine ve gelecekte Hazineye aktarılabilecek kâra taşındı.

Fon krizi bakımından KKM emsal değil, uyarıdır. KKM mudisi devletin önceden ilan ettiği formüle güvenerek sözleşme yaptı. Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarında ise kamu tarafından verilmiş genel bir anapara veya getiri garantisi bulunmuyor. Hükümet bugün fon yatırımcısının açığını kamu kaynağıyla kapatırsa, var olmayan güvenceyi zarardan sonra yaratmış olur. Sonradan yazılan garanti, baştan verilmiş kötü garantiden daha tehlikelidir. Çünkü yatırım kararı alınırken kamu primi ödenmemiş, risk fiyatlanmamış ve TBMM’nin önüne açık bir mali yük getirilmemiştir.

III - KKM maliyetinin görünen ve görünmeyen yüzü

KKM’nin maliyetini küçültmeden, rakamları birbirine karıştırmadan konuşmak gerekir. Hazine ve Maliye Bakanlığının faaliyet raporlarına göre merkezi yönetim bütçesinden KKM için 2022’de 92 milyar 538 milyon 964 bin lira, 2023’te 59 milyar 483 milyon 553 bin lira ödendi. İki yılın toplamı 152 milyar 22 milyon 517 bin liradır. Ödemelerin yapıldığı dönemlerin kurlarıyla yaklaşık karşılığı 8,7 milyar dolardır: 2022 için yaklaşık 5 milyar 600 milyon dolar, 2023’ün ilk yedi ayı için yaklaşık 3 milyar 100 milyon dolar. Takvim yılı ortalama kurlarıyla mekanik hesap yaklaşık 8,1 milyar dolar verir; ancak 2023 ödemeleri temmuzda sona erdiği için ödeme dönemi kuru daha anlamlıdır.

Bunun dışında Merkez Bankası yükü vardır. TCMB’nin 2023 faaliyet raporu, TL ve döviz dönüşümlü KKM ile YUVAM ve fiziki altın gibi diğer döviz kazandırıcı işlemlerin toplam giderini 2022 için 72,8 milyar, 2023 için 833,4 milyar lira olarak açıkladı. 2024 faaliyet raporunda aynı birleşik gider kalemi 240,2 milyar liradır. Bu rakamların tamamını yalnız KKM diye sunmak doğru olmaz; TCMB dipnotu başka döviz kazandırıcı işlemleri de kapsar. Aynı nedenle Merkez Bankasının 2023’teki 818,2 milyar ve 2024’teki 700,4 milyar liralık dönem zararının tamamını KKM’ye yazmak da hatalıdır. Yine de resmi dipnot, bütçe dışına taşınan yükün boyutunu tartışmasız biçimde gösterir.

Maliyet Merkez Bankasına devredilince toplumdan kopmaz. Merkez Bankasının zararı gelecekte Hazineye aktarılacak kârı azaltır, geçmiş yıl zararını büyütür ve KKM ödemeleriyle oluşan TL likiditesinin sterilizasyon maliyetini artırır. Sonunda fatura vergi, borçlanma, faiz veya enflasyon kanallarından birine çıkar. “Bütçeden ödemedik” cümlesi bu nedenle mali gerçek değildir. Kamu ahlakı, yükü hangi bilançoya sakladığınızla değil, kimin kazancı için kimin satın alma gücünü kullandığınızla ölçülür.

IV - Tasfiye bakiyesi kamu parası değildir

Fon yatırımcılarına yapılacak her ödemeyi kurtarma paketi saymak yanlış olur. SPK, 28 Eylül’de 17 Eylül günü TEFAS’a iletilip platform tarafından iptal edilen talimatların sahiplerine tasfiye bakiyesinden, fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacağını açıkladı. 30 Eylül tarihli karar ise Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy fonlarında mutabakatı tamamlanan bütün pay sahiplerine, nihai tasfiyede hak kazanacakları tutara mahsup edilmek üzere ivedilikle ara ödeme yolunu açtı. Net yatırım tutarı 1 milyon liranın altındaysa tamamı, 1 milyon lira veya üzerindeyse en çok 1 milyon lira ödenecek. Ara ödeme karşılığında katılma payı iade edilmeyecek; payların iadesi ve kesin hesaplaşma nihai tasfiye ödemesinde yapılacak. Bu hukuki kurgu, ödemeyi şimdilik anapara garantisi değil, tasfiye alacağına mahsuben avans olarak tanımlıyor.

Tasfiye edilen fonların mevduatı, tahvili, hissesi ve diğer varlıkları bağımsız biçimde değerlenir, nakde çevrilir ve yatırımcıya payı oranında dağıtılır. Tasfiye bakiyesi fon yatırımcılarının ortak malvarlığıdır; yatırımcıya kendi varlığından düşen payın ödenmesi vergi mükellefinin zararı üstlenmesi anlamına gelmez. Kamu kayıtları uzlaştırabilir, satışların paniğe dönüşmesini önleyebilir ve sağlam varlıkların birkaç günde yok pahasına elden çıkarılmasını engelleyecek teminatlı, geri ödemeli köprü finansmanı sağlayabilir. Fakat 30 Eylül kararı ara ödemeyi mümkün kılarken bu ödemenin tasfiye nakdi yetmeden önce hangi geçici kaynaktan karşılanacağını, kaynağın vadesini, fiyatını ve teminatını açıklamıyor. Kamu kaynağı kullanılıyorsa bunun geçici ve geri alınabilir olduğu ayrıca gösterilmelidir.

