'Casusluk' davası | İmamoğlu: Bu iddianame bir hukuk metni değil, menfaat düzeninin parçasıdır; bu millete kötülük yapılıyorsa, o zaman benim cesaretimin sınırını kimse ölçemez

'Casusluk' davası | İmamoğlu: Bu iddianame bir hukuk metni değil, menfaat düzeninin parçasıdır; bu millete kötülük yapılıyorsa, o zaman benim cesaretimin sınırını kimse ölçemez

Duruşma yarın gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla devam edecek

İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ can psd
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ

“Etkin pişmanlık” ifadesi veren Hüseyin Gün ile onun ifadesi üzerine tutuklanan İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, TELE 1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile İmamoğlu'nun tutuklu danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, “siyasal casusluk” davası kapsamında bugün ilk kez hâkim karşısına çıktı. Sanık Hüseyin Gün savunmasında İBB'nin verilerine erişmediğini söylerken, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra devlet adına görev yaptığını ve AKP Ankara Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay'ın verdiği yetki belgesi olduğunu öne sürdü. Gün, "Avrupa’daki FETÖ’cülerin tespiti için çalışmalar yapıp iadelerini kolaylaştırmak için çalıştım. Dönemin başbakanlık müsteşarı olarak görev yapan sayın Fuat Oktay tarafından tam yetkilendirmemin olduğu da ortada. Belgesini sunabiliriz" dedi. 

Tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, kayyım atanan TELE1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile İmamoğlu'nun tutuklu danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, 27 Ekim gecesi "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklandı. İmamoğlu, "yolsuzluk" soruşturmasının ardından "casusluk" soruşturmasından da tutuklanmasıyla ikinci kez tutuklanmış oldu. Başsavcılık açıklamasında "örgüt lideri" olarak ifade edilen İmamoğlu'nun, "'İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' olarak CHP'yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdiği, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda malî nitelikli suçları işlemek için, başta İstanbul'daki vatandaşların kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktararak casusluk suçu işlediği" iddia edildi. İddianamede, İmamoğlu'nun 2019 yerel seçimlerini "manipüle" etmeye yönelik faaliyetlerde bulunduğu ifade edildi. 

ABONE OL

Duruşmanın ilk duruşmasının birinci günü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görüldü. İlk gün Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmaları ve çapraz sorgusu tamamlandı.

Yarın duruşma gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla devam edecek.

'Casusluk' iddianamesi: İmamoğlu, "2019 yerel seçimlerini manipüle etmek"le suçlandı, 20 yıla kadar hapsi istendi

Yanardağ: Emperyalizmin işbirlikçileri yurtseverleri casuslukla suçluyor

Duruşma öncesinde Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Ekrem İmamoğlu alkışlarla salona girdi. Seyircilerle selamlaşan Yanardağ, "Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri yurtseverleri casuslukla suçluyor" dedi. 

Hüseyin Gün: Türkiye'nin güvenliğini riske atacak veri temin etmedim, casus değilim

Duruşmaya 'etkin pişmanlık'tan yararlanan Hüseyin Gün'ün ifadesiyle başlandı. Gün şöyle konuştu:

"Ben 313 gündür bu günü bekliyorum. Muhbir Ümit Deniz Alaçam tarafından 112’ye yapılan ihbar üz4reine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan 'devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusuluk amacıyla temin etmek' suçlamasıyla hakkımda yakalama kararı çıkardı. Ben bu sırada bundan habersiz bir şekilde ülkemizde yapay zekâ fabrikası kurmak üzere Amerika’dan döndüğümde yakalandım. Bütün cihazlarımı emniyet görevlilerine ben verdim. Çünkü ben casus değilim. Bütün bunlar sonucunda casusluktan tutuklandım. İddianamede Sayın İmamoğlu ve rahmetli annem ile fotoğrafları ve birkaç mesajlaşma bulunuyor. 25 Ekim 2025 tarihinde başlanan ifadem 26 Ekim sabah 10’a kadar devam etti. İBB ana davası kapsamında da yargılanmaktayım. Hakkımdaki iddialar mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini riske atacak verileri temin etmedim. Böyle verileri temin etmemem bir yana kimseyle de böyle bir şey paylaşmadım.

"Kıskançlıkla yapılan bir suç duyurusu nedeniyle buradayım" 

Ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım. Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri kimseye casusluk iftirası atamaz. Uyuşturucu bağımlısı muhbir Alaçam öz annesinin beni rol model olarak göstermesi sonucu kıskançlıkla yapılan bir suç duyurusu nedeniyle buradayım. Şu hususu önemle belritmem lazım. Cep telefonumda kayıtlı olan yabancı siyasetçiler ile yazışmalarıma bakıldığında hangi bilgiyi casusluk için kullandığıma dair hiçbir bilgi bulamazsınız. Ben uzun senelerdir farklı ülkelerde iş yapmış bir iş insanıyım. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti adına yurt dışında önemli görevlerde bulundum. Bu nedenle casusluk anlamında bir faaliyetim olmadığını da tespit edebilirsiniz.

"FETÖ ile mücadele ettim, cumhurbaşkanı başsanışmanı olarak görev yapan sayın Fuat Oktay bana tam yetki verdi"

Politika hayattır siyaset de politikayı yönlendirendir. Dünyanın en eski siyasi partisi olarak bilinen İngiltere’nin muhafazakâr partisinin ilk Türk asıllı üyesi oldum. Daha önceden de belirttiğim gibi yükselen piyasalarda görevliydim. Her zaman kalbimde olan ay-yıldız olduğu için Orta Doğu Ekonomi Topluluğu kurmak için makale yazdım. 2012-2013 yıllarından sonra deeptech dediğimiz derin teknolojiye yönlendim. İlgili sorgularımda da belirttiğim üzere FETÖ ile mücadele için devletim adına çalışmalar yaptım. Avrupa’daki FETÖ’cülerin tespiti için çalışmalar yapıp iadelerini kolaylaştırmak için çalıştım. Dönemin başbakanlık müsteşarı ve cumhurbaşkanı başsanışmanı olarak görev yapan sayın Fuat Oktay tarafından tam yetkilendirmemin olduğu da ortada. Bunun belgesini de sunabiliriz. Türkiye adına şirketim aracılığıyla FETÖ ile mücadele ettim. İddianamede tarafına yöneltilen suçlamalardan devlet sırrı olarak belirtilen raporları ve FETÖ ile ilgili ben yazdım.

Hüseyin Gün

"Katıksız bir Atatürkçü olarak burada bununla suçlanıyorum"

Ben kendimi jön Türk olarak tanımlayan katıksız bir Atatürkçü olarak burada bununla suçlanıyorum. Yargılamay dayanak teşkil edilen mevzu şu. İBB veri tabanında bulunan verileri darkweb’de sattığım ve telefonumda bulunan bazı isimler nedeniyle casusluk yaptığım iddia ediliyor. Bu mantığı biz kabul edersek bütün T.C. vatandaşlarının yargılanması gerekiyor. Biz yapılan analizleri ve açık kaynakları casusluk olarak göstereceksek buradaki herkes casus.

