Yapay zekanın karikatür yarışma jürisi ile oyunu

Yapay zekanın karikatür yarışma jürisi ile oyunu

Asıl skandal, yetersiz bir derneğin Nasreddin Hoca gibi evrensel bir figürün mirasçısı olarak dünyaya açık bir mizah dili ile seslenememesi ve sonuçta inandırıcılığını ve saygınlığını yitirmesidir

Yapay zekanın karikatür yarışma jürisi ile oyunu

Bu yıl 45’incisi düzenlenen Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması, utanç verici bir skandalla gündeme oturdu. Yarışmanın jürisi; Akşehir Belediye Başkanı Dr. Ahmet Nuri Köksal başkanlığında, Metin Peker, Nuri Koçak, Ahmet Öztürklevent, Akdağ Saydut ve İbrahim Tuncay’dan oluşuyordu. 3 Haziran 2025 tarihinde Akşehir’de toplanan jüri, 62 ülkeden 650 çizerin gönderdiği 2050 karikatürü beş turluk bir değerlendirme sürecinden geçirerek ödülleri belirledi.

Yarışma şartnamesinde özellikle “yapay zeka ile üretilmiş eserler yarışmaya kabul edilmeyecektir” maddesi varken, büyük bir skandal yaşandı. Büyük ödül Portekizli çizer Pedro Silva’ya giderken, Akşehir Belediyesi ve Nasreddin Hoca Özel Ödülü İranlı çizer Hossein Abdollahi Adli’ye verildi. Ancak kısa süre sonra, Adli’nin ödül alan eserinin yapay zeka tarafından üretildiği ortaya çıktı. Bu gerçeği, yine İranlı bir başka çizer olan Jay Javad Takjoo Facebook sosyal medya hesabından “Bu şaheseri yaratan yapay zekayı tebrik ederiz” şeklindeki ironik paylaşımıyla duyurdu.

Yapay zeka ile üretilmiş, İranlı çizer Hossein Abdollahi Adli’nin Akşehir Belediyesi ve Nasreddin Hoca Özel Ödülü verilen karikatürü

İşin düşündürücü yanı, uluslararası olduğu iddia edilen fakat hiçbir yabancı üyesi bulunmayan yarışma jürisinin, şartnamede açıkça yasaklanmış olmasına rağmen yapay zeka ile üretilmiş bir eseri ayırt edememesi ve üstelik ödüllendirmiş olmasıydı.

Ancak asıl skandal bununla da sınırlı kalmadı. Organizasyon tarafından ne bir özür ne de bir açıklama yapıldı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, sessiz sedasız şekilde, Adli’nin eseri yarışma sonuçlarının yayınlandığı sayfadan kaldırıldı. Ardından aynı ödül, Romanyalı çizer Liviu Stanila’nın karikatürüne verildi.

Skandalın ortaya çıkmasıyla, saatler içinde sessiz sedasız iptal edilen Hossein Abdollahi Adli’nin ödülünün yerine duyurulan seçki (Liviu Stanila, Romanya)

Bu olay, yarışmanın ciddiyeti, şeffaflığı ve etik standartları konusunda büyük soru işaretleri doğurdu. Yarışma şartlarına açıkça aykırı bir eserin ödüllendirilmesi, ardından sessizce sonuçların değiştirilmesi hem çizerler hem de kamuoyu nezdinde organizasyonun güvenilirliğine ağır bir darbe vurmuş durumda.

Bu skandalı ben de ülkemizin önemli çizerlerinden Hicabi Demirci’nin Facebook sayfasından öğrendim. Hicabi, J.J. Takjoo’nun bu durumu ifşa eden paylaşımını alıntılayarak, bir anlamda yarışma jürisinin bu büyük hatasını ve beceriksizliğini sorguluyordu.

