Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel’de 78 kişinin ölümüyle sonuçlanan yangının davası sonuçlandı.
Yargılamayı geçen hafta tamamlayan Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklara “olası kastla ölüme sebebiyet vermek” suçunu içeren hükümle verdiği mahkûmiyet kararlarıyla, yaşananların kaza veya yangın ya da facia olmadığını, düpedüz katliam olduğunu tasdik etti.
Katliamda yakınlarını kaybedenler arasındaki Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay, mahkemenin kararına yönelik “Çok şükür bugün geldiğimiz noktada verilen karar, bana göre Türk hukuk tarihinde emsal olabilecek müthiş bir karardır. Bugün heyet, Bolu’da hâkimler olduğunu bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya ispatlamış oldular” değerlendirmesini yaptı.
Mahkemenin verdiği karar, katliamda yakınlarını kaybedenlerin ve gelişmeleri yakından takip eden kamuoyunun yüreklerini az da olsa ferahlattı.
Bolu’da gerçekleşen yargılamanın bir benzeri halen Kırklareli’nde devam ediyor.
Büyüteç’in takipçilerinin yakından izlediği ve Sisli Vadi adlı turistik tesiste yaşanan sel felaketinde yakınlarını yitirenlerin adalet mücadelesi halen devam ediyor.
“Devam ediyor” diyorum, çünkü yargılamayı yapan Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi her ne kadar sanıklara cezalarını vermiş olsa da mağdur aileler bir kez daha dosyayı İstinaf’a taşıyacak.
Birbirinin benzeri iki yargı dosyasında iki farklı görüşün çıkması, Sisli Vadi mağdurlarının elbette tepkisini çekti.
Sisli Vadi yargılamasının son duruşmasında yaşananlar henüz tazeliğini koruyor.
Bolu’daki mahkemede mağdur aileler her türlü değerlendirmeyi yaparken, Sisli Vadi’de kaybettiği iki evladının adaletini arayan mağdur Safiye Yaşa, mahkeme heyetince “yargılamanın huzurunu bozduğu” iddiasıyla tutuklandı. Tam cezaevinde gireceği dakikalarda konuyu yakından bilen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un girişimiyle hapishane kapısından geri döndü Safiye Yaşa.
Acılı anneye yönelik heyetin yaklaşımı çok tartışılacak cinsten. Bırakın Bolu’daki yargılamayı, Ergenekon yargılamalarını düşünün; sanıklar yargı mekanizmasını nasıl ağır eleştirilere boğdu.
Burada rahatsızlık veren asıl mevzu, Yaşa’nın heyete yönelik sesini yükseltmesi değildi. Asıl konu, yargılamayı yöneten heyetin başkanı Serdar Aslan’ın, aynı dosyada hakkında adli soruşturma yürütülen Kırklareli İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bilal Kuşoğlu’nu makamında ziyaretinin Büyüteç aracılığıyla kamuoyuna yansımasıydı.
Bu temas, bilhassa Kırklareli’ndeki yargı çevresinde fazlasıyla dikkat çekti. Elbette, Ankara’da da işlerin takip edildiğini düşünürsek yargı heyetinde yaşanan rahatsızlığın boşa olmadığını söylemek yanlış olmaz.
Yanı sıra, son duruşmada Yaşa Ailesi’nin avukatının; yargılamayı yapan heyetin başkanı Aslan’ın Kuşoğlu’nu ziyaretinden duyulan rahatsızlığı aktarmasından sonra Başkan’ın “ziyaretin dosyayla ne alakası var?” şeklindeki tepkisi zaten verilen kararlardaki yaklaşımı açık biçimde ortaya koydu.
Bu arada, son duruşmanın görüntüleri nedense mağdur ailelere verilmedi!
Sanırım, özellikle hakkında tutuklama kararı verdikleri Safiye Yaşa ile gerçekleşen konuşmalar ve kaydedilen görüntülerin kamuoyuna yansımasından endişe edilme hali var.
Diğer yandan Sisli Vadi yargılamasında görüş veren savcılık, daha önce olduğu gibi sanıklara yine “olası kastla ölüme sebebiyet vermek” hükmüne göre ceza verilmesinde ısrarcı oldu. Savcılık, Kartalkaya’da yaşananların benzeri karşısında görüşünü bir kez daha ortaya koyarken, mahkeme heyeti ise yine ilk yargılama sonucunda olduğu gibi “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” hükmünde direndi.
