İki hafta önce rüyamda böyle diyordum; uyandığımda önce gündelik hakikate dönebilmek için yatakta bir iki dakika hareketsizce bekledim. Sonra telefonun notlar kısmına yazdım bu sözleri. Kalkmadan önce, rüyanın bir başka sahnesinde, Muvakkit’e gözlerinin ne kadar güzel olduğunu söylediğimi hatırladım. Onu da yazdım. (İlk cümle ona yönelik değildi.)
Acelem vardı, toparlanıp işe gitmeliydim, yüzümü yıkadım, giyinip çıktım. Gün boyu çok halsizdim, akşamı zor ettim. Eve gelince ayakta duramadım, yarım saatliğine divanda kestirdim. Uykuda aynı cümleyi tekrarladım ve Muvakkit’e gözlerinin çok güzel olduğunu söyledim. Uyandım, hepsi de tuhaftı bunların. Üzerinde durmadım.
Günler öylesine geçiyordu. Bir gün aynaya baktım, gözlerimin güzel olduğunu söyledim. Kendimi onun adıyla çağırmaya başladım, adım Muvakkit’ti.
Ertesi gün kendimi onun rüyasında buldum. Gözlerin güzelmiş, dedi ikimizden biri. Camdan bir labirentte birbirimizi görerek ama birbirimize ulaşamayarak sabaha kadar dolandık. Sesimiz yankılanıp kendimize dönüyordu, ikimiz de karşımızdakinin dudaklarının kıpırdadığını görüp kendi sesimizin yansısını duyuyorduk.
Uyandığımda, telefondaki notlar bölümüne “Dilimde hep sen varsın, ama seni kimselere diyemiyorum” diye yazdım. Yanı başımda yerde bağdaş kurmuş Muvakkit’i gördüm. “Gözlerimizin güzel olduğunu da yaz” dedi. Kim kime ne diyor diye düşündüm bir an.
Yitip gitmekten, kim olduğumu unutmaktan korkuyordum ama bazen de bunu isterken buluyordum kendimi.
“Kimsek oyuz işte, başkası değil” dedi. “Başkası olsaydık bile yine dönerdik kendimize.”
Onun aklı başında halleri sinirlendiriyordu beni. İtiraz edesim geldi: “Tersine, sanki ben kendime dönseydim bile, tekrar kaçardım kendimden. Hem kim kendisinin kim olduğunu biliyor ki.” Kaybolmak istediğimi söyledim. Rüyada onun yerine geçmeyi istemiştim. Sıkıcı günündeydi:
“Kaybolmama yükümlülüğün yoksa kaybolma hakkın olabilir” diye cevap verdi. “Nasıl yani?” diye sordum.
-- Hak dediğin ancak başkasına karşı yükümlülüğün üzerinden var olabilir.
-- Aklıma yatmıyor, ancak hakkım varsa yükümlülüğü kabul edebilirim.
-- Valla insan önce borçlu olur, sonra hak sahibi. Bunu bilir, bunu söylerim.
Ona doğru baktım, gözleri hiç de güzel değildi, sözleri de bunaltıcı. Bense içimdeki hiçbir şeyi doğru dürüst ifade edemiyordum, sözlerim kurumuştu.
Düşündüklerimi duymuştu, yakından bakmamı söyledi. Göz bebeklerinin içine doğru baktım. Filmlerdeki gibi içinden başka bir aleme geçiliyordu. Çocuğunu emziren bir kadın gördüm, kaybettiğim bir arkadaşımı da. Annem yazlıkta bahçesini suluyordu. Çocukken aldığım bir ansiklopedi fasikülünü gördüm. Turuncu bir daktiloyu, Deniz Müzesi’nin önündeki topları... Muvakkit’in gözleri, Borges’in Alef’i gibiydi. İçinde, hepsi aynı noktayı kaplayıp hiçbiri birbirini örtmeyen milyonlarca şey ve eylem vardı. Güzeldi gözleri.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