Hicabi, özellikle yarışma şartnamesinde en çok öne çıkan maddenin “Yapay zeka ile üretilen eserlerin yarışmaya kabul edilmeyeceği” kuralı olduğunu vurguluyor, İranlı ünlü çizer J.J. Takjoo’nun da sayfasında, bu kurala rağmen ödüllendirilmiş bir yapay zeka çalışmasını açıkça yayınladığını belirtiyordu.

Hicabi, konuyu yalnızca yarışma jürisinin yetersizliğiyle sınırlı bırakmayıp, meseleyi Karikatürcüler Derneği’nin yıllardır süregelen işleyiş sorunlarına getiriyordu. “Uluslararası olduğu iddia edilen bir yarışmada tek bir yabancı jüri üyesi bile yok. Jürinin tamamı Türk ve hiçbiri çalışmanın yapay zeka ürünü olduğunu fark edemiyor. Buna aslında şaşırmamak gerekir, çünkü derneğin başında 25 yıldır karikatür dahi çizemeyen bir kişi bulunuyor ve tüm süreci o yönetiyor. Siyasi iktidarın değişmesi için yıllardır eline kalem alan isimler, 25 yıldır temsil yeteneği olmayan bir ismin o koltukta oturmasına ses çıkarmıyor. Asıl ülke sorunu da burada yatıyor. Çıkar ilişkileri ve liyakatsizlik her alana sirayet etmiş durumda. Yarışma jürisinin büyük çoğunluğunun uluslararası hiçbir başarısı yok. Ama buna rağmen o koltuklarda oturmayı kendilerinde hak görecek kadar ilişkilerini geliştirmişler.”

Hicabi, bu satırları yazmasının ana nedenini ise şöyle açıklıyor: “Karikatürcüler Derneği kamusal bir dernektir. Kamuya açık olan bir yerle ilgili her şeyi kamunun bilmesi gerektiği inancındayım.”

“Son durum ise şöyle: Karikatür çizemeyen birisinin jüriyi belirlediği bir yarışmada Akşehir Belediyesi ödülünü alan çalışma sessiz sedasız değiştiriliyor; kamuoyuna bilgi verilmeden üstelik. Kendi yetersizlikleri su yüzüne çıkmasın yeter ki. Şeffaflığın olmadığı bu derneğin jürisinden demokrasiye, barışa katkı sunmasını bekliyoruz.”

2025 Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması jürisinin tamamen yerli isimlerden oluşması hem şaşırtıcı hem de eleştiriye açık bir durum. Böyle uluslararası temalı ve evrensel mizah anlayışını temsil eden bir yarışmada yabancı bir jüri üyesinin olmaması her açıdan kısır bir tercih. Böyle bir jüride hiç yabancı çizer bulunmaması doğal olarak “bu yarışma kendine dönük kalıyor” algısını doğuruyor. Bu da yetersiz bir derneğin Nasreddin Hoca gibi evrensel bir figürün mirasçısı olarak dünyaya açık bir mizah dili ile seslenememesine neden oluyor, sonuçta da inandırıcılığını ve saygınlığını yitiriyor.

Hicabi, bu skandalı ortaya çıkaran Takjoo’nun paylaşımından sonra yapay zeka ile üretilen ve ödül verilen Adli’nin daha önce yayınlanmış el çizimi çalışmalarının izini sürüp sosyal medyasında kamuoyu ile paylaşıyor ve aradaki uçurumu gözler önüne seriyor.

Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması’nda yapay zeka ile yaptığı karikatürle ödüle layık görülen İranlı çizer Hossein Abdollahi Adli’nin orijinal el çizimi çalışmalarından örnekler (bu çizgileri lütfen ödüllü dikiş makinesindeki Nasreddin Hoca karikatürü ile karşılaştırın)

Hicabi, Takjoo’nun bu paylaşımlardan sonra kendisiyle bir bilgi notu paylaştığını söylüyor. Takjoo’nun gönderdiği bilgi notu şöyle:

“Bir karikatürist olarak, son olaylara şeffaflık, dürüstlük ve eleştiri sanatının doğası gereği yanıt vermek konusunda derin bir sorumluluk hissediyorum. 45. Nasrettin Hoca Karikatürcüler Derneği yarışmasında yaşananlar basit bir hata değildi; birçok karikatür festivalinde giderek daha fazla tekrarlanan rahatsız edici bir örüntüyü yansıtıyor.”