"İmamoğlu'nu ikinci olarak da burada görüyorum"

Ben sayın Ekrem İmamoğlu’nu hayatımda 1 kere gördüm. Dosyaya bakıldığında da kendisini hiç görmediğim görülebilir. İmamoğlu’nu yaptığımız tebrik ziyaretinde görmüştüm ilk olarak. İkinci olarak da burada görüyorum. Sayın Necati Özkan ile de yaptığımız bir toplantı dışında bir kere bile görüşmem olmadı. Manevi annemin yadigarı olarak gördüğüm gazeteci Merdan Yanardağ ile son derece seyrek görüştüm. Benim bu süreçte üstlendiğim tek rol “mommy” olarak adlandırdığım manevi annemin ısrarı üzerine sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı sayın Özkan ile görüştüm.

Açık kaynak verilerine dayalı ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Böyle bir hizmetin iddianamede siyasi casusluk olarak gösterilmesi gerçeklikten uzak. Manevi annem benim hep Türkiye’de bir iş yapmamı istiyordu. İBB’de sayın Özkan’ın koordine ettiği br adet sunum olmuştur. Mâli şartlarda anlaşamadığımız için bir işbirliği de olmadı. Sonra da hiçbir irtibatım olmamıştır.

2004 yılında bir finans toplantısında Türkiye’nin o zamanlarda saygın organizasyon şirketi sahibi manevi annem ile tanıştım. Benden yatırım tavsiyesi almaya başladı. Birbirimize duyduğumuz güvenle yatırımlar yaptık. Zamanla bu ilişki anne oğul ilişkisine dönüştü. Benim öz annemi kaybetmem ardından böyle bir ilişki gelişti. “Mommy”m diye hitap ettiğim Seher Alaçam bana “Ben seni karnımdan değil yüreğimdem doğurdum” derdi. MASAK raporlarından da anlayacağınız üzere öz oğlunu zararlı alışkanlıklarından kurtarmam için bir ilişkimiz de vardı. Bütün ilişkinin tohumu o. Ben muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın bir telefonla London Business School’a kaydını yaptırdım. Bu şahıs hayatında bir elektrik faturası ödemekten bile aciz olan birisi. Öz annesi Seher Alaçam tarafından defalarca tedavi gördü ama asla cevap vermedi. Merhum Alaçam beni abisi olarak göstermesi üzerine muhbir Ümit Deniz Alaçam bana husumet beslemeye başladı."

"MİT beni bulamamış, biri 112'yi arayıp casusu yakalatmış!" 

Uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis müptelası olan ve geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezlerinde tedavi gören bu muhbirin; öz annesinin vefatının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra bana duyduğu yoğun husumetten dolayı, 112 acil çağrı merkezini arayarak düzmece delillere dayalı olarak yaptığı suç ihbarı, tamamen asılsız bir kurgudan ve iftiradan ibarettir. Sayın Başkan, yine affınıza sığınarak söylüyorum; beni 20-25 yıldır tanıyan bir insan var. Bu süre zarfı içinde devletimizin güzide kurumlarından biri ve bence başında gelen Milli İstihbarat Teşkilatımızın casusluğa karşı koyma birimi beni bulamamış, hiç haberi yokmuş da biri 112'yi arayıp casusu yakalatmış!

Mahkeme başkanı: Bazı programlardaki yazışmalara yer verilmş. Wickr adlı programda Necati Özkan’la yazışmalarınız var. Bunlar sana mı ait?

Hüseyin Gün: Evet ama bunlar içerisinde herhangi bir suç unsuru oluşturacak bir durum yok.

Mahkeme başkanı: Aaron Barr’ın attığı bir mesaj var. İsimler soyisimler yer alıyor. Siz burada bir veri talebinde bulundunuz mu?

Hüseyin Gün: Dediğim gibi sosyal medya raporu için verilere ihtiyaç yok. Açık kaynak analizi bunlar.

Mahkeme başkanı: Bu raporları size eski ortağınız Aaron Barr mı yapıyordu?

Hüseyin Gün: Ekip 18 kişiydi, tam hatırlamıyordum.

Mahkeme başkanı: Merdan Yanardağ ile ilişkiniz neydi, ona para verdiğiniz söyleniyor. Bunu açıklar mısınız?

Hüseyin Gün: Merhum annemim yadigarı olarak gördüğüm, jön Türk olarak gördüğüm birisi. Kitaplarını okurum. Burada ben sadece bağış yaptım. Bu para TELE 1’n elektrik faturasını bile ödeyemez. Sevdiğim saydığım birisi

Mahkeme başkanı: Merdan Yanardağ ile WhatsApp yazışmalarınız var. Burada onu canlı yayınlarında yönlendirdiğiniz söyleniyor. Bunu açıklar mısınız?

Hüseyin Gün: Benim tanıdığım sayın Yanardağ bırakın yönlendirmeyi asla kalemini böyle bir durumda oynatmaz. Aramızdaki yazışma bir TELE 1 izleyicisi oalrak fikirlerimi iletmekti. Bir yönlendirme, komut vermek haddim değil. Olmayan bir şeye var diyemem.

İmamoğlu: Sıfatlar bitiyor tek tek, ne yapacaksın…

“Casusluk” davasına 1 saat ara verildi. Ekrem İmamoğlu salondan ayrılırken izleyicilere ve basın mensuplarına seslendi:

“Çok iyiyiz, böyle kötü şeylerle uğraşıyoruz. İyi ki varsınız. Utanç verici ama böyle işte.. Gördünüz, sıfatlar bitiyor tek tek, ne yapacaksın…”

İmamoğlu: Burada gerçekten devletimiz ve milletimiz adına utanç verici bir iddianame sonucu bir davayla muhatabız

Aranın ardından savunmasına başlayan İmamoğlu, şöyle konuştu:

"Sayın Başkan, değerli heyet; açıkçası benden önce dinlemiş olduğumuz… “Sanık” diyeyim… Hüseyin Bey'in ifadelerinden sonra, söyleyeceklerim, anlatacaklarım daha da zorlaştı. Ama bugün burada anlatacaklarım ve ortaya koyacağım ifadelerin hiçbirisi, aslında Hüseyin Bey ile ilgili değil zaten. Keza burada… Ben söylediğimde yansıtırsak sevinirim… Burada gerçekten devletimiz ve milletimiz adına utanç verici bir iddianame sonucu bir davayla muhatabız. Dolayısıyla benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Yani, deli kuyuya bir taş atmış ve istiyorlar ki, diliyorlar ki birileri de o taşı çıkarsın. Ben açıkçası bu "minik akıllı" kişiyi muhatap almayacağım ne taşıyla ne de kuyusuyla ilgilenmiyorum. Tümüyle boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.

"Burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum"

Malum, burada biz birkaç davada daha yargılanıyoruz. Birkaç salon yanda başka bir davada daha yargılanıyoruz. O davadaki arkadaşlarımdan birisi de Necati Bey. Ve biz, orada da bunun bir benzerini yaşıyoruz. Hüseyin Bey'in az önceki ifadelerinden sonra bütün yapılan yargılamaların siyasi olduğu ve tümüyle bu milletin ve devletin zararına yapılmış işler olduğu, menfaatler karşılığı yapıldığı… Ki o menfaatlere de değineceğim. Bu menfaat karşılığı yapılan işlerin asıl muhatabının da başından beri İstanbul'da ortaya konan bu işleri yürüten iddia makamı olduğunun altını en başta çizeyim. Gerçekten utanç verici... Tabii bir hazırlığım var… Ama başlarken, duygularım kelimelere ve cümlelere sığmayacak şekilde. Şunu söyleyeyim: Çok rahatım, çok gururluyum. Burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum. Onur duyuyorum. Bu büyük mücadeleyi… Bu küçük, minik beyinlerin ne kadar büyük zarar verdiğini tek tek ispat etmekten ve ortaya koymaktan da mutlu oluyorum. Çünkü bizim buradaki muhataplığımız ve verdiğimiz mücadele artık bir milli mücadeleye dönüşmüştür.