Bir bilgi daha vereyim; Bolu’daki dosyaya bakıldığında, Grand Kartal Otel’de yaşanan katliama karşın bazı yasal işlemlerin yapıldığı görülüyor. Ve mahkeme buna rağmen “olası kastla ölüme sebebiyet vermek”te karar kıldı.
Grand Kartal Otel
Oysa Sisli Vadi dosyasında yapılan yasal hiçbir işlem yok! Tesisin inşaat ve faaliyet ruhsatı olup olmadığı bir yana, acil eylem planı bile hazırlanmamış.
Tesise yönelik 2019’da başlayan usulsüzlükler ve ihmaller zinciri 2023’e kadar sürdü. Dört yıl boyunca kamu görevi yerine getirilmedi kasıtlı olarak.
Hukuksuzluğa dört yıl boyunca göz yumuldu. Kaldı ki; bu konuda haklarında görevi ihmalden dava açılan jandarma personelinin ifadeleri var. Kendilerine hiç bilgi verilmediğini ifade ediyorlar.
Yeri gelmişken, mahkemenin verdiği kararlara ait gerekçeli karar heyet tarafından açıklandı.
Heyet, gerekçeli kararında hangi gerekçelerle “bilinçli taksirden” ceza verdiğini tanımlasa da benzer durumdaki Bolu’da “olası kasttan” ceza verilmesinin Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce bir açıklaması olmalı kuşkusuz.
Kim ya da kimler korunmaya çalışılıyor acaba?
Mağdur aileler, ikinci kez İstinaf’ın kapısını çalacak. Hazırlıklar tamamlanmak üzere. Büyük olasılıkla dosya üçüncü kez yerel mahkemede görülecek.
* * *
3 bin 700 futbolcunun kayıtları TFF’ye geldi, isimler açıklanacak!
Ülke futbolundaki skandallara alışıldı epey zamandır.
Son skandalın adı, futbol camiasındaki bahis faaliyetleri.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futboldaki bahis faaliyetleri/organizasyonları içinde 3 bin 700 futbolcunun yer aldığını geçen hafta duyurdu.
Önce futbol hakemleriyle başlayan TFF’deki bahis araştırmasında en dikkat çeken kitle futbolcular doğal olarak.
Bilindiği üzere TFF yönetimi bahis sürecini Gençlik ve Spor Bakanlığı ile beraber yürütüyor. Daha doğrusu Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’ndan gelen bilgiler sonrasında TFF araştırma/soruşturma yürütüyor.
Sürecin ilk aşaması hakemlerdi. Bahis oynadığı tespit edilen hakemler Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. Kurulun çalışmaları halen devam ediyor.
Bu konuda yeni bilgilere ulaştım.
Şöyle ki, TFF Başkanı’nın sözünü ettiği bahis oynayan futbolcuların listesi federasyona ulaştı.
Hafta içinde büyük olasılıkla PFDK’ya sevkler yapılacak. Böylece hangi futbolcuların bahis oynadığı gün yüzüne çıkacak.
Bu arada dikkat çekilmesi gereken bir tablo daha var. TFF Başkanı’nın açıklamalarından anlaşılacağı üzere, futboldaki bahis meselesi yeni değil.
Önceki TFF yönetimi, bu meseleye karşı kulakları kapatıp, gözünü yummuş görünüyor.
Hatırlayacaksınız, önceki TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi ve yönetiminin çok tartışılan çalışmaları oldu.
TFF’nin şimdiki yönetiminin, filmi geriye sarıp önceki yönetimleri de incelemesi gerekecek. Bu inceleme gerçekleşirse işte o zaman yandı gülüm keten helva!
* * *
Emekli Vali ve Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel’in ölümü
28 Şubat sürecinde “Emniyet’teki darbe gecesi”nin merkezindeki isim hayata veda etti.
Bu isim, Emekli Vali ve Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel’den başkası değil.
Emekli Vali Yüksel, önceki hafta sağlık sorunları sebebiyle hayatını kaybetti.
Yüksel’in hayata vedasını duyunca, merkezinde yer aldığı ve ülke gündeminde tartışılan “Emniyet’te gece darbesi” olayını hatırladım.