“Yapay zeka tarafından oluşturulan ve ödül alan çalışmanın açık kurallara rağmen ve kamuoyuna bilgi verilmeden el çizimi bir çalışmayla sessizce değiştirilmesi, jüri ve organizasyon yapıları içinde bir şeffaflık krizine işaret ediyor.”

“Beni bu kadar çabuk konuşmaya iten şey, karikatüristler olarak gerçeği savunma ve sanatsal yaratımın özgünlüğünü savunma sorumluluğumuzdu. Benzer sorunlar, katılımlar ve tekrarlayan şüpheli jüri örüntüleri arasında çarpıcı benzerliklerin gözlemlendiği Zagreb gibi diğer festivallerde de ortaya çıktı. Bazı festival direktörleriyle doğrudan yapılan görüşmelerde bile çözümler önerildi- ancak, Nasreddin Hoca festivalinde olduğu gibi, birçok kişi değişim zamanının geldiğini kabul etmeye isteksiz: liderlik yapılarında değişim, nesiller arası değişimler ve devam eden zorluklara yönelik güncellenmiş yaklaşımlar.”

“Bugünkü endişem bu özel yarışmanın veya tek bir olayın ötesine geçiyor. Daha da endişe verici olan, gerekli bilgi ve yeterliliklerden yoksun kişilerin jüri takımlarına dahil edilmesi — liyakatleri nedeniyle değil, kişisel bağlantıları nedeniyle seçilmiş olabilecek kişiler. Gerçekten umuyorum ki artık böyle olaylara tanık olmayız ve bunun yerine eksiklikleri kabul etme ve reforma yönelik anlamlı adımlar atma cesaretini görürüz.”

Yapay zeka ile üretilen eserlerin yarışmaya katılamaması kuralı doğruydu, çünkü karikatür sanatı insan yaratıcılığına, çizgi yeteneğine, zekasına ve mizahi sezgisine dayanıyor. Yapay zeka ise mevcut görsellerden, internet verilerinden ve milyonlarca sanatçının eserlerinden otomatik bir türetim yapıyor. Dolayısıyla, yapay zeka ile üretilen sanat eserleri emeğin değersizleşmesine ve sanatçı haklarının ihlaline yol açıyor. Sonuçta bu durum hem telif hakkı ihlali hem de etik olmayan içerik üretimine neden oluyor. Yapay zeka ile üretilen bir karikatürün gerçekten kime ait olduğu sorusu ise hukuki açıdan halen tartışmalı.

Bu olay açıkça bir skandaldır ve yarışmanın kurumsal bütünlüğüne gölge düşürmüştür. Organizasyonun itibarı, bu tür krizleri ne kadar açık, dürüst ve sorumlulukla yönettiğiyle ölçülür. Ne yazık ki, bu durumda hem ehliyetsiz jüri hem şeffaflık eksikliği hem de krizi örtbas etme çabası yarışmanın güvenilirliğini ciddi biçimde sorgulatır hale getirmiştir.

Hicabi Demirci bu noktada sözü, geçen yıl yapılan Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’nda yapay zeka ile çizilmiş ve büyük ödül almış bir eserin çizerinin nasıl peşine düştüğüne ve başka karikatürlerinde de yaptığı hırsızlıkları belgelemesi sonucu ödülün iptal edilmesine getiriyor.