Türkiye tarihinin demokrasi ve adalet adına en büyük muhalefet mücadelesi bugün Silivri'de verilmektedir. Bugün derken, aylardır… Neredeyse yılı aştı. Tabi bu mücadeleyi kimi zaman 12 metrekarelik bir hücreden veriyoruz; kimi zaman da burada olmaması gereken salonlarda, hatta davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralardan oluşan yargı süreçlerinde sürdürüyoruz. Bütün bunları yaparken de tarif edilmesi güç tecritler, baskılar ve psikolojik işkenceler altında; insan haklarının ve hukukun en temel ilkelerinin yerle bir edildiği, çiğnendiği koşullar içerisinde direniyoruz, mücadele ediyoruz; çünkü biliyoruz ki biz kazanacağız. "Biz" kimiz? Yürekten söylüyorum; 86 milyon yurttaşız. Bir kişiyi bile dışarıda bırakmıyorum. Bu muhterisler hariç. Bunları hep böyle gösteririm: Bir avuç. Bu kadar. Avucumun içinde. Bunu 2019 yerel seçimleri iptal edildiği gün söylemiştim; o günden beri bu "bir avuç" tanımlamasını yapıyorum.

"Türk hukukunun başını öne eğen, 2 yıla yakın bir zaman diliminin içerisindeyiz"

19 Mart darbesi öncesinde de sonrasında da arkadaşlarımla birlikte, -sadece İBB davasından bahsetmiyorum- hukuka aykırı usullerle baskıyla ve sahtecilikle yürütülen süreçlere maruz bırakıldık. Bakınız, “iddia makamı eliyle sahtecilik” diyorum. “İddia makamı eliyle iftira” diyorum, “evrak gizlemek” diyorum, “sahte belge düzenlemek” diyorum. Bunlar ayan beyan ortaya konuyor. Bugün de onun bir başka perdesini yaşıyoruz. Üzüntü verici Sayın Hakim, Sayın Başkan, Sayın Heyet, sizin bu yüce makamınızın kutsal konumunuzun da gerçekten yerle bir edilmesinin altlığı budur yani; başka bir şey değildir. İfade ettim ama söyleyeyim; iddia makamının tehditleriyle, rehin almalarıyla, uydurma belgelerle, delilsiz beyanlarla ve işin temelinde ne var? Bir kara düzen kurulmuş, bu düzeni ayakta tutmak oturduğu koltuktan da kalkmamak adına, koltuğu kendine ait zanneden zihniyetin koltuktan kalkmama adına sergilenen siyasi müdahaleler ve oluşturulan senaryolar, o senaryolar üzerinden bunu uygulayan aparatlar. Ve ne yazık ki Türk hukukunun başını öne eğen, 2 yıla yakındır bir zaman diliminin içerisindeyiz.

Bakınız az önce -hukuki tarafına asla girmeyeceğim- burada ifade veren şahıs, etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Yani Türk hukuku, insanları bu duruma düşürüyor. Yani özgürlük çalınmış çünkü, neler yapılmış insanlara. Ve bu duruma düşürüyor, diyemiyor bir şey yani. Acaba oradan bir şey yapılır mı? Çünkü ne tehditler, ne tecritler, ne olmaması gereken tahmin edilemez işlerle karşı karşıya insanlar. Evlatlarıyla tehdit mi ararsınız, eşleriyle tehdit mi ararsınız? Yargılama diye bir şey yok. Suç yok, delil yok, buna rağmen deniyor ki: "Masumiyetini ispat et." Böyle bir şey olabilir mi? Bir yandaş kalem, kendisine tepki gösteren yani birini, yargısız infaz yaparken kendisine tepki gösteren kişilere aynen şunu yazdı, gerçekten bu şu andaki Türkiye'de kurulmak istenen düzenin şeyidir, tarifidir, tanımıdır. Diyor ki: "Bana saldıracağınıza arkadaşınızın suçsuzluğunu ispat edin" diyor. Yani sosyal medyada yandaş medya mensubu bir kişi birini yargısız infaz ederken ona saldıranlara diyor ki: "Bana saldıracağınıza arkadaşınızın suçsuzluğunu ispat edin." Böyle bir şey var mı? Önce bir suç vardır ispatlı, ondan sonra suçsuzluğu ispat edilir. Bu durumda insanlar.

"İftira dolu bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir"

Benim ve birçok arkadaşımın yüzlerce insanın muhatap olduğu durum budur. İnanın bu işkenceler ve bu zalimlikler İstanbul'dan Antalya'ya, İzmir'den Türkiye'nin birçok şehrine Adana'ya, Adıyaman'a kadar ve de tek merkezden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden iş ve işlemler yürütüldü, yürütülmeye devam ediyor. Bu tarih, bu dönemde yapılan bu işlerden sonra insanlar bu ülkenin insanları geriye dönüp baktığında düşünün bakalım diploma iptaliyle alakalı bu insanlar ne diyecekler? Diplomayla ilgili yani 31 sene sonra iptal edilen bir diplomayla ilgili, 36 sene sonra yapılan bir yatay geçişle ilgili evrakta sahtecilik uydurmasıyla ilgili bu insanlar ne diyecekler? Fazla değil birkaç sene sonra yani göreceğiz. Ahmak davası, bilirkişi davası, makam aracı davası, çirkin davası ve nihayet bugün burada da asrın iftirası. Asrın iftirası casusluk. Asrın iftirası İBB davası. İftira dolu bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir. 19 Mart süreciyle birlikte dediğim gibi absürt dava ve soruşturmaların muhatabı haline getirildim Sayın Başkan.

"Ne 4000 sayfalık İBB davasının ne bunun, bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım"

Bugün ise gerçekten dünyada eşi benzeri görülmemiş… Sırf koltuktan kalkmamak için... Halkı adına, koltuğa yapışmış korku içerisinde bir zihniyetin, kendini dört defa yenmiş, milletin oyuyla beşinci defa yenilecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yürütülen yargı saldırısı altındayım. İşin özeti budur. Bugün burada milletin iradesini hiçe sayan anlayışın ve onun yargıdaki bir avuç aparatın ürettiği en tuhaf, onun bizzat kaleme aldığı o zihniyetin bizzat kaleme aldığı senaryolardan biri ve onun talimatlandırdığı yönetmenin sözde casusluk suçlaması nedeniyle bugün buradayım. İşte bu iddianame nedir biliyor musunuz? Tam bir hukuk cinayetidir. Sırası geldiğinde defalarca hatırlatabilirim. İddianame 159. sayfa. Zaten şunların hepsi çöp. Hepsi. Sorsanız iddianame hazırlamışlar. Çöp. Kopyala, fotokopi. Yazık sayın başkan, sayın heyet, size yazık biliyor musunuz? Kaç tane davanın içindeyim evet. Çok saygıdeğer avukatlarım var, görevleridir, okuyorlar, meslekleridir. Ben buradan ilan ediyorum, tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım, gerek bile duymadım biliyor musunuz? Ne 4000 sayfalık İBB davasının ne bunun, bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım.

"Kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatıyorsunuz?"

Ama burası yeter; sonu: “Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı...” Suç mudur Sayın Başkan? İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şimdi buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Kim diyebilir? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkak zihniyetin ortaya koyduğu bir siyasi davadır Sayın Başkan, sayın heyet. Bütün bunları yaşatacaksınız, ondan sonra Meclis’te yasa çıkaracaksınız, bu ülkeye de yabancı yatırımlar koşa koşa gelecek. Hadi oradan! Kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatıyorsunuz?

"Benim neyim varsa bu ülkede"

Kendinizin varsa sağda solda parası onu getirirsiniz bilmem. Benim neyim varsa bu ülkede. Ama birilerinin varsa getirirler, onu bilmem. Bu ülkeye temiz, yurtdışından yabancı sermaye gelecek ve yatırım yapacak. Ben iş insanıyım. Ben taştan ekmeği çıkarmayı öğreneli tam 50 sene oldu. Altı yaşımdan beri. Annemden, babamdan öyle öğrenerek büyüdüm, iş insanıyım ben. Binlerce daire yaptım, konut yaptım, iş yeri yaptım, proje yaptım binlerce. Ben iş insanıyım. Sermaye nedir? Ahlaklı sermaye nedir? Ahlaklı iş nasıl yapılır? Para nasıl bir yere gider? Birine insan nasıl borç verir? Borç vermeyeceği insan nasıl insandır bilirim. Ülkenin insandan farkı yoktur, aynı şey. Bu bakımdan bu ülkeye yazık ediyorlar. Yazık Mehmet Şimşek’e, yazık. Yazık veya onun gibi bu işi peşine koşan insanlara yazık.

Casusluk... Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, yani utanç verici bu rezilliğe gerçekten bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yani casusluk şuymuş, buymuş vesaire; bunların hiçbirine girmeyeceğim. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu, düşman hukukunu yaşadım, yaşıyorum. Aile boyu yaşıyorum. Yüzlerce ailenin bu sıkıntı altında nasıl bir şiddete uğradığını görüyorum. Bir Bakan ağzıyla, bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Bir ülkenin ana muhalefet liderine, bir Adalet Bakanı'nın şantaj yaparak, 'Bak senin hakkında itirafçı olacak' diye 3-4 hafta önceden konuşan bir Adalet Bakanı'nın var olduğu bir ülkede yaşıyoruz; bunları yaşıyorum. Ama bütün bunların yanında bu casusluk meselesi var ya, gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum yani. Bunu da yaşattılar bize. Ve casusluktan Ekrem İmamoğlu'nu tutuklamak; hukukla, akılla, vicdanla açıklanabilecek bir şey değil. Bunun adı, aklın ve ciddiyetin tamamen terk edilmesidir. Talimat gelirse 'Ben her şeyi yaparım' anlayışının en trajik zirvesidir. Yani 'Dilinle şu salonu yala ve temizle' deseler onu da yapacak seviyede bir tavrın, anlayışın, davranışın biçimidir bu; başka bir şey izah edemez bunu. Dinlediklerimi görüyorum, ediyorum; başka türlü izah edilemez.

"Bizlerden casus ve vatan haini çıkarmaya çalışıyorlar"

Gerçekten bu iddianameyi tarif etmek zor Sayın Başkanım. Bu metin; siyasetin, talimatla yürütülen yargı süreçleri aracılığıyla hukuku nasıl zorladığının, yargının itibarını nasıl yerle bir ettiğinin ibretlik bir belgesidir. İbretlik bir belgedir bu. Eğer Türk yargısının bir 'utanç belgeleri müzesi' olsa, o iddianame, şuradaki bu rezalet, o duvara ilk asılan metin olur. İftiranın büyüklüğüne bakar mısınız ya? Casusluk, vatan hainliği... Ekrem İmamoğlu'ndan, Necati Özkan'dan, Merdan Yanardağ'dan casus ve vatan haini çıkarmaya çalışıyorlar. Böyle bir şeyi akıl edenler, yazanlar, altına imza atanlar hukukla değil, utançla anılacaktır. Tarihe geçti; onları ben de kurtaramam bundan sonra. Yani ben desem ki 'Bunları affedin', bu millet affetmez yani. İşte 19 Mart siyasi darbe süreci ile birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar meşruiyetini kaybetmiş varlığını korumak için faaliyet gösteren parti bürolarına dönüştürülmüştür. Ben bunu yaşıyorum; her gün, iki senedir her gün yaşıyorum...

"Bu yargılamanın sonucunun savcılık eliyle sağa sola sızdırıldığı bir Türkiye'deyiz"

Tekrar ifade ediyorum: 19 Mart siyasi darbe süreci ile birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar meşruiyetini kaybetmiş, varlığını korumak için faaliyet gösteren parti bürolarına dönüştürülmüştür. Bu ve buna benzer bahsettiğim iddianamelere imza atan iddia makamları, parti büroları. Mesela burada ben daha yargılanmaya girmeden, bu yargılamanın sonucunun savcılık eliyle sağa sola sızdırıldığı bir Türkiye'deyiz biz. Bu süreçlerde hazırlanan iddianamelerle talimatları uygulayan ve iktidarın siyasi hedefleri uğruna hareket eden herkes; hukuku koruma görevini değil, anayasal düzeni zedeleyen bir anlayışı temsil etmektedirler. Bana göre bundan daha büyük bir suç yok.

Burada kasıtlı ve sistematik biçimde masumiyet karinesi yok sayılmaktadır. Bitmiştir onların nezdinde masumiyet karinesi… Devletin yetkisi, masum insanları korumak için değil, baskı altına almak için kullanılmaktadır. İnsanların özgürlüğü vicdana, ahlaka ve hukukun en temel ilkelerine aykırı biçimde ellerinden alınmaktadır. Alelacele kurulan, sanığı dinlemeden karar veren, yüzümüze bile bakmadan tutukluluğu cezaya dönüştüren sulh ceza hakimlikleri adaletin değil, önceden verilmiş kararların infaz makamına dönüşmektedir. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklamasına ben imza atmak istiyorum diyenlerin görevlendirildiğini duyuyoruz biz.

Ben artık her şeyi anlatıyorum, bütün Türkiye duyacak bunları. Sayın Başkan, Sayın Heyet, sizin makamınız kutsal. Bakın bunu içten değil nerdeyse hücrelerimle söylüyorum, kutsal. Kararınızı verene kadar da böyle bakacağım size. Ondan sonra nasıl bakacağıma siz karar vereceksiniz. Kutsal, tarif edemem yani. Yüce Yaradan ve kendi inancımdan sonraki en kutsal makam olarak görüyorum ben burayı. Bu makam bir kararı suçsa suç, çıkar karşısındaki insanın gözünün içine baka baka okur, mahkemeyi bitirir ve gider. Benim bulunduğum mahkemelerde konuşurken, kağıdı okurken kapıdan kaçanları gördüm Sayın Başkan. Benim 3 tutuklamamda böyle yapıldı. Birine de bu iki arkadaşım şahit. Nereye kaçıyorsun diye peşinden seslendim. Niye yüzümüze okumuyorsun diye peşinden seslendim. Böyle bir yargılama olur mu? Bunu bir insan kaldırabilir mi yani?