Kırmızı çizgi, ara ödeme ile nihai tasfiye değeri arasında doğabilecek ekonomik açığın kamu tarafından tamamlanmasıdır. SPK kararı ara ödemeyi tasfiye sonunda hak kazanılacak tutara mahsup ediyor; dolayısıyla yatırımcının kesin alacağını peşinen 1 milyon liraya tamamladığı biçiminde okunamaz. Gerçekçi satış değeri net yatırım tutarının altında kalırsa aradaki farkın kimde kalacağı açıklanmalıdır. Fark sorumluların malvarlığından, haksız kazançların geri alınmasından veya fonun kendi varlıklarından karşılanıyorsa zarar doğru adrese yazılır. Bütçe, Merkez Bankası, kamu bankası ya da başka bir kamu bilançosu nihai açığı üstlenirse ara ödeme geriye dönük devlet garantisine dönüşür.

AKP Sözcüsünün ardından Fitch de mevcut aşamada fon krizinden kaynaklanan sistemik bir risk beklemediğini açıkladı. Bu değerlendirme önemlidir; finansal sistemin bütününün tehdit altında olmadığını söyler. Fakat sistemik risk bulunmaması, geçici likidite tedbirlerini gereksiz kılmaz. Tersine, iyi tasarlanmış ve sağlam teminata dayanan likidite desteği bulaşmayı önleyerek sorunun sistemikleşmesini engelleyebilir. Ayrım kullanılan araçtadır: Piyasanın çalışmasını sağlayan, geri ödemeli ve fiyatlanmış likidite başka; fon payını eski değerine tamamlayan veya ödeme gücünü kaybetmiş bir yapıya sermaye aktaran kurtarma başka bir şeydir. “Sistemik değil” tespiti düzenleyici kusuru ortadan kaldırmaz ve kalıcı özel zararın kamuya yüklenmesine gerekçe oluşturmaz.

V - Bir milyon lira sınırı adalet üretmez

SPK’nın 30 Eylül kararıyla bir milyon liralık eşik artık varsayım değil, uygulanacak ara ödeme tavanıdır. İlk bakışta küçük yatırımcıyı koruyan sosyal bir sınır gibi görünse de ölçüt, MKK tarafından hesaplanacak net yatırım tutarıdır; gelir, servet, yatırımcının toplam portföyü veya işlemin niteliği değildir. Bir fonda 950 bin lirası bulunan kişinin başka bankalarda milyonları olabilir. Bütün birikimi 1 milyon 50 bin lira olan başka biri ise ilk aşamada aynı 1 milyon lirayı alır. Eşik, ara ödemeyi hızlandırabilir; fakat tek başına sosyal adalet ölçüsü üretemez.

Eşik ayrıca riskin niteliğini görmez. Gerçek bir para piyasası fonunda kısa vadeli ve likit araç taşıyan kişi ile düşük dolaşımlı hisselerde olağanüstü getiri arayan serbest fon yatırımcısını aynı tutara kadar aynı korumaya almak adil değildir. Bir yatırımcı yüzlerce yüzde kazancı daha önce çekmiş, diğeri krize birkaç gün kala girmiş olabilir. Bir kişi bağlantılı taraf, diğeri banka şubesinin yönlendirdiği emekli olabilir. Tutar hepsini aynılaştırmaz. Hak, hesap büyüklüğüne değil olayın sebebine ve kişinin konumuna göre belirlenmelidir.

Eşiğin idari ve siyasi çekiciliği anlaşılır. Çok sayıda yatırımcıya hızlı nakit erişimi sağlanır, itfa baskısı hafifletilir ve tasfiyeye zaman kazandırılır. Ara ödeme yalnız fon varlıklarından ve yatırımcının nihai tasfiye hakkına mahsup edilerek yapılıyorsa, fonlara girmeyen yurttaşa doğrudan bir fatura çıkarılmış olmaz. Ancak tasfiye sonunda varlıklar ara ödemeyi karşılamaz ve fark kamu bilançosunda bırakılırsa aynı eşik özel kaybın toplumsallaştırılmasına dönüşür. Adalet yalnız ödeme alanın mağduriyetine değil, nihai riski kimin taşıdığına da bakar.

VI - Denetim kusuru varsa faturası nasıl çıkar

İsmail Saymaz’ın aktardığı iddialar doğruysa mesele basit bir piyasa kazasından ağırdır. Saymaz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının SPK’yı Şubat 2025’te şüpheliler ve işlemler konusunda uyardığını, Ağustos 2026’da MASAK ve SPK’ya yeniden yazılar gittiğini, buna rağmen etkili müdahalenin geciktiğini öne sürüyor. Bazı yazıların ilgili çevrelere sızdırıldığı ve bu sırada yüksek tutarlı para çıkışları yapıldığı iddiası da ayrıca araştırılmalıdır. Bunlar henüz yargı kararıyla kesinleşmiş olgular değildir. Fakat artık tartışma yalnız bu iddialara dayanmıyor: SPK kendi açıklamasında olağandışı fiyat hareketlerini 2025’in son çeyreğinde fark ettiğini, 3 Aralık 2025’te çalışma grubu kurduğunu, Şubat 2026’da TSPB ve MKK görüşlerini aldığını ve yeni rehberi 28 Ağustos’ta yayımladığını bildiriyor.

