Bir sosyal bilimler kavramı olarak diktatörlük

Bir sosyal bilimler kavramı olarak diktatörlük

Diktatörlük, iki bin yılı aşan bir siyasal düşünce ve anayasa hukuku literatürünün kavramıdır. Roma Cumhuriyeti’nde bir devlet makamını anlatmıştır. Schmitt’te komiser ve egemen biçimleri vardır. Rossiter “anayasal diktatörlük”ten söz etmiştir. Marx ise aynı sözcüğü sınıfsız topluma geçiş dönemindeki siyasal iktidarı anlatmak için kullanmıştır

Bir sosyal bilimler kavramı olarak diktatörlük

Komedyen Deniz Göktaş’a “Ölü Deniz” gösterisinde Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki sözlerinden ötürü “11 ay 20 gün” hapis cezası verildi. Deniz Göktaş’ın cezaya neden olan sözü “Recep Tayyip Erdoğan'ın utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi” şeklinde.  

Bu söz rastgele söylenmemişti. Bir komedi şovu sırasında bir bağlam içinde ve bir esprinin parçası olarak dile getirilmişti. 

Burada söz konusu cezanın neden Anayasa’ya aykırı olduğunu yazmayacağım. Bu konuda bir mütalaa yazmıştım. Dileyen okurlar onu buradan indirip okuyabilir. 

Bugün söz konusu ceza vesilesiyle başka bir konuya, diktatörlük konusundaki literatüre dikkat çekmek istiyorum. 

Diktatör kavramı

Diktatör sözcüğü Türk Dil Kurumunun tanımını verirsek “bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse” demektir. Bir kişinin tüm siyasi yetkileri elinde bulundurduğunu söylemek, hakaret olmasa gerekir.  

Yani sözcüğün nesnel anlamı bakımından durum böyledir.  

Buna karşılık “diktatör” sözcüğü, özellikle XX. yüzyıldan itibaren giderek daha olumsuz bir anlam kazanmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Hitler ve Mussolini rejimlerinin bıraktığı miras, ardından Stalin dönemi ve askerî diktatörlükler, sözcüğü gündelik dilde baskıcı ve keyfî yönetimle özdeşleştirmiştir. Kimse tu kaka edilen kategoride olmak istemediği için bu sözcükle anılmak istemiyor.  

Mevcut olayda da rahatsızlık biraz bundan da kaynaklanıyor olsa gerek.  

Oysa tarihte diktatörlük her zaman için bugünkü kadar olumsuz bir anlam taşımamıştır.  

Mesela Roma Cumhuriyeti’nde diktatör, dış işgal veya ağır iç ayaklanma gibi devletin varlığını tehdit eden kriz anlarında başvurulan yasal bir devlet makamıydı. Senatonun ve konsüllerin kararıyla atanan diktatör, olağanüstü yetkilerle donatılırdı; ancak bu yetki en fazla altı ay ile sınırlıydı. Diktatörün temel görevi krizi çözmek ve ardından derhal yetkilerini bırakıp olağan kurulu düzene (status quo ante) geri dönmekti.  

Örneğin ünlü Romalı komutan Cincinnatus, milattan önce 458 yılında Roma ordusunun düşman kuvvetleri tarafından kuşatılması üzerine “diktatör” olarak atanmıştır. Eski bir komutan olan Cincinnatus o sırada herhangi bir kamusal görev yürütmüyor, siyasal yaşamdan çekilmiş olarak küçük çiftliğinde kendi toprağını işliyordu. Rivayete göre Roma’dan gönderilen elçiler kendisini tarlasında saban sürerken bulmuş ve diktatör olarak atandığını bildirmişlerdir. Cincinnatus bunun üzerine Roma’ya dönmüş, olağanüstü yetkileri üstlenmiş, orduyu toplamış ve kuşatmayı sona erdirmiştir. Ardından altı ay boyunca kullanabileceği yetkilerini yaklaşık on beş gün içinde bırakarak yeniden çiftliğine dönmüştür. 

Bu nedenle Cincinnatus yüzyıllar boyunca cumhuriyetçi erdemin simgelerinden biri olmuştur. İktidarı elde etmek kadar, zamanı geldiğinde bırakabilmek de bir erdem sayılmıştır. 