"Anayasayı yok saydıktan sonra neyi konuşacağız?"

Ve ne acı ki kendisi bunu okumadan zaten medya yazmış. Yazmış kararı yazmış. Onun için adaletin değil, önceden verilmiş kararların infaz makamına dönüşmektedir bu tür mahkemeler. Aynı zamanda iktidar medyasına servis edilen yalanlar, iftiralar ve insan onurunu hedef alan saldırılarla insanların haysiyeti, itibarı ve vatan sevgisi bilinçli şekilde hedef alınmaktadır. Bu ülkede vatan sevilsin istenmiyor, millet sevilsin istenmiyor, bayrak sevilsin istenmiyor; bakın bu ülkede şu anda yönetici zihniyet bunu istemiyor. Çok net ilan ediyorum; istemiyor. Vatan, millet, bayrak böyle sevdirilmez. Adaletle sevdirilir. Başta adalet; adalet mülkün temelidir. Adalet varsa devlet var. Anayasa Mahkemesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin açık kararlarını ve yerleşik içtihatlarını uygulamayan bir anlayışın hukuk devleti iddiasında bulunması mümkün değildir. Değildir.

Anayasayı yok saydıktan sonra neyi konuşacağız? Anayasayı uygulamadıktan sonra neyi konuşacağız? Anayasayı Ekrem'e göre veya Merdan'a göre veya Necati'ye göre diye ayarlıyorlarsa neyini konuşacağız? Değildir hukuk, mümkün değildir yani. Hukukun üstünlüğünü yok sayan her uygulama yalnızca bireyleri değil, toplumun adalet duygusunu ve devletin anayasal düzenini de ağır biçimde yaralamaktadır. Bu yaşananlar yalnızca bir yargı süreci değildir; açık bir rejim değişikliği girişimidir. Seçimi, sandığı, temel hak ve özgürlükleri, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesini, cumhuriyeti, demokrasiyi etkisiz hale getirme çabasıdır, girişimidir.

"Bu iddianame, demokrasi ve Cumhuriyet’in temel değerlerine yönelik ciddi bir müdahale anlayışının ürünüdür"

Bu iddianame, demokrasi ve Cumhuriyet’in temel değerlerine yönelik ciddi bir müdahale anlayışının ürünüdür. Adım adım başka bir rejime yürüyüştür bu. Ama bu millet monarşiyi de krallığı da padişahlığı da bırakalı 103 sene oldu. Önümüzde duran bu iddianamede sandığın anlamını tümüyle boşaltmak, adil seçim ortamını ortadan kaldırmak ve millet iradesini yargı eliyle baskı altına almak isteyen zihniyetin net bir eseridir. Bu iddianamede istenen budur Sayın Başkan, sayın heyet. Önümüzde duran bu iddianamede yapılmak istenen budur. İşte bu sıraladığım hukuksuz işlemleri yapanlar buradan ilan ediyorum; ister yargı mensubu olsun, ister talimat verenin siyasi aparatları olsun, tümüyle anayasayı ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlemiştir ve işlemeye devam ediyor. Tekrar söylüyorum; işte bu sıraladığım hukuksuz işlemi yapanlar, ister yargı mensubu olsun ister talimat verenin siyasi aparatları olsun, tümüyle anayasayı ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlemiştir, işlemeye devam etmektedir. Ve bu suçu işleyenler zannetmesinler suçu işlediğimizle kalırız. Gün geldiğinde bu millet adil yargı önünde nasıl geçmişte hesabını sormuşsa tekrar soracaktır. Allah ömür verirse göreceğiz.

"Bu iddianame ne yazık ki yine vasatlığın ve zorlama kurguların bir örneği olarak tarihe geçti"

Sayın Başkan, Sayın Heyet; önümüzdeki bu iddianame ne yazık ki yine vasatlığın ve zorlama kurguların bir örneği olarak tarihe geçti. Ve ifade ettiğim gibi şu bir sayfanın dışında içinde hiçbir şey yoktur. İsimler, başka isimler, başka ilişkiler, hatta yüzde yetmişi sekseni bugün bu hamleleri yapan iktidar zihniyetinin geçmişte belki makul arayışları için yaptığı eylemleri içeren birçok husus vardır ki az önce yine burada ifade veren Sayın Hüseyin Gün birçok şey anlattı sizin huzurunuzda. O hikayelere dalacak değilim ama tek bir fotoğraf, bakınız Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir fotoğraf var bu dosyada, düşünün yani. Ve Ekrem İmamoğlu o fotoğraf karesini lütfen istirham ediyorum yansıtınız. O fotoğraf karesi tek bir fotoğraf. İşte orada bir hanımefendi. Sayın Başkan burası çok affedersiniz İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Patagonya’da bir beldenin belediyesi değil yani. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kadim İstanbul’un belediyesi. Her şeye rağmen bir kurumsallığı vardır. Yani o kapıdan içeri girenler, o makam odasına girenler kayıt altındadır zaten.

"Ben Anadolu’nun Türkiye’nin her yerinden köylerden ağıtlar, mektuplar alıyorum biliyor musunuz?"

Bakınız bu kurumun ben buradayken, sonrasında istediğimde işte o günün yeterli herhalde şey yapabiliriz, istediğimde bana mesela yine hanımefendi ile çekildiğimiz fotoğrafların muhtelif kareleri... Aynı gün peşi sıra başka ziyaretçiler... Peşi sıra tanıdık isimler var içinde. Geçmiş dönemde bakanlık yapan var, yine hanımefendiler var, teyzeler var, kız kardeşlerimiz var, beyefendiler var, var oğlu var yani bir sürü insan var burada, bir sürü insan, sadece bir kısmı. Azerbaycan’dan gelen iş insanı var. Ve bunların birçoğunun şu listede ismi yok. Mesela bu daha önceden kayıtlı, randevu verilmiş isimler ve işler. Bunun içinde işte Pınar Denktaş’ın ziyareti, rahmetli Rauf Bey’in torunu, örnek veriyorum yani. Bir sürü insan var girmeyeceğim, sporcusu var vesaire. Böyle listesi var.

