Avrupa’da gençler öfkeli

Avrupa’da gençler öfkeli

Gençlerin öfkesi, mevcut ekonomik düzenin kendilerine sunduğu gelecek ihtimalini sorgulamalarıyla ilgili. Bu öfkenin yıkıcı eylemlere dönüşmesi ise onun kendiliğinden özgürleştirici ya da dönüştürücü bir güç olduğu anlamına gelmiyor. Öfke, siyasal bilinç geliştirebileceği gibi manipülasyonun da aracına dönüşebilir. Dolayısıyla Avrupa'nın önündeki mesele, yalnızca sokaklardaki şiddeti bastırmak veya ekonomik göstergeleri düzeltmek değil; gençlerin neden mevcut düzenin içinde kendilerine bir gelecek göremediklerini anlamaktır

Avrupa’da gençler öfkeli

Bugünlerde Avrupa’nın farklı ülkelerinde ve özellikle de endüstriyel anlamda güçlü ama aynı zamanda da kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan göç alan ülkelerinde gençlerin yıkıcı isyanlarına tanık oluyoruz. Bu siyasi manzara aslında Avrupa’nın içine düştüğü derin bir krizin yansımasıdır. Avrupa’nın farklı analizcilerinden farklı yorumlar geliyor ancak tepkinin görüngüsel tezahürü üzerine yapılan ortak bir değerlendirme var. Avrupa gençliği gelecek kaygısı bir yana sömürü düzeyine varan çalışma ortamlarına karşı da tepkililer. Göçmenlerden oluşan iş gücünün düşük ücretler karşılığında talep görmesi gençler için bir riske dönüştü. Eğitimli olmanın da artık bir anlam kazanmadığı sosyo-ekonomik bir ortamda geleceğin belirsizleşmesi öfke yaratıyor. Ekonomik krizin en büyük nedenlerinden biri de Rusya – Ukrayna savaşıdır.

Ukrayna’ya sürekli yapılan parasal ve askeri destek ve aynı zamanda Rusya’ya uygulanan ekonomik ambargo Avrupa’yı artık taşınamayacak düzeyde ekonomik bir kırılmanın eşiğine taşıdı. Teknolojide Çin ve Japonya’nın engellenemez yayılımı ve Rusya’yla kesilen ekonomik ilişkiler bir şekilde artık yarattığı çatlakları belli etmeye başlamıştır. Avrupa geçmişte hiç olmadığı kadar büyük bir dilemin eşiğinde… Yorumlarda üzerinde durulan bir başka detay ise sağ eğilimli partilerin bunu fırsat bilerek şiddeti tırmandıracak olayları kışkırtması. Mağaza camlarını indirme ve yağmalama gibi girişimlerin bu odaklar tarafından gerçekleştirildiği söyleniyor.

Genel anlamda yapılan yorumlar yukarıda bahsettiğim gibi olsa da meselenin özünü anlamak lazım. Sosyal medyadan ve yayın organlarından izlediğimiz bu manzara, yalnızca Avrupa gençliğinin ekonomik hoşnutsuzluğu ya da sokaklarda ortaya çıkan şiddet üzerinden okunabilecek bir durum değil. Burada asıl sorgulanması gereken, Avrupa’nın kendi medeniyet iddiasıyla ürettiği sosyoekonomik gerçeklik arasındaki mesafenin giderek açılmasıdır. Gençlerin tepkisi de bu mesafenin görünür hâle geldiği çatlaklardan biri olarak değerlendirilebilir. Ekonomik hoşnutsuzluk, toplumsal dışlanma, jeopolitik gerilim ve siyasal manipülasyon aynı krizin birbirini besleyen unsurları olabilir; fakat bunların her birinin nedensel ağırlığı aynı değildir. 

Avrupa’nın modern toplumsal sözleşmesi, kabaca şu vaade dayanıyordu: Eğitim al, çalış, üretime katıl ve karşılığında güvenli bir yaşam, toplumsal hareketlilik ve geleceğini belirleme imkânı elde et. Bugün bu ilişkinin zayıflaması, gençler açısından ciddi bir meşruiyet sorununa dönüşüyor. Üniversite diploması ekonomik güvenceyi garanti etmiyor; çalışmak, bağımsız bir konut edinmeye veya aile kurmaya yetmeyebiliyor; sürekli kendini geliştirme zorunluluğu ise güvenli bir geleceğe ulaşmanın değil, yalnızca geride kalmamanın koşulu hâline gelebiliyor. Sistem bireyden daha fazla eğitim, daha yüksek verimlilik ve daha yoğun rekabet talep ederken, bu çabanın karşılığında sunduğu güvenceleri azaltıyor.