Alaattin Aktaş’ın finansal piyasalar uzmanı İris Cibre Lostar’ın verilerinden aktardığı TLY tablosu, bu takvimin ekonomik ağırlığını gösteriyor. Halka arz öncesinde 161 yatırımcı, 574 liralık birim değer ve yaklaşık 30 milyar liralık büyüklük söz konusuyken; Eylül 2025 ortasında yatırımcı sayısı 22 bine, birim değer 1.321 liraya çıktı. Mehmet Şimşek’in manipülasyonla mücadele açıklamasını yaptığı 4 Kasım’da sayı 47 bine, birim değer 2.453 liraya; Şubat 2026’da 50 binin üzerine ve 3.553 liraya ulaştı. Rehberin yayımlandığı Ağustos sonunda ise 111 bin yatırımcı, 9 bin liranın üzerindeki birim değer ve 269 milyar lirayı aşan büyüklükten söz ediliyordu. Ölçek büyürken düzenleme takviminin aylar sürmesi, ‘bilgi yoktu’ savunmasını taşıyamaz hâle getiriyor.

Bu kronoloji kasıt, siyasi koruma veya suç ortaklığını tek başına kanıtlamaz; fakat denetim sorumluluğunu somutlaştırır. Olağandışı hareket fark edildikten sonra yatırımcı sayısı ve fon büyüklüğü katlanarak artmışsa kamu otoritesi hangi ara tedbirleri aldığını, neden daha erken risk uyarısı yayımlamadığını ve rehber tamamlanana kadar yoğunlaşmayı niçin sınırlamadığını açıklamalıdır. Düzenleyici kusur kanıtlanırsa devlet sorumluluktan kaçamaz; yine de bütün fon zararının bütçeden ödenmesi otomatik sonuç değildir. Hukuk kusuru, zararı ve nedensellik bağını ayrı ayrı arar. Normal piyasa kaybı ile gecikmenin büyüttüğü kayıp ayrıştırılmadan yapılacak toplu ödeme, denetim kusurunu tazmin etmez; hesaplamadan vazgeçip faturayı topluma yayar.

Devlet önce kendi karar zincirini tarih ve belgeyle açıklamalıdır. 2025’in son çeyreğinde fark edilen olağandışı fiyat hareketleri hangi şirket ve fonları kapsıyordu? 3 Aralık’taki çalışma grubu hangi acil tedbirleri önerdi? Şubat ayındaki sektör ve MKK görüşleri alınırken yatırımcıya hangi risk duyurusu yapıldı? Bilgi suiistimali şüphesi varsa MKK, Takasbank, aracı kurum ve banka kayıtları kimlerin hangi tarihte alım satım yaptığını gösterebilir. Cansu Çamlıbel’in görüştüğü eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak’ın ‘SPK bir saat içinde ortaya çıkarabilir’ sözü teknik bir süre garantisi değil, veri izinin mevcut olduğuna ilişkin güçlü bir iddiadır. Bu iz sürülmeden ‘mağduriyeti gideriyoruz’ demek, denetim hesabını ödeme talimatıyla kapatmaktır.

Devlet Denetleme Kurulunun görevlendirilmesi bu bakımdan doğru yönde bir adımdır; fakat inceleme yalnız tasfiyenin teknik yönetimiyle sınırlı kalmamalıdır. Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulunun hukuki dayanağı, üyeleri, karar yetkisi ve kamu kaynağı kullanmaya ilişkin sınırları açıklanmalıdır. DDK; SPK’nın kendi takvimini, savcılık ve MASAK bildirimlerini, MKK ile Takasbank verilerini ve kriz öncesindeki olağandışı çıkışları tek bir kronolojide birleştirmelidir. Hangi tarihte ne bilindiği, geçici tedbirlerin neden alınıp alınmadığı ve gecikmenin hangi kaybı büyüttüğü kamuya açık rapora bağlanmazsa görevlendirme hesap verme mekanizmasına değil, kapalı bir idari soruşturmaya dönüşür. SPK’nın 30 Eylül’de Tera Yatırım Menkul Değerler’in bütün sermaye piyasası faaliyetlerini geçici olarak durdurması ve mevzuata aykırı işlemlerde sorumluluğu bulunduğu belirtilen üç kişinin lisanslarını sürekli iptal etmesi, denetimin yaptırım aşamasına geçtiğini gösteriyor. Ancak sonradan uygulanan yaptırım, daha erken müdahale edilip edilemeyeceği sorusunu ortadan kaldırmıyor.

VII - Siyasi bağlantılar ve eşitlik sorunu

Fon iddialarında adı geçen AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın görevlerinden af talebi kabul edildi; parti sözcüsü artık MYK ve MKYK üyesi olmadığını açıkladı. Kaya ve eşi hakkında belirli hisselere yapılan yatırımlar ile kriz öncesindeki satışlara ilişkin yüksek tutarlı iddialar yayımlandı. Kaya’nın görevden ayrılması suçun kanıtı değildir; soruşturma ve masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Murat Sabuncu’nun haklı olarak sorduğu gibi, görevden ayrılma olayların açıklanmasının yerini de tutmaz. İktidar partisinin üst düzey bir yöneticisinin adının aynı yatırım ağıyla anılması, kamu kaynaklı her ödeme kararını çıkar çatışması bakımından çok daha ağır hâle getirir.

Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir de Yalova’daki bir tersane şirketinin hissesinin altı ayda yüzde 1.289 değerlendiğini, fiilî dolaşımdaki payların yüzde 96’sının beş fonun elinde toplandığını ve şirket yönetimi ile hisse işlemleri çevresinde siyasi ve bürokratik yakınlıklar bulunduğunu öne sürdü. Bunlar muhalefet tarafından dile getirilen, yargı kararıyla kesinleşmemiş iddialardır. Fakat olağandışı fiyat artışı, yoğun fon sahipliği ve kriz öncesi çıkış tarihleri nesnel verilerle sınanabilir. İktidarın vereceği doğru cevap, kişileri peşinen suçlu ya da suçsuz ilan etmek değil, işlem zincirini eksiksiz yayımlayacak bağımsız bir inceleme kurmaktır.

Bu koşullarda hükümet yalnız dürüst davranmakla yetinemez; dürüst ve tarafsız davrandığını kanıtlayacak usul kurmak zorundadır. Siyasi bağlantısı bulunan yatırımcılar, ilişkili kişiler, içeriden bilgi iddiasına konu olanlar ve kriz öncesinde olağandışı çıkış yapanlar ayrı incelemeye alınmadan genel ödeme yapılamaz. Kararı verecek kamu görevlilerinin çekilme yükümlülüğü, bağımsız denetim, nihai faydalanıcı bazında kayıt ve sonradan geri alma hakkı açık olmalıdır. Aksi hâlde kamuoyu, sıradan yatırımcının mı korunduğunu yoksa siyasi maliyetin mi kamulaştırıldığını haklı olarak sorar.

AKP Sözcüsünün “sorumluluğu olan kim varsa hesap sorulacaktır” sözü ancak bu testlerden geçerse anlam taşır. Hesap sormak, kaynağı belirsiz bir ödeme yapıp dosyayı kapatmak değildir. Sorumluların malvarlığını koruma altına almak, haksız kazancı geri istemek, kamu görevlilerinin ihmali varsa görev ve ceza sorumluluğunu araştırmak ve elde edilen parayı yatırımcı zararına mahsup etmektir. Siyasete yakınlık tazminata öncelik, soruşturmaya gecikme sağlıyorsa eşitlik ilkesi kâğıt üzerinde kalır.

29 Eylül’de basına, Fatma Betül Sayan Kaya ile eşinin bütün malvarlıklarının dondurulmasına karar verildiği ve Özata Denizcilik hisselerinden elde edildiği ileri sürülen 2,2 milyar liranın Hazineye yatırıldığı haberleri yansıdı. Bu haberlerin dayandığı kararların hukuki gerekçesi ve hesaplama yöntemi kamuoyuna bütünüyle açıklanmış değildir. Böyle bir ödeme yapılmış olsa bile tek başına suçun ikrarı veya kesinleşmiş bir yargı kararı sayılamaz. Üstelik Hazineye yatırılan para yatırımcıya yapılmış bir zarar ödemesi değildir. Paranın hangi kanun maddesine dayanarak alındığı, hangi kazanç üzerinden hesaplandığı, emanet mi yoksa kesin tahsilat mı olduğu ve daha sonra yatırımcı zararına mahsup edilip edilmeyeceği açıklanmalıdır. Kamu ahlakı yalnız paranın geri gelmesini değil, geri alma işleminin de hukuk içinde ve denetlenebilir olmasını gerektirir.

VIII - Tasarrufçu mağdur ve kumarbaz ayrımı

Öfkenin dili bu yatırımcıların tümüne “kumarbaz” demek istiyor. Bu tepki anlaşılır; piyasa faizinin çok üzerinde ve süreklilik gösteren getirinin olağan risk taşımadığını düşünmek saflıktır. Fakat hukuk ve iktisat, yüz binlerce kişiyi tek etikete sığdıramaz. Bazıları riski bilerek yüksek getiri aradı. Bazıları düşük riskli sandığı para piyasası fonuna girdi. Bazıları banka çalışanının veya yatırım danışmanının yönlendirmesine güvendi. Bazıları gerçeğe aykırı değerleme ya da eksik açıklamayla yanıltılmış olabilir. Bu grupların sorumluluğu ve hakkı aynı değildir.

Aynı nedenle hepsine “tasarrufçu” deyip mevduat mudisi muamelesi yapmak da yanlıştır. Tasarruf birikimin kaynağını, yatırım ise paranın hangi riskle değerlendirildiğini anlatır. Bir kişi hayat boyu biriktirdiği tasarrufunu çok riskli bir fona yatırabilir; tasarrufun emekle kazanılmış olması yatırım sözleşmesinin riskini kaldırmaz. Devlet vatandaşın malvarlığını ve hukuki hakkını korur, fakat her mali tercihin anaparasını korumaz. Aksi hâlde getiri seçimini birey, kayıp seçimini toplum yapar.