Ülkenin siyasi tarihinde önemli yeri bulunan 28 Şubat sürecinin içindeki en dikkat çekici olaylar arasındadır bu.
Kısaca özetleyim; Yüksel, Trabzon Valisi iken Nisan 1996’da, görevdeki Başbakan Mesut Yılmaz’ın yönetimindeki 53. Hükümet yani Anayol kabinesince Emniyet Genel Müdürü yapıldı.
Yüksel’in göreve başlamasından hemen sonra Haziran 1996’da Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin koalisyonuyla Refah Yol Hükümeti iş başı yaptı.
Anayol’un İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yerine bu koltuğa Refahyol döneminde Mehmet Ağar oturdu. Ağar, Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya gezisine yönelik eleştirilerde bulununca 8 Kasım 1996’da istifa etti. Bu arada istifadan beş gün önce Türkiye’yi yaşandığı dönemde “mafya-siyaset-devlet” düzleminde büyük çalkantılara sokan ünlü Susurluk Kazası yaşandı.
Gerek kaza sonrasında kendisine yönelik ağır iddialar gerekse Libya gezisini protesto etmesiyle Ağar’ın ayrıldığı makama DYP’li Meral Akşener oturdu.
Genç bir siyasetçi olarak İçişleri Bakanı olan Akşener’in ilk icraatlarından birisi Emniyet Genel Müdürü Yüksel’i değiştirmekti.
Takvimler Nisan 1997’yi gösterdiğinde Akşener ve ekibinin hazırladığı valiler kararnamesiyle Yüksel görevinden alındı ve yerine dönemin Hakkâri Valisi Kemal Çelik atandı.
Bu satırların yazarının gazeteci olarak bizzat takip ettiği süreçte, daha ilginç gelişmeler yaşandı.
Refahyol Hükümeti’ne karşı rahatsızlığını sürekli gündeme getiren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) destek verdiği bürokratlar arasındaki Yüksel, atama kararnamesine karşın odasını boşaltmadı.
Ve 4 Nisan gecesi saat 03.30 sıralarında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün (EGM) Dikmen yerleşkesinde hareketli saatler yaşanmaya başlandı.
Yaşananlar o kadar heyecanlıydı ki, EGM yerleşkesinin hemen karşısındaki Kara Harp Okulu’nun nöbetçi askerleri teyakkuza geçip, tam teçhizatlı vaziyet almışlardı.
İçişleri Bakanı Meral Akşener, bu saatte bizzat binaya geldi. Nöbetçi polislerin meraklı bakışları altında nizamiyeden giren Akşener’in beraberinde Hakkâri’den gelen yeni Emniyet Genel Müdürü Kemal Çelik ve yakın çalışma ekibinden isimler vardı. Bu isimlerin başında dönemin Emniyet İstihbarat Başkanı Bülent Orakoğlu bulunuyordu.
Akşener ve beraberindekiler, binanın ikinci katındaki genel müdür makam odasına geldiler. Binanın ışıkları tamamıyla yanmaya başlarken; evinden getirtilen Yüksel’in özel kalem müdürü odanın kapısının kilidini açtı ve Çelik, Emniyet Genel Müdürü olarak o an itibarıyla göreve başladı.
Yüksel, görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Önce Balıkesir’de, sonra İzmir’de ve son olarak da Ankara’da valilik yaptı. Yüksel 2014’te emeklilik hakkını kullandı.
Akşener dün siyasetten ayrıldı, bugün evinde. Kemal Çelik önce DYP’den milletvekili oldu. Şimdilerde AKP’den Antalya milletvekili. Orakoğlu, 28 Şubat sürecinde “polisin, askeri takibe aldığı ve telefonlarını dinlediği” iddiaları çerçevesinde Emniyet İstihbarat Başkanı iken gözaltına alındı, tutuklandı cezaevine girdi. Şimdilerde iktidar yanlısı Yeni Şafak’ta yazarlık yapıyor.
Bilmeyenler için küçük bir kesit aktardım.
Bu arada Yüksel’in yaşamını yitirmesi sebebiyle ne İçişleri Bakanlığı’nın ne de Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, sosyal medyada herhangi bir paylaşımda bulunmaması dikkat çekici.
Yüksel’in konumunu beğenip beğenmemek bir yana, bugün o makamlarda oturanlar, ebediyete intikal edince acaba nasıl hatırlanacaklar?