Bu listede bu iki kişi, biri rahmetli, onlarda yok. Demek ki son anda belki işte Necati Bey rica etmiş falan bu şekilde görüştüğümüz bir insanla fotoğraf ki Allah’ıma şükürler olsun beni insanlar çok sever Sayın Başkan, sayın heyet. Gurur duyuyorum bununla. Özellikle de hanımefendiler, teyzeler, anneler... Ben Anadolu’nun Türkiye’nin her yerinden köylerden ağıtlar, mektuplar alıyorum biliyor musunuz? O kadar zenginim ki Allah saraydakini korusun, o kadar fakir ki. Anneler, çok zenginim yani. Onun için böyle bir ziyaretten, böyle bir fotoğraftan suç çıkarmak olacak iş değil Sayın Başkan. 26 Ağustos’ta işte dediğim gibi hayatını kaybetmiş bize gönülden sevgisini hissettiren bir kadının yaptığı ziyaret. Bana bu fotoğrafı "Ya bu nedir? Nereden çıktı bu iş?" diye kızgınlığımdan avukatım bana fotoğrafını getirdi. Dediler ki "Bu beyefendi," dedim "Ben hanımefendiyi hatırlıyorum ama beyefendiyi hatırlamıyorum." Yani hanımefendi Allah rahmet eylesin unutulacak bir kadın da değil yani hani giyimi kuşamıyla. Güzel bir hanımefendi, gayet şık beni ziyaret etmiş, onur duydum yani. Yanında bugün bu iftiranamenin temelini oluşturan söylemlerin kaynağı haline gelen işte beyefendiyi de az önce dinledik.

Bana iyilik yapan insan karşısında mahcup olurum.

Ama bana kötülük yapılıyorsa, bu millete kötülük yapılıyorsa... İşte o zaman benim cesaretimin sınırını kimse ölçemez. Bunu yaradan bilir.

Benim Silivri’ye girdiğimde gücüm yüzse şimdi yüzbin. Buradan açıkça ifade ediyorum; Bu uydurma iddianamelere imza atanlara… Bu hukuksuz süreçleri yönetenlere… Diplomamı hukuksuz biçimde iptal edenlere… Usulsüz yargılamalarla karar verenlere…
Davalarımda hakim değişiklikleriyle adaleti zedeleyenlere… Ve anayasal düzeni bozacak hamleleri yapan bu anlayışa karşı Yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim.

Bunu bugün huzurunuzda ilan ediyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet.

İsteyen bunu alıp başucuna koysun. Ben ne hak yedim…
Ne de hakkımı yedirdim. Ve hakkımı sonuna kadar savunacağım.

Hukuku araçsallaştırarak insanlara zulmedenlerin hukuk önünde hesap vermesi için de mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Yargı eliyle yürütülen bu hukuksuzluğun peşini asla bırakmayacağım.

Buradan 86 milyon yurttaşımın huzurunda söz veriyorum: Beni bu mücadeleden vazgeçirecek güç, anasının karnından doğmadı.

Ben yalnızca yaradanın huzurunda boyun eğerim. O da ibadet ederken.

Şimdi çıkmışlar, bu çöp iddianameyle Ekrem İmamoğlu’na ‘vatan haini’, ‘casus’ yaftası yapıştırmaya çalışıyorlar. Neden?Çünkü bazıları için hukuk artık adaletin değil; makamın, terfinin ve kişisel kariyer hesaplarının aracı haline gelmiştir. Bakın dosyalara…Bakın süreçlere… Ne oldu?
Başsavcı bakan oldu.Bu dosyalara imza atan başsavcı vekili bakan yardımcısı oldu.

Şimdi bu iddianameyi hazırlayanlar da yarın başka makamlara gelseler ne olur? İtibar böyle kazanılmaz. İtibar, hukuku eğip bükerek değil; adaletle kazanılır. İşte bu yüzden söylüyorum: Bu iddianame bir hukuk metni değildir. Bu iddianame, bir menfaat düzeninin parçasıdır.

"Ben bunların her birine isim koyuyorum"

Açık söylüyorum Sayın Başkan: Bana açılan davaların hiçbiri gerçek anlamda bir yargılama değildir. Ben bunların her birine isim koyuyorum.

Birinci şık:
Menfaatname.

İkinci şık:
İftiraname.

Üçüncü şık:
Gıybetname.

Dördüncü şık:
Telkinname.

Beşinci şık mı?

Hepsi.

Hepsini işaretliyorum. Çünkü ortada hukuk yok. Ortada siyasi hedefler uğruna hazırlanmış metinler var.

"Devlet kimin yahu? Recep Tayyip Erdoğan mı?"

Devlet kimin yahu? Recep Tayyip Erdoğan mı? Kim demiş? Devlet milletin, milletin. Eşit yurttaş, eşit hissedar. Devlet herkesin. Ne Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi ne A kişisinin ne B kişisinin. Ama benim karşımda ağızlarını bıçak açmayacak şekilde böyle oturan bürokratlar var. Çok üzgünüm. Çok şey anlatılır yani. Ve o dönemin bürokratları, yetkili o zamankinden suçlu olup benim bir tane; düşünün ki bir talimatım bile devreye konmamış, yürütmeyi durdurmayla önü kesilmiş. Onun için veri sızıntısından söz etmek akıl ve mantık dışıdır Sayın Başkan, Sayın Heyet. Eğer gerçekten bir veri sızıntısı varsa da sorumluları orada. Ya da bilirkişi raporundaki gibi; eğer bu bir sorunsa, bu gerçekten bir veri sızıntısıysa, gerçekten devlet sırrını yurt dışına bir şekilde göndermekse de bilirkişi raporunda var; açın 2009'dan sonra olanları tek tek tespit ettirin, ne yapıyorsa yapsın devletimiz. Ama biz değiliz yani. Biz 18 günde bu işi zaten başaramayız, böyle bir şey olmaz; zaten o zihniyette değiliz. Allah korusun. Burada amaç, gerçeği ortaya çıkarmak değil savcılık tarafından Sayın Başkan, Sayın Heyet; siyasi hedefler doğrultusunda bir suç üretmek. Bu yaklaşım hukukla değil, kötü niyetle ve açık bir müfterilik anlayışıyla açıklanabilir. Başka hiçbir şey değil."

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, yaklaşık yedi aydır Silivri’de tutuklu olan gazeteci Merdan Yanardağ’ın davasını takip etti

Merdan Yanardağ hakkında “siyasal casusluk” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması 11 Mayıs 2026 Pazartesi günü başladı. Yargılama, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılıyor. İddianamede Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün "siyasal casusluk" suçundan 15 yıldan 20'şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

Duruşmayı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına Genel Sekreter Yardımcısı Uğur Güç, Yönetim Kurulu üyeleri Göksel Göksu ve Zeynel Lüle izledi. 


Ne olmuştu?

Tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, kayyım atanan TELE1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile İmamoğlu'nun tutuklu danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, 27 Ekim'de "siyasi casusluk" iddiasıyla tutuklandı.

İmamoğlu, "yolsuzluk" soruşturmasının ardından "casusluk" soruşturmasından da tutuklanarak ikinci kez tutuklanmış oldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında, "örgüt lideri" olarak ifade edilen İmamoğlu'nun, "'İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' olarak CHP'yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdiği, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda mali nitelikli suçları işlemek için, başta İstanbul'daki vatandaşların kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktararak casusluk suçu işlediği" iddia edildi.

Casusluk soruşturmasının kilit ismi Hüseyin Gün'ün ise etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebiyle ayrıntılı ifade verdiği öğrenildi. Emniyette 262 sayfa ifade veren Gün, 4 Temmuz'da tutuklandığı için cezaevine gönderildi.


T24'ün ifade haberleri

CANLI BLOG | İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ 'siyasal casusluk' iddiasıyla tutuklandı: Başsavcılık "İmamoğlu CHP'yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdi, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturdu" dedi!