Buna karşılık Julius Sezar açısından durum farklı gelişmiştir. Roma Cumhuriyeti’nin son döneminde diktatörlük, geçici bir kriz makamı olma niteliğini giderek yitirmiştir. Sezar önce belirli sürelerle diktatörlüğe atanmış, milattan önce 44 yılında ise dictator perpetuo, yani sürekli diktatör unvanını almıştır. Böylece olağanüstü yetkinin temel özelliklerinden biri olan geçicilik ortadan kalkmıştır. 

İki diktatörün niteliği farklıdır. Cincinnatus diktatörlüğü mevcut düzeni kurtarmak için üstlenmiş ve görevini tamamlayınca yetkiyi bırakmıştır. Sezar döneminde ise diktatörlük, mevcut düzenin içinde geçici bir araç olmaktan çıkıp siyasal düzenin kendisini dönüştüren bir iktidar biçimine yaklaşmıştır. 

Nitekim Carl Schmitt, yüzyıllar sonra Diktatörlük adlı eserinde bu tarihsel ayrımdan hareketle iki farklı diktatörlük tipinden söz edecektir: “komiser diktatörlük” ve “egemen diktatörlük”.  

Komiser diktatör, anayasayı korumak amacıyla anayasanın olağan işleyişini geçici olarak askıya alır, yetkileri elinde yoğunlaştırır. Görevi eski düzenin yeniden işler hâle gelmesini sağlamaktır. Bu anlamda Cincinnatus, komiser diktatörlüğün neredeyse kusursuz tarihsel örneğidir. Hatta Clinton L. Rossiter gibi bazı yazarlar olağanüstü hâl dönemlerindeki bu türden yürütme yetkilerini “anayasal diktatörlük” diye niteler. Yani anayasal ve “kendiyle barışık” diktatörler gerçekten de vardır.  

Egemen diktatörlük için ise amaç farklıdır. Burada diktatör mevcut düzeni yeniden kurmaya çalışmaz. Olağanüstü hâlin koşullarını kullanarak yeni bir düzenin kurulmasına yönelir. Başarılı olursa olağanüstü dönem sona erdiğinde geri dönülecek eski bir düzen de kalmaz. Yeni düzen, olağan düzen hâline gelir. 

Schmitt’in bu ayrımı öncelikle diktatörlüğün iyi veya kötü olmasıyla ilgili değildir. Ayrım, olağanüstü yetkinin hangi amaçla kullanıldığına ilişkindir. Komiser diktatör mevcut düzeni korumaya, egemen diktatör ise yeni bir düzen kurmaya yönelir. 

Bu noktada “diktatör” ile “tiran” arasındaki eski ayrım önem kazanır. Klasik siyasal düşüncede bu iki kavram aynı anlama gelmez. Tiran, iktidarını ortak yarar yerine kendi çıkarı için kullanan ve keyfî biçimde yöneten kişidir. “Tiranlık” bu nedenle baştan itibaren olumsuz bir anlam taşır. Diktatörlük ise, Roma’daki özgün anlamıyla, belirli bir kriz karşısında olağanüstü yetkilerin belli bir amaç (belki de bir zaruret) için kullanılmasını anlatır. 

Kavramın bu semantiği uzun yıllar varlığını korumuştur. Zaten bu nedenle örneğin Karl Marx, bugünkü tek kişi yönetimi anlamı yüklemeden “proletarya diktatörlüğü” kavramını kullanabilmiştir.  

Altını önemle çizelim: Marx’ın kastettiği, tek bir kişinin sınırsız yönetimi değildir. Marksist yazında proletarya diktatörlüğü, kapitalist toplum ile sınıfsız komünist toplum arasındaki geçiş döneminin siyasal biçimidir. Eski egemen sınıfların direncini kırmak ve yeni toplumsal düzenin kuruluşunu mümkün kılmak için işçi sınıfının siyasal iktidarı ele almasını ifade eder. Bu anlamda diktatörlük, kalıcı bir yönetim ideali olmaktan çok, tarihsel bir çatışmanın yarattığı zorunluluk koşullarında başvurulan geçici bir iktidar biçimidir. Marksist söylemde nihai amaç bu diktatörlüğün kalıcılaşması değildir. Hedef, sınıfların ortadan kalkmasıyla birlikte ona duyulan ihtiyacın da ortadan kalkmasıdır. 