Hicabi, olayı şöyle aktarıyor: “2024 yılında 14üncüsü gerçekleşen Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’nın büyük ödülü, karikatürde yapay zeka tartışmalarının fitilini ateşlemişti. Yapay zeka ile yaptığı çalışmayla büyük ödülü alan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Güzel Resim-İş Öğretmenliği Lisans 3. sınıf öğrencisi Mehmet Akif Özdal'ın geçmiş yıllarda başka yarışmalara kopya eserlerle katıldığı tespit edilince, jüri birincilik ödülünü iptal etti. Üstelik bu kopya işlerin de bir kısmı yapay zeka ile yapılmıştı.”  Özdal, büyük ödül alan eserinin yapay zeka ile çizilmiş olduğu iddialarına cevaben hazırladığı bir metni kendi yayınlama yerine, jüri üyelerinden birine göndermiş, açıklama bu jüri üyesinin sosyal medya sayfasında paylaşılmıştı. Hicabi, jüri üyelerinin tarafsızlıklarını yarışma sonrasında da korumak zorunda olduklarını hatırlatarak, yarışmacının açıklamalarına, gerçek ortaya çıkana kadar mesafeli durmalarının ve somut belgeler talep etmelerinin önemine değiniyor. “Öyle ki, ödül alan çalışmasıyla ilgili savunmaya kişisel sayfasında yer vermeyip, bir jüri üyesini sekreterya gibi kullanması başka bir etik sorun olarak ortaya çıktı.” Yapay zeka konusuyla ile ilgili yayınlanmış makaleleri de olan bu yarışmacının, sosyal medyada çizgi geçmişine ulaşmanın, çizgi izini sürmenin hayli zor olduğunu söylüyor Hicabi. Ama sonuçlar farklı boyutta bir hırsızlık olayını ortaya koyuyor.

Mehmet Akif Özdal’ın yapay zeka ile çizdiği, Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’nın büyük ödülünü aldığı karikatür. Özdal’ın bu ödülü, başka karikatürlerinde yaptığı hırsızlıklarının belgelenmesi sonucu iptal edilmişti.

Söz konusu Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Yarışması şartnamesinde, “teknik serbesttir” denmişti. Kuşkusuz bu, “yapay zeka ile çizilen karikatürler yarışmaya dahil edilir” anlamı taşımıyordu.  Hicabi de karikatür sanatının, “teknik serbesttir” maddesine hapsedilecek bir sanat olmadığını söylüyor. “Karikatürcünün toplumun vicdanı olma, haklı olanı savunma, çürümenin nerede ve ne şekilde olduğunu gösterme gibi görevleri vardır. İntihal yapan birisi, zaten bu sosyal çürümenin bir parçası olmuştur. Çalışmalarını hangi teknikle yaptığının bir önemi yoktur. Karikatür sanatı uzun bir süreden beri teknolojik gelişmelere uyum sağlasa da yarışma şartnamelerinin kendini yenilememesi, intihal ve benzerlik gibi konularda hırsızlara davetiye çıkaran yapıların korunması, sorunların çığ gibi büyümesine neden olmaktadır. Yaşanan bütün gelişmelerin ardından, çizerlerin arasındaki tartışmalar şartnameler, jüri seçimleri, jüri kararları gibi konular üzerinden devam etmektedir. Örneğin, şartnamedeki “teknik serbest” ifadesinin yapay zeka kullanımı için yeterli olduğunu düşünenler olduğu gibi, büyük bir çoğunluk da bu duruma karşı çıkmaktadır.”

İranlı çizer Elham Khoshanjam’ın orijinal karikatürü (üstte, renkli). Alttaki siyah beyaz versiyonu Mehmet Akif Özdal’ın karikatürün orijinalini hiçbir şey değiştirmeden yatay düzeyde çevirmesiyle elde edilmiş bir çalıntı
Orijinali İranlı çizer Neda Tanhayee Moghadam’a ait (üstte) olan karikatürün Mehmet Akif Özdal tarafından yapılan çalıntı versiyonu (altta)

Hicabi’ye bu tür sıkıntıların önüne nasıl geçilir diye sorduğumda askıda karikatür yaklaşımını anlatıyor, “Final çalışmalarının bir süre askıda bekletilerek kamuoyu ile paylaşılması yöntemi çoğu şartnameye girmemiştir. Söz konusu bu yöntemin başta intihal ve benzer işleri önlemekte şimdiye kadar uygulanan en etkili ve doğru bir yol olduğunu gördük. Bu yöntemi sınırlı sayıda karikatür yarışması kullanıyor. Turhan Selçuk gibi bir büyük anıt çizerin yarışmasında bunların yaşanması, olayın şiddetini ve boyutunu büyütmüş ve biz çizerler arasında bir kırılma noktası yaratmıştır.”