Doğru sınıflandırma davranışa ve delile dayanır. Sahte belgeyle, gizlenmiş bağlantılı işlemle veya manipüle edilmiş fiyatla aldatılan kişi olası suç mağdurudur. İzahnamesine uygun çalışan bir fonda piyasa düşüşü yaşayan kişi yatırım zararı taşır. İçeriden bilgiyle avantaj sağlayan, ilişkili taraf olan veya haksız kazanç elde eden kişi ise tazminat adayı değil soruşturma konusudur. Devlet bu üç grubu ayıramıyorsa hızlı ödeme yapmaya değil, veri ve denetim kapasitesini düzeltmeye başlamalıdır.

IX - Kamu maliyeti bütçede görünmese de kaybolmaz

Kurtarma paketleri çoğu zaman doğrudan bütçe ödeneği adıyla gelmez. 29 Eylül tarihli resmî açıklamada Katılımevim ile Birevim tasarruf finansman şirketlerinin ve İktisat Katılım Bankasının devlet sermayeli Türkiye Emlak Katılım Bankası bünyesine alınmasına yönelik işlemlerin sürdüğü de duyuruldu. Devir bedeli, devralınan varlıkların kalitesi, yükümlülüklerin kapsamı ve olası zarar paylaşımı açıklanmadıkça bunun kamuya maliyeti ölçülemez. Aynı şekilde bir kamu bankasının sorunlu varlığı satın alması, Takasbank’ın köprü finansmanı sağlaması, Merkez Bankasının likidite vermesi veya kamuya ait bir yapının portföy devralması ‘bütçeden ödeme yok’ denilerek mali sonuçtan arındırılamaz. Kamu bilançosu gerçek değerinin üzerinde varlık almış ya da tahsil edemeyeceği risk üstlenmişse toplum zarar yazmıştır.

Merkez Bankası seçeneği özellikle yanıltıcıdır. Para ihraç etme yetkisi bedava kaynak yaratmaz. Verilen TL sistemde likidite fazlası doğurur; enflasyon hedefi korunacaksa bu para depo, ters repo veya zorunlu karşılıkla geri çekilir ve faiz maliyeti oluşur. Geri çekilmezse kur ve fiyatlar üzerinde baskı yaratabilir. Her iki durumda da ödeme, bugünkü bütçe satırından çıkarılıp gelecekteki satın alma gücüne veya Merkez Bankası gelirine aktarılmış olur. KKM deneyimi bunun açık örneğidir.

Kamu bankaları ve Türkiye Varlık Fonu üzerinden yapılacak destek de görünmez değildir. Çiğdem Toker’in Türkiye Varlık Fonunun yapısına ilişkin uyarısının özü burada önem kazanıyor: Kamu varlığını özel hukuk araçları ve bütçe dışı bilançolar üzerinden yönetmek, işlemin kamusal niteliğini ortadan kaldırmaz. Bir kamu bankası ekonomik değeri tartışmalı fon payını ya da şirket varlığını yüksek fiyattan alırsa sermayesi ve kredi kapasitesi zayıflar; zarar Varlık Fonuna, başka bir kamu iştirakine veya ileride Hazine desteğine taşınsa da yok olmaz. Hangi kamu kuruluşu risk üstleniyorsa devir fiyatı, bağımsız değerleme, teminat, vade, nihai faydalanıcı ve zarar halinde rücu düzeni açıklanmalıdır. Kamu adına alınan risk, yurttaşın ortak bilançosudur.

Burada likidite ile sermaye desteğini ayırmak gerekir. Sağlam ve değerlenebilir teminat karşılığında, piyasa paniği geçene kadar verilen kısa vadeli likidite geri ödenebilir bir kamu alacağıdır. Ekonomik değeri kalmamış varlığı eski fiyatından satın almak veya anapara açığını hibe etmek ise kalıcı zarar transferidir. Destek programı bu ayrımı açıklamıyorsa, “piyasa istikrarı” sözü kamusal maliyeti saklayan bir etikete dönüşür.

Şimşek’in 28 Eylül açıklaması bu ayrımı güncel bir kamu politikası sorusuna dönüştürdü. Bakan, piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite başta olmak üzere gereken tedbirlerin sürdürüleceğini söyledi. Nitekim kriz başladığında Merkez Bankası repo fonlamasını artırdı, bankaların para piyasasından borçlanma imkânlarını genişletti; SPK ve BDDK da geçici teminat ve sermaye kolaylıkları getirdi. Bu işlemlerin brüt tutarı doğrudan kamu zararı değildir. Teminatlı, vadeli ve piyasa koşullarına uygun fiyatlanan fonlama geri döndüğünde kamusal maliyet doğurmayabilir. Fakat desteğin kime verildiği, hangi teminatın kabul edildiği, vadesi, faizi ve temerrüt halinde zararı kimin üstleneceği açıklanmadan “likidite sağladık” sözü yeterli değildir. Ödeme gücü sorunu likidite sorunu gibi gösterilirse kamu bilançosu özel borcun son taşıyıcısına dönüşür.

X - Zararın doğru adresi

Sağlıklı çözümün ilk adımı, her fonun gerçek malvarlığını bağımsız biçimde tespit etmektir. Son işlem fiyatı yerine fiilî satış derinliği kullanılmalı; düşük dolaşımlı hisseler için zaman ve iskonto senaryoları hazırlanmalıdır. Fonlar arası yatırımlar çift sayımdan arındırılmalı, ilişkili taraf işlemleri ve teminat zincirleri konsolide edilmelidir. Yatırımcıya yapılacak ilk ödeme, ancak bu varlıkların nakde dönüşen kısmı ve açıkça doğrulanabilen likit bakiyeler üzerinden yapılabilir.