Yani klasik Marksist terminoloji, diktatörlüğün bu biçimiyle “barışık”tır.  

Bunları neden yazdım? 

Bunları yazma nedenim, “diktatör” sözcüğünün basit bir sövme sözü olmadığını göstermek.

Diktatörlük, iki bin yılı aşan bir siyasal düşünce ve anayasa hukuku literatürünün kavramıdır. Roma Cumhuriyeti’nde bir devlet makamını anlatmıştır. Schmitt’te komiser ve egemen biçimleri vardır. Rossiter “anayasal diktatörlük”ten söz etmiştir. Marx ise aynı sözcüğü sınıfsız topluma geçiş dönemindeki siyasal iktidarı anlatmak için kullanmıştır. Tiranlıkla diktatörlük arasındaki ayrım bile başlı başına bir siyasal düşünce tartışmasıdır.

Bir sosyal bilimci bu kavram üzerine çalışabilir. Diktatörlüğün farklı biçimlerini, tarihsel dönüşümünü ve başka yönetim biçimleriyle ilişkisini inceleyebilir. Bunu yaparken odağına sevdiğimiz veya sevmediğimiz tüm siyasi figürleri alabilir. Sonuçta “iktidarın nerede toplandığı, nasıl kullanıldığı ve nasıl sınırlandığı” sosyal bilimlerin en eski sorularındandır.

Sosyal bilimlerin böylesine köklü ve çok anlamlı bir kavramını, sırf kimileri için olumsuz çağrışımları var diye “hakaret” düzlemine indirgemek mümkün değildir. Hele bu sözcük, bir komedi gösterisinde siyasal bir değerlendirme içeren esprinin parçası olarak kullanılmışsa...

Yine yeniden tekrar edelim: Deniz Göktaş’ın sözüne katılabilirsiniz veya katılmayabilirsiniz. Cumhurbaşkanının diktatör olduğunu da olmadığını da savunabilirsiniz. Bu kişilerin kendi görüşüdür. Görüşe karşı görüş ileri sürülür. Karşılıklı fikirler tartılır ve konu tartışılır. Ama bu tartışmanın yeri ceza mahkemesi değildir. Çünkü “diktatör” siyasal bir nitelemedir. Bir siyasal nitelemeye verilecek cevap da siyasaldır ve zinhar hapis cezası değildir.

Kararın, yargılamanın ilerleyen aşamalarında düzeltileceği (en azından AYM veya İHAM aşamasında) kesindir. Fakat bu not da buraya düşülmelidir.

T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!

Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı

Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. 

Dünyada da referans gösterilen Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24, sosyal medyada başlatılan iftira kampanyası sonrası erişime engellendi!

T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!

Türkiye’nin dünyada da referans alınan haber mecrası T24 hakkındaki erişim engeli kararı infial yarattı: Türkiye dijital OHAL yaşıyor!

T24 hakkında iftira ve linç kampanyası 

T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.


DOĞAN AKIN YAZDI:

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi

Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!

‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!


Dünyada ve Türkiye’de T24

17 yıldır tek kuruş almadı!

Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı.

Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. 

Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!

Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi.

Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu.

Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!

Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesiÇizgi: Selçuk Demirel

Gazetecilik ödüllerinde rekor kırdı

Finansal dayatma ve ideolojik takıntılardan bağımsız gazetecilikte Türkiye’de önemli bir dönemeci ifade eden T24, 2010 yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin çalışmalarını ödüle değer gördüğü tek internet gazetesi oldu.

Muhabirleri ve yazarlarıyla birlikte; sadece 2026 yılının ilk altı ayında dokuz gazetecilik ödülü kazandı ve bu alanda bir rekor kırdı.

Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği mecra

T24; hiçbir görüş ve inancı haberciliğin önüne koymayan; gazeteciler için gazetecilikten daha önemli hiçbir öncelik olamayacağına inanan; insanları, inançları, görüşleri dışlamayan yayın politikası; haberciliği, dosyaları, söyleşileri videoları ile Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği bir mecra olarak 17 yıldır bağımsız gazeteciliğini sürdürüyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

 

İlgili İçerikler