Askıda karikatür fikri, yapay zeka kaynaklı ve intihal sorunlarının önüne geçmek için, karikatür yarışmalarında etik denetimi kurumsallaştırmak açısından çok güçlü ve uygulanabilir bir çözüm.

Askıda karikatür, yarışmalarda ödüller verilmeden önce, jüri tarafından finale kalan karikatürlerin belirli bir süreliğine halka açık olarak yayınlanması- yani askıya çıkması. Bu süreçte katılımcılar, sanatçılar, araştırmacılar ya da izleyiciler itirazda bulunabiliyor, çalıntı eser, yapay zeka üretimi, daha önce yayımlanmış işler, etik ihlalleri bu sayede topluluğun kolektif denetimine sunuluyor. Toplanan bütün bu bilgilerden sonra son kararı jüri veriyor.

Hicabi Demirci, Karikatürcüler Derneği için oldukça eleştireldi. Bence de 27 yıldır değişmeyen bir başkanlık, bir başarının değil, bir tıkanmanın göstergesidir. Karikatür gibi muhalif, çok sesli, özgürlükçü bir sanatın temsil yapılarına da bu değerlerin yansıması beklenir. Derneğin web sitesinde gezinirken, 27 yıldır başkan olan Metin Peker’in sayfasını okuyunca, Ankara Sanatseverler Derneği’nde, Metin’in de aramızda olduğu Ankaralı karikatürcüler olarak 1980 öncesi düzenli toplandığımız günleri anımsadım. Rahmetli Nezih Danyal’lı, sevgili Turgut Çeviker’li günlerden bahsediyorum. Rahmetli Ahmet Say’ın yayınladığı Türkiye Yazıları dergisinin kimi sayılarına grup olarak desenler, karikatürler çizerdik. Dernek salonunda da sıkça karma sergi açardık grup olarak. Ankara Belediyesi aracılığıyla da sokağa çıkardık. 1978’in 1 Mayıs’ında grup olarak Güven Park’taki çadırda 1 Mayıs karikatür sergisi düzenlemiştik. Sergi daha açılmadan faşistler tarafından basılmış ve tahrip edilmişti. Ali Fuat Süer, Turgut Çeviker, Sait Munzur, Atila Kanbir, Süreyya Aydın, Rüştü Erata, Erkan Polat, Mehmet Altuğ, Mustafa Doğruer, Ferit Avcı ve Kamil Masaracı ile hep birlikte, sergiyi nasıl kotarır da açarız diye oturup kafa patlatmıştık. Bu olaydan 47 yıl sonra, Karikatürcüler Derneği’nin 27 yıllık başkanının sayfasında ise serginin ortaklığı bir kenara konulup, sanki kişisel sergisiymiş gibi bahsedilecekti: “1980 öncesi Karikatürcüler Derneği’nin tüm sergilerine katılan Metin PEKER Ankara’da açık havada 5 kez sergi açmış olup Güven Park’taki Çadır Sergisi 1978 1 Mayıs tarihinde faşistlerce yakılmıştır.”

Ankaralı karikatürcüler, Ankara Sanatseverler Derneği, 1978Güven Park’ta Ankara Belediyesi’nin kurduğu çadırda 1 Mayıs karikatür sergisinden. Soldan sağa: Sait Munzur, Ali Fuat Süer, Mehmet Altuğ, Kamil Masaracı, Erkan Polat ve Mustafa Doğruer (Fotoğraf Ümit Kartoğlu, 1978)

Hicabi Demirci’yi izlemek için Instagram

İlgili İçerikler