Böyle bir ortamda öfke yalnızca yoksulluğun sonucu değildir. Kişinin emek verdiği hâlde karşılığını alamadığına, hatta sistem tarafından kolayca ikame edilebilir bir varlığa dönüştürüldüğüne ilişkin algı da belirleyicidir. Gençler açısından mesele, yalnızca ne kadar kazandıkları değil, kendi gelecekleri üzerinde ne kadar söz sahibi olabildikleridir. Bu nedenle ekonomik güvencesizlikle birlikte bir gelecek yoksulluğundan da söz edebiliriz: İnsanların bugünkü imkânlarının sınırlı olmasının ötesinde, yarına ilişkin anlamlı bir beklenti kuramaması.

Göçmen emeği meselesi, ekonomik ve sınıfsal açıdan dikkatle ele alınması gereken bir başka boyut. Göçmenlerin düşük ücretlerle çalışmaya razı olması, özellikle güvencesiz sektörlerde ücretler ve çalışma koşulları üzerinde baskı yaratabilir. Ancak bu sonucu doğrudan göçmenlerin varlığına bağlamak eksik bir açıklama olur. Gençler kendi geleceklerini göçmenlerin varlığı nedeniyle tehdit altında hissederken, göçmenler de aynı sistem içinde düşük ücretli ve güvencesiz işlere mahkûm edilebiliyor. Bu durumun siyasal sonuçları da var. Ekonomik güvencesizlik, toplumsal aidiyet krizine dönüştüğünde göçmenler kolayca günah keçisi ilan edilebiliyor. Sağ popülist hareketler de sınıfsal hoşnutsuzluğu ulusal kimlik, kültürel farklılık ve göç karşıtlığı üzerinden yeniden çerçeveleyebiliyor. 

Rusya-Ukrayna savaşı hakkındaki tespitin önemli bir ekonomik temeli var. Avrupa Birliği Komisyonunun Kasım 2025 tarihli değerlendirmesi, savaşın Avrupa ekonomisinin toparlanmasını zorlaştırdığını; enerji fiyatları, ticaret kesintileri ve belirsizlik üzerinden ekonomik performansı olumsuz etkilediğini belirtiyor. OECD de savaşın ve artan ticari gerilimlerin Avrupa ekonomisinin büyümesini yavaşlatan etkenler arasında olduğunu vurguluyor. Eğer savunma harcamalarının artışı, enerji dönüşümünün maliyeti ve jeopolitik gerilimlerin sonuçları toplumsal kesimler arasında eşitsiz dağılıyorsa, ekonomik sıkıntılar siyasal meşruiyet sorununa dönüşebilir. 

Değerlendirmeleri daha geniş bir çerçeveye yerleştirdiğimde, meselenin ekonomik krizden daha kapsamlı olduğunu düşünüyorum. Avrupa’nın karşı karşıya olduğu sorun, yalnızca ekonomik kaynakların azalması veya uluslararası rekabet gücünün zayıflaması değil, aynı zamanda ekonomik sistemin vaat ettiği yaşam ile insanların fiilen yaşayabildiği hayat arasındaki ilişkinin bozulmasıdır. 

Gençlerin öfkesi, mevcut ekonomik düzenin kendilerine sunduğu gelecek ihtimalini sorgulamalarıyla ilgili. Bu öfkenin yıkıcı eylemlere dönüşmesi ise onun kendiliğinden özgürleştirici ya da dönüştürücü bir güç olduğu anlamına gelmiyor. Öfke, siyasal bilinç geliştirebileceği gibi manipülasyonun da aracına dönüşebilir. Dolayısıyla Avrupa'nın önündeki mesele, yalnızca sokaklardaki şiddeti bastırmak veya ekonomik göstergeleri düzeltmek değil; gençlerin neden mevcut düzenin içinde kendilerine bir gelecek göremediklerini anlamaktır.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler