Doğru, bir zamanlar “böyle bir sorun” vardı!
Ders verdiğim fakültelerdeki başörtülü öğrencilerin birden kapı dışına atıldığı dönemler mesela. İstanbul Üniversitesi İletişim’deki üç öğrencimi, kimi derslere alınmasalar dahi, ısrarla sınıfta tutmuş, çekildikleri bir köşeden diğer arkadaşlarının yanına davet etmiştim. Bilgi’de de benzer şeyleri yaşadım. Zaten birçok yazı da yazdım o dönemler.
Silahlı Kuvvetler’de de başörtülü eşlerin, kızların askeri lokallere alınmaması AKP döneminde de uzun süre devam etti. Böyle birçok örnek olay yazdım o zamanlar da. Biri de lise sondaki bir genç kızdı. Yazdıktan bir süre sonra sanırım bu engel kalktı. O öğrenci beni aradı, “Sayenizde hukuk okuyacağım ve insan haklarını savunacağım” dedi ve sanırım öyle de yaptı!
“O sorun” o şekliyle çoktan bitti. Hatta ötesine de açıldı kapılar. Ve derken “öteki kadın öğretmenler hiza verilme” aşamasına da gelindi. Başka örnekleri de biliyorsunuz: Hayata, kıyafete, toplumsal cinsiyet kimliklerine müdahale, hatta savaş!
Fakat iktidarın yeni bir “başörtüsü sorunu” var: AKP’liyken muhalif olan kadınlar, kızlar… Başörtülü muhalifler… AKP’li bile olmadan karşı safa geçen başörtülü gençler!
Eski yıllardakini kullanır, hatta istismar edersin, “zulüm” filan dersin, ki haklı yanları da vardı; bunu ne yapacaksın!
Bu kadınlar, köyden şehre, başörtülü, inançlı, hayata ve esas zulümlere karşı bilinçli… ve başörtüleriyle iktidarın karşısına geçme “cüreti” gösteriyor!
Onlardan biri de Amine Cansu Çelik. Sinem Dedetaş’ın başkan seçildiği Üsküdar Belediyesi’nde onun yardımcısı(ydı.)
Siyasete çok gençken AKP’de başlamış, yükselmişti de. Sonra, artık ne hissetti, ne gördü, neye isyan ettiyse CHP’li (artık Yeni Partili) oldu ve Üsküdar’ın (ve İBB Meclisi’nin) en çalışkan kişilerinden sayıldı.
İşte iktidarın “en büyük başörtüsü sorunu” artık bu. “Oyları ve huyları cepte” sanılan kadınların, kızların “muhalif” olması! İnançlarıyla da elbette, ama muhakemeleriyle, “bu böyle olmaz” demeleri; hayatı, dünyayı, ülkeyi iktidar tepesinden veya tepsisinden değil, vicdan ve muhakeme penceresinden görmeleri.
Bilgi Üniversitesi direnişinde gözaltına alınan kız öğrenci de Boğaziçi Üniversitesi’ne polis müdahalelerinde keman çalan genç kız da böyleydi.
AKP’nin “başörtü sorunu” şu ki, çoğunluk olmasalar dahi, böyle kadınlar, kızlar çoğalıyor. Ya artık oyu orada değil; ya da eğitimiyle, gençliğiyle, hayat deneyimleriyle, inancından vazgeçmeden siyasi tavrını iktidar karşısına konuşlandırıyor.
Çünkü “o eski zulüm” bitti; bin tür başka zulüm sökün etti. Yerlerde sürüklenen başörtülü başörtüsüz köylü kadınlar, aç bırakılan madenci ailelerin kadınları, kızları, katledilen korumasız kadınlar, işyerlerinde ezilen, yanan, kül olan, boğulan “başörtülü-başörtüsüz işçi sınıfı” kadınları… okulları işgal edilen öğrenciler!
Elbette bunun da “cezası” var! Çünkü kökten muhalif zaten belli de, ama bu da bir dalga olabilir tabii. O yüzden “başörtüsüz” Sinem Dedetaş da, onun başörtülü “yoldaşı” Amine Cansu Çelik de içeride. Sadece ceza değil, seçimle kaybettiğin önemli bir belediyeyi daha gasp harekâtı tabii. Aynı belediyede AKP grup başkanı iken “haksızlıklar” yüzünden muhalif olan erkek de içeri alınıyor o yüzden. O yüzden, Amine Cansu, son bir hamleyle, seçim gaspını önlemek için gözaltında iken istifa edip yedek üyenin oyuna yer açıyor.
Bunu en çok AKP’ye oy vermiş, verecek kadınlar, kızlar görebilmeli. Ezberlerini bırakıp vicdana ve muhakemeye sarılarak! Çünkü acılar ve zulüm, yoksulluk ve hayatın şiddeti, elbette kayırdıkları da az değil ama, saldırırken, genellikle başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapmıyor.
Bunu atölyelerde yanan kadın işçiler de biliyordu, madenci eşleri de yaşadı; toprakları, zeytin ağaçları, suları kanka holdingler için gasp edilen köylü kadınlar da gördü!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