İmamoğlu’nun ‘casusluk’ soruşturmasında savcılık ifadesi: Hüseyin Gün’ü tanımıyorum, yazışmalar ile alakalı bilgim bulunmamaktadır

Casusluk soruşturmasında itirafçı olan Gün: İmamoğlu için analizler yaptım, suç örgütü olduklarını bilsem yapmazdım

‘Casusluk’ soruşturmasında savcılıkta ifade veren Merdan Yanardağ: Gün'den bugüne kadar para almadım, normal bir izleyici ile yaptığım konuşmaları yaptım

İmamoğlu, Yanardağ ve Özkan için “siyasal casusluk” suçlamasıyla tutuklama talep edildi: Savcılık sevk yazısında ne dedi?

'Casusluk' soruşturmasında Necati Özkan’ın savcılık ifadesi: İmamoğlu'nun yol haritasını Aaron Barr'ın oluşturduğu yalandır, Gün bende bir dolandırıcı intibası yarattı

‘Casusluk’ soruşturmasında İngiltere istihbarat elemanı olduğu iddia edilen Hüseyin Gün’ün telefon rehberi: CIA, MI6, MOSSAD…


Soruşturmanın detayları: Suçlamalar ne, Hüseyin Gün kim?

Hüseyin Gün adlı kişinin "yabancı ülkeler lehine ajanlık faaliyetlerinde bulunduğu, görüşmelerini gizliliğe riayet etmek amacıyla kriptolu telefonlar üzerinden gerçekleştirdiği, farklı ülkelerde gerçekleşen iç karışıklıkları finanse ettiği" ileri sürüldü. Hesap hareketleri incelenen ve herhangi bir ticari işletmesi bulunmamasına rağmen yüklü miktarda yurtiçi ve yurtdışı para transferleri gerçekleştirdiği, hesaplarından 85 milyon Türk Lirası tutarında nakit çekim yapıldığı tespit edilen Hüseyin Gün’le ilgili “Ticari kimliğini ön planda göstererek, başkaca ülke menfaatleri doğrultusunda ülkemiz ve başkaca ülkelerde faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır” denildi.

Gün’ün, Ortadoğu ve Afrika ülkeleri ile Türkiye’ye dair topladığı bilgileri istihbari faaliyet yürüten yabancı ülke görevlilerine aktardığı ileri sürülürken; “Birçok yabancı ülke istihbarat görevlisiyle temas kurduğu, bir yabancı ülke istihbarat görevlisi ile FETÖ mensuplarınca kullanılan ByLock Talk and Chat benzeri, dışarıdan erişilemeyen ve üst düzey gizliliğe sahip 'Wickr' adlı kriptografik haberleşme programı üzerinden yazışmalar yaptığı, yazışmalarda yabancı ülke istihbarat görevlisinin şüpheliye Türkiye’de görev yapmış iki eski bakanın da yer aldığı bir grubun gizlice çekilmiş fotoğrafını gönderdiği tespit edildi” denildi.

Ayrıca Hüseyin Gün’ün İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan’a “dijital istihbarat toplama, İmamoğlu için gerçekleştirilen çalışmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar, 70.000 gönüllünün acil aktive edilmesi gerektiği, Murat Ongun’un cep telefonu uzaktan erişimli dinlemeye izin verebilecek casus yazılım ile enfekte olduğunu bu nedenle Murat’ın Ekrem Bey ile yapılacak hassas özel kampanya toplantılarına telefonunu götürmemesinin çok önemli olduğu” doğrultusunda "talimat verir nitelikte" görüşmeler gerçekleştirdiği ileri sürüldü. Savcılık açıklamasında, Hüseyin Gün ve Necati Özkan’ın “2019 Yerel Seçim Kampanyasında işbirliği yapmak ve özellikle seçmenlere ait gizli bilgilerin sızdırılması suretiyle bu amaç doğrultusunda eylemde bulundukları tespit edildiği" belirtildi.

Seçmenlere ait bilgilerin yabancı istihbarat servisleri ile paylaşıldığı iddia edilen soruşturmada, eylemin “casusluk faaliyeti” kapsamında olduğu belirtilerek, “Şüpheli Hüseyin Gün’ün suç örgütünün kurucusu diğer şüphelilerden Ekrem İmamoğlu’yla irtibatı ve ortak buluşmalarının bulunduğu anlaşılmıştır” denildi.

Öte yandan Savcılık açıklamasında TELE 1 Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Yanardağ ile ilgili de, "Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı Suç Örgütü yöneticilerinden şüpheli Hüseyin GÜN ile casusluk faaliyetlerine ilişkin çok sayıda irtibat ve yazışmasının tespit edildiği, tanık beyanı ile de doğrulandığı üzere şüpheli Merdan YANARDAĞ’ın şüpheli Hüseyin GÜN’ den menfaat temin etmek suretiyle seçim sürecinin basın ayağını organize ettiği ve 2019 yerel seçimlerinde yabancı istihbarat servisleri ile iştirak halinde seçimlerin manipüle edilmesi noktasında faaliyette bulunduğu ve bu şekilde Casusluk suçunu işlediği anlaşılmıştır" denildi.

Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan’ın da bu soruşturma kapsamında casusluk suçlarından sorgulanmak üzere bulundukları ceza infaz kurumlarından temin edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazır edilmeleri için müzekkere yazıldı. Soruşturma kapsamında, Merdan Yanardağ ‘casusluk’ suçundan bugün gözaltına alındı. Evinde ve iş yerinde arama yapıldı. Soruşturma kapsamında ‘casusluk’ suçundan tutuklu bulunan Hüseyin Gün’ün ise elde edilen yeni deliller doğrultusunda 'Suç örgütü yöneticisi olmak' suçundan sorgulanmak üzere Sulh Ceza Hakimliği kararıyla ceza infaz kurumundan temin edilerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne teslim edileceği öğrenildi.

Savcılıktan Hüseyin Gün açıklaması

Savcılıktan soruşturmanın kilit ismi olarak yer alan Hüseyin Gün'e ilişkin bir açıklama geldi. Yapılan açıklamada Hüseyin Gün isimli şahıs hakkında önceden FETÖ üyeliği nedeniyle soruşturma yapıldığı ve takipsizlik kararı verildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı dezenformasyon amaçlı olduğu belirtildi.

TELE1 binasındaki polis araması canlı yayında duyuruldu

TELE1’de Sabah Pusulası programını sunan Gökhan Kayış, TELE1'e operasyonu canlı yayında duyurdu. Kayış, sabahın erken saatlerinde TEM ekiplerinin kanal geldiğini ve arama yapıldığını söyledi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan açıklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı operasyon hakkında şu açıklamayı yaptı:

"Cumhuriyet Başsavcılığımız Terör Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında;

04/07/2025 tarihinde Casusluk suçundan tutuklanan ve yabancı ülkeler lehine ajanlık faaliyetlerinde bulunduğu, görüşmelerini gizliliğe riayet etmek amacıyla kriptolu telefonlar üzerinden gerçekleştirdiği, farklı ülkelerde gerçekleşen iç karışıklıkları finanse ettiği tespit edilen şüpheli Hüseyin GÜN’ e ait dijital materyaller (kriptolu telefon ve el yazısı doküman) incelendiğinde; sivil şahısların ya da şirketlerin temin etmesinin mümkün olmayacağı askeri mühimmat ve silahlara ait fotoğraflara ve İsrail Ülkesinde Askeri yada Siyasi alanda faaliyet gösterdiği anlaşılan İsrail vatandaşlarına ait pasaport fotoğraflarına rastlandığı, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında adli işlem tesis edilen şahıslar ve bu şahıslar haricinde PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü kapsamında adli işlem tesis edilen şahısların GSM hatları ile iletişim irtibatları bulunmuş ve farklı ülke konsolosluk görevlileri ile çok sayıda iletişim irtibatı tespit edilmiştir.

Yine şüpheli hakkındaki MASAK incelemesi neticesinde; halihazırda herhangi bir ticari işletmesi bulunmamasına rağmen yüklü miktarda yurtiçi yurtdışı para transferlerinin bulunduğu, hesaplarında 85 (seksenbeş) Milyon Türk Lirası tutarındaki paranın nakit olarak çekiminin gerçekleştirildiği ve bu tutarın kullanımına ilişkin herhangi bir alım-satım kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiş,

El yazısı defter ve belgelerin incelenmesi neticesinde ise şüpheliye ait olduğu anlaşılan belgeler içerisinde farklı ülkelerde gerçekleşen Darbe Girişimi/İç karışıklık olayları ile alakalı hususlardan bahsedildiği, Ülkemiz geneli görüşmüş olduğu şahıs veya kurumları günlük olarak not aldığı, yabancı bir ülke lehine faaliyet gösterdiği anlaşılan İstihbarat elemanları yada siyasi faaliyetlerde bulunan şahıslara ülkemiz geneli konularda bilgi aktarımında bulunduğu yönünde içeriklerin ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üst yönetim kadrosunda bulunan ve İngiltere imamı olarak nitelendirilen Mustafa ÖZCAN isimli şahıs ile yüz yüze görüşme gerçekleştirdiği, bu kişiden öneriler aldığına dair notların bulunduğu, Ortadoğu Ülkeleri, Afrika Ülkeleri ve Ülkemiz ile alakalı konularda toplamış olduğu bilgileri istihbari faaliyet gösterdiği tespit edilen yabancı bir ülkeye mensup şahıslara aktardığı şeklinde tespitlerin bulunduğu,

Şüpheli Hüseyin GÜN’ ün ticari kimliğini ön planda göstererek, başkaca ülke menfaatleri doğrultusunda ülkemiz ve başkaca ülkelerde faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır.

Şüphelinin irtibatları incelendiğinde bir çok yabancı ülke istihbarat görevlisiyle irtibatının bulunduğu, dikkat çekici olarak yabancı bir ülkenin istihbarat görevlisi şahısla FETÖ mensupları kullanılan ByLock Talk and Chat programı benzeri dışarıdan erişilemeyip üst düzey gizliliğe sahip kriptografik haberleşme programlarından olan “Wickr” programı üzerinden yaptığı yazışmalarda yabancı ülke istihbarat görevlisinin şüpheliye ülkemizde önceden görev yapmış iki bakanımızın da aralarında bulunduğu bir grubun uzaktan ve gizli çekilmiş bir resmini gönderildiği,

Yine Şüphelinin aynı kriptografik haberleşme programı üzerinden Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerinden olan şüpheli Necati ÖZKAN isimli şahısla özet olarak “dijital istihbarat toplama, İmamoğlu için gerçekleştirilen çalışmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar, 70.000 gönüllünün acil aktive edilmesi gerektiği, Murat Ongun’un cep telefonu uzaktan erişimli dinlemeye izin verebilecek casus yazılım ile enfekte olduğunu bu nedenle Murat’ın Ekrem Bey ile yapılacak hassas özel kampanya toplantılarına telefonunu götürmemesinin çok önemli olduğu” bu şeklinde Necati Özkan’a talimat verir vasıfta görüşmelerin tespit edildiği, şüpheli Hüseyin Gün’ün Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerinden şüpheli Necati Özkan’ın hiyerarşik olarak üstünde suç örgütü içerisinde yönetici olarak faaliyet gösterdiği,

Ekrem İMAMOĞLU suç örgütünün asıl amacının maddi menfaat elde ederek örgüt lideri Ekrem İMAMOĞLU’ nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak olduğu, Suç Örgütü yöneticilerinden şüpheli Hüseyin GÜN’ ün şüpheli Necati ÖZKAN ile örgütün bu amacı doğrultusunda 2019 Yerel Seçim Kampanyasında işbirliği yapmak ve özellikle seçmenlere ait gizli bilgilerin sızdırılması suretiyle bu amaç doğrultusunda eylemde bulundukları, seçim bölgelerine ilişkin analiz yaparak seçmen profili çıkardıkları ve strateji belirledikleri, bu çalışmayı gerçekleştirirken de seçmenlere ait bilgilerin yabancı istihbarat servisleri ile paylaşıldığı ve eylemin casusluk faaliyeti kapsamında olduğu, ayrıca şüpheli Hüseyin Gün’ün suç örgütünün kurucusu diğer şüphelilerden Ekrem İmamoğlu’yla irtibatı ve ortak buluşmalarının bulunduğu anlaşılmıştır.

Yine soruşturma kapsamında elde olunan delilere göre medya mensubu şüpheli Merdan YANARDAĞ’ ın Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı Suç Örgütü yöneticilerinden şüpheli Hüseyin GÜN ile casusluk faaliyetlerine ilişkin çok sayıda irtibat ve yazışmasının tespit edildiği, tanık beyanı ile de doğrulandığı üzere şüpheli Merdan YANARDAĞ’ ın şüpheli Hüseyin GÜN’ den menfaat temin etmek suretiyle seçim sürecinin basın ayağını organize ettiği ve 2019 yerel seçimlerinde yabancı istihbarat servisleri ile iştirak halinde seçimlerin manipüle edilmesi noktasında faaliyette bulunduğu ve bu şekilde Casusluk suçunu işlediği anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda;

Başka suçtan tutuklu şüpheliler Ekrem İMAMOĞLU ve Necati ÖZKAN isimli şahısların üzerlerine atılı iş bu soruşturma kapsamında Casusluk suçlarından sorgulanmak üzere bulundukları Ceza İnfaz Kurumundan temin edilerek Cumhuriyet Başsavcılığımızda hazır edilmeleri için müzekkere yazılmış,

Şüpheli Merdan YANARDAĞ ise üzerine atılı Casusluk suçundan bugün yakalanarak gözaltına alınmış, şüphelinin ikamet ve işyerinde arama işlemi yapılmıştır.

Soruşturma kapsamında önceden 04/07/2025 tarihinde Casusluk suçundan tutuklanan şüpheli Hüseyin GÜN ise işlemleri yapılmak ve elde olunan yeni delillere göre üzerine atılı Suç Örgütü Yöneticisi Olmak suçundan sorgulanmak üzere Sulh Ceza Hakimliği kararıyla Ceza İnfaz Kurumundan temin edilerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne teslim edilecektir.

Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma, Milli İstihbarat Teşkilatımız ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile iş birliği içerisinde kararlılıkla ve genişletilerek sürdürülecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 24.10.2025

 

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI"


İlgili İçerikler