İkinci adım paranın izini sürmektir. Şüpheli işlemler dondurulmalı, yurt içi ve yurt dışına çıkarıldığı iddia edilen varlıklar için koruma tedbirleri istenmeli, haksız kazançlar geri alınmalı ve muvazaalı devirler iptal edilmelidir. Başsavcılığın 26 Eylül tarihli yazısında 42 kişi, 46 şirket ve 18 fon için tedbir bildirildi; 27 Eylül tarihli ikinci yazıda ise 45 şirket ve 19 fon yönünden tedbirlerin kaldırıldığı açıklandı. Tedbirin konulması da kaldırılması da tek başına suçluluk veya aklanma anlamına gelmez. Fakat kapsamın bir gün içinde böylesine değişmesi, kararların hukuki ve maddi gerekçelerinin kamuoyuna açıklanmasını zorunlu kılar. Portföy yönetim şirketleri, yönetim kurulları, yatırım komiteleri, bağımsız denetçiler ve saklama kuruluşlarının kusuru ayrı ayrı incelenmeli; şirket özkaynakları ve hukuken geri alınabilir malvarlıkları vergi mükellefinden önce devreye girmelidir.

Üçüncü adım mevcut tazmin mekanizmalarını doğru kapsamda kullanmaktır. Yatırımcı Tazmin Merkezi, kanundaki koşullar oluştuğunda yatırım kuruluşunun teslim edemediği nakit ve sermaye piyasası araçları için devreye girer; piyasa fiyatını garanti etmez. Fonun malvarlığına gerçekten ulaşılamıyorsa veya yatırımcı adına saklanan varlık teslim edilemiyorsa YTM yönü incelenir. Değer kaybını teslim yükümlülüğü gibi göstermek ise tazmin sistemini amacı dışında tüketir.

Kamunun düzenleyici kusuru sonunda mahkeme veya açık bir yasal süreçle kanıtlanırsa devlet tazminat ödeyebilir. Bu ödeme de genel af biçiminde değil, kusurun sebep olduğu ek zarar kadar olmalıdır. Geçici kamu finansmanı gerekiyorsa devlet yatırımcının sorumlulara karşı alacağına halef olmalı; tahsil ettiği her tutarı kamuya geri yazmalıdır. Programın hukuki dayanağı, azami tutarı, yararlanıcı ölçütü, finansman kaynağı, ilişkili kişilerin dışlanması ve geri kazanım sonuçları düzenli olarak yayımlanmalıdır. TBMM denetimi olmadan yaratılan açık uçlu garanti, kamu bütçesinin arka kapıdan kullanılmasıdır.

Hedef Holding’in KAP açıklaması bu riskin artık soyut olmadığını gösteriyor. Şirket, 28 Eylül 2026 vadeli 1 milyar 79 milyon 264 bin 813 liralık BPP borçlanmasını vadesinde ödeyemediğini ve temdit için ilgili kurumlara başvurduğunu bildirdi. Başlıklardaki yazımın çağrıştırdığı gibi tutar 11 milyar değil, yaklaşık 1,1 milyar liradır. Holding, kaynak sıkışmasının nedenleri arasında daralan finansman koşullarını, soruşturma kapsamındaki adli tedbirler nedeniyle ortaklardan mali destek alınamamasını ve ortakların yatırım yaptığı bazı fonların tasfiyesini gösteriyor. Bunlar şirketin açıklamasıdır; bağımsız bir nedensellik tespiti değildir. Yine de fiilî temerrüt, sorunun fonların net varlık değeriyle sınırlı kalmayıp ilişkili bir şirketin kısa vadeli piyasa borcuna ulaştığını kanıtlıyor.

Bu gelişme bütün finansal sistemin krize girdiğini göstermez; Fitch’in sistemik risk değerlendirmesiyle de zorunlu olarak çelişmez. Fakat “yalnızca sınırlı sayıda fonda kaldı” cümlesinin artık ihtiyatla kurulmasını gerektirir. Hedef Holding’in borcu yapılandırılacaksa hangi alacaklının vadeyi uzattığı, hangi teminatın alındığı, uygulanan faiz ve iskontonun ne olduğu, kamu bankası veya başka bir kamu bilançosunun devreye girip girmediği açıklanmalıdır. Özel bir şirketin temerrüdünü gizli bir kamu garantisine dönüştürmek, fon yatırımcısına doğrudan ödeme yapmak kadar ciddi bir kamu ahlakı sorunudur.

XI - KKM ile fon kurtarma arasındaki kamu ahlakı

KKM ile fon krizindeki ara ödeme arasında kurulabilecek benzerlik dikkatle sınırlandırılmalıdır. KKM’de kamu kur farkını baştan ve açıkça üstlendi. SPK’nın 30 Eylül kararı ise ara ödemeyi yatırımcının nihai tasfiye alacağına mahsup ediyor; bu hâliyle ilan edilmiş genel bir kamu garantisi değildir. Buna rağmen ara ödemenin geçici finansmanı kamu bilançosundan sağlanır, geri dönüş koşulları açıklanmaz veya nihai tasfiye açığı kamuda bırakılırsa aynı siyasi refleks yeniden ortaya çıkar: Risk özel kararlarla alınır, kayıp kamu bilançosuyla emilir. Mesele ödemenin adı değil, son zararı taşıyan bilançodur.

Bugünkü kararın yaratacağı ahlaki tehlike de bu nihai taşıyıcıya bağlıdır. Tasfiye alacağından mahsup edilen ve fon varlıklarıyla kapanan ara ödeme, yatırımcıya kendi malına daha erken erişim sağlar. Buna karşılık tasfiye açığı kamu tarafından tamamlanırsa, KKM’den daha ileri bir emsal doğar; çünkü KKM garantisi baştan ilan edilmişken fon yatırımcısına güvence risk gerçekleştikten sonra verilmiş olur. Böyle bir uygulama yerleşirse fon yöneticisi yüksek getiri yarışında daha fazla risk alır, yatırımcı ürünün içeriğini daha az sorgular, düzenleyici de gecikmenin faturasının kamu bilançosuyla kapatılabileceğini düşünür. Piyasa disiplini yalnız yatırımcıda değil, devletin kendi kurumlarında da çözülür.

Kamu ahlakı yalnız yolsuzluk yapmamak değildir. Kamu gücünü kullanırken nimet ile külfeti aynı ölçüye bağlamaktır. Yüksek getiriyi alan kişi zarar ihtimalini taşımıyorsa, ihtiyatlı davranan yurttaş cezalandırılır. Siyasi bağlantısı bulunanların zarar ihtimali toplumun omzuna bırakılıyorsa eşitlik bozulur. Denetim kurumunun ihmali bütçeyle kapatılıyorsa hesap verme ortadan kalkar. Bu nedenle kamu desteğinin ahlaki testi basittir: Parayı kim kazandı, riski kim seçti, kusuru kim işledi ve bedeli kim ödüyor?

Sonuç: Kimin parasını kime veriyorsunuz

Fon yatırımcılarına hiçbir ödeme yapılmasın demek doğru olmaz. SPK’nın 30 Eylül kararıyla öngörülen ara ödeme, tasfiye sonunda hak kazanılacak tutara mahsup edildiği ve fon varlıklarıyla sınırlı kaldığı ölçüde yatırımcının kendi malına erken erişimidir. Net yatırım tutarı 1 milyon liranın altındaysa tamamının, üzerindeyse en çok 1 milyon liranın ödenmesi kesin zararın devletçe karşılanması anlamına gelmez. Sağlam varlık için teminatlı ve geri ödemeli köprü finansmanı düşünülebilir; suç veya sözleşmeye aykırılık nedeniyle doğan zarar sorumlulardan alınmalıdır. Henüz genel bir Hazine garantisi ilan edilmiş değildir. Fakat ara ödemenin finansman kaynağı, vadesi, teminatı ve nihai tasfiye değeri yetersiz kaldığında farkın kime yazılacağı açıklanmadan kamu ile fon malvarlığı arasındaki sınır denetlenemez.

Karşı çıkılması gereken, bu sıralamanın tersine çevrilmesidir. Önce vergi mükellefinin parasıyla hesabı kapatıp sonra belki sorumlu aramak, siyasi rahatlığı hukukun önüne koyar. Bir milyon liralık ara ödeme tavanı bu sorunu tek başına çözmez; önemli olan ödemenin nihai kaynağıdır. Kamu bankası, Merkez Bankası veya başka bir bilanço kullanmak maliyeti görünmez kılabilir, fakat ortadan kaldırmaz. Aynı ilke Hedef Holding’in 1,079 milyar liralık temerrüdü için de geçerlidir: Yeniden yapılandırmanın alacaklısı, teminatı, faizi ve nihai risk taşıyıcısı açıklanmalıdır. Fon açığının veya şirket borcunun hangi kaynaktan, hangi kanuna dayanarak ve hangi geri alma hakkıyla karşılanacağı belli değilse kamu desteği hesap verilebilir değildir.

Hükümet gerçekten hak ve hukuku korumak istiyorsa önce dosyayı açmalı, denetim zincirini açıklamalı, şüpheli kazancı dondurmalı ve fonların gerçek tasfiye değerini yayımlamalıdır. Cevdet Yılmaz başkanlığındaki kurulun kararları ile DDK incelemesinin sonuçları kamuoyuna açık olmalıdır. Bilgi suiistimali iddiasına konu olan erken çıkışlar ile olağan yatırım işlemleri ayrıştırılmalı; siyasi ve bürokratik bağlantılar bağımsız biçimde incelenmelidir. Likidite desteğinin kime, hangi vadeyle, hangi faizle ve hangi teminat karşılığında verildiği yayımlanmalıdır. Ondan sonra kimin piyasa riski taşıdığı, kimin aldatıldığı ve kimin kamu kusurundan zarar gördüğü belirlenir. Tasfiye bakiyesini yatırımcıya ödemek haktır; tasfiye açığını veya ilişkili şirket borcunu açıklamasız biçimde topluma ödetmek başka bir şeydir. Toplum adına sorulması gereken son soru da ilk soru da aynıdır: Kimin parasını kime veriyorsunuz?


Kaynakça

Anayasa Mahkemesi. (t.y.). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. Bağlantı

Bölükbaş, C. A. (2026, 18 Eylül). 10 soruda A’dan Z’ye fon krizi: Nasıl başladı, bugüne nasıl gelindi, zararın büyüklüğü ne, kamu maliyet üstlenecek mi? T24. Bağlantı

Eğilmez, M. (2025, 25 Ağustos). KKM’nin maliyetinin hesaplanması. Bağlantı

Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2023). 2022 yılı idare faaliyet raporu. Bağlantı

Hazine ve Maliye Bakanlığı. (2024). 2023 yılı idare faaliyet raporu. Bağlantı

Merkezi Kayıt Kuruluşu. (2013). Yatırımcı Tazmin Merkezi ve tezgahüstü türev araç işlemleri bildirimi. Bağlantı

Sermaye Piyasası Kurulu. (t.y.). Menkul kıymet yatırım fonları tanıtım rehberi. Bağlantı

Sermaye Piyasası Kurulu. (2026, 18 Eylül). Yatırım fonlarına ilişkin rehber düzenleme süreci açıklaması. Bağlantı

T24 Haber Merkezi. (2026, 27 Eylül). Fon iddialarına adı karışan Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifasının ardından AKP’den ilk açıklama. Bağlantı

T24 Ekonomi. (2026, 27 Eylül). Fon krizinde kritik gelişme: Erdoğan’dan mağduriyeti giderin talimatı, gözler salı gününde. Bağlantı

T24 Ekonomi. (2026, 27 Eylül). İsmail Saymaz: Fon meselesi SPK’nın önüne iki kez gitti, MASAK’a da yazı yazıldı; vurgunu seyrettiler. Bağlantı

T24 Ekonomi. (2026, 18 Eylül). Bakan Şimşek’ten fon krizi açıklaması: Yapısal bir risk yok, yaşananlar sınırlı sayıda fonda gerçekleşti. Bağlantı

Batı, M. (2026, 28 Eylül). 131 fon mağdurunun zararı vergilerimizle mi ödenecek? T24. Bağlantı

Çamlıbel, C. (2026, 28 Eylül). Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak: SPK bir saat içinde bilgi suiistimali yapanların hepsini ortaya koyabilir. T24. Bağlantı

Sabuncu, M. (2026, 28 Eylül). Fatma Hanım yalnız görevden affını isteyerek yaşananları izah etmeden gidebilir mi? T24. Bağlantı

Tan, T. (2026, 28 Eylül). Fon krizi, düzenleyici kurumların sorgulanmasına dönüştü. T24. Bağlantı

T24 Ekonomi. (2026, 28 Eylül). Fon soruşturması: 42 kişi, 46 şirket ve 18 fon hakkında tedbir kararı; ardından şirket ve fon tedbirlerinin kaldırılması. T24. Bağlantı

T24 Ekonomi. (2026, 28 Eylül). SPK’dan tasfiyedeki fonlara ilişkin açıklama: İptal edilen talimatlar için tasfiye bakiyesinden ödeme yapılacak. T24. Bağlantı

T24 Politika. (2026, 28 Eylül). Yeni Partili Emir’den fon soruşturmasına ilişkin yeni iddia: Bir tersane, bir damat, bir bakan yardımcısı. T24. Bağlantı

Ekonomim Haber Merkezi. (2026, 28 Eylül). Bakan Şimşek: Piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite için gereken tedbirleri alacağız. Ekonomim. Bağlantı

Ekonomim Haber Merkezi. (2026, 29 Eylül). Cumhurbaşkanı Erdoğan: Fon tasfiye süreci için kurul oluşturduk, DDK devrede. Ekonomim. Bağlantı

Ekonomim Haber Merkezi. (2026, 29 Eylül). Fitch’ten Türkiye açıklaması: Fon krizi nedeniyle sistemik risk beklemiyoruz. Ekonomim. Bağlantı

Hedef Holding AŞ. (2026, 29 Eylül). 28 Eylül 2026 vadeli BPP borçlanmasına ilişkin özel durum açıklaması. Kamuyu Aydınlatma Platformu. Bağlantı

Reuters. (2026, 17 Eylül). Turkey steps in to support markets after fund liquidity crunch sparks selloff. Bağlantı

T24 Ekonomi. (2026, 29 Eylül). Fon iddialarına adı karışan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi, Özata Denizcilik hisselerinden elde ettikleri 2,2 milyar lirayı iade etti. Bağlantı

T24 Gündem. (2026, 29 Eylül). AKP’li Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi için tüm malvarlıklarının dondurulması kararı. Bağlantı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2024). 2023 faaliyet raporu. Bağlantı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2025). 2024 faaliyet raporu, finansal tablo açıklamaları. Bağlantı

Aktaş, A. (2026, 30 Eylül). Fon vurgununda bakın her şey nasıl göz önünde yaşanmış! Ekonomim. Bağlantı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. (2026, 29 Eylül). Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan eşgüdüm toplantısına ilişkin açıklama. Bağlantı

Toker, Ç. (2026, 30 Eylül). Türkiye Varlık Fonunun yapısı böyle kaldıkça. T24. Bağlantı

Sermaye Piyasası Kurulu. (2026, 30 Eylül). Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni, 2026/67; 64/1775 sayılı Kurul Kararı. Bağlantı

Reuters. (2026, 1 Ekim). Investors of liquidated funds will receive interim payments, Turkey’s Capital Markets Board says. Bağlantı

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler