Yeni yıla girerken gezegenimiz ve biz

Yeni yıla girerken gezegenimiz ve biz

Kim bilir, kaşlarımız daha çıkık, burnumuz daha büyük ama daha güzel bir dünyada yaşıyor olabilirdik…

Yeni yıla girerken gezegenimiz ve biz
Antarctica (Fotoğraf: Talat Kırış)

Yılbaşı akşamı erkenden yattım. Annemle akşam yemeğimizi yedikten sonra köpeğim Dagu’yla Galata Kulesi Meydanı’ndan geçip evime geldim. Galata Kulesi’ne boylu boyunca, bir gün sonra Bilal Erdoğan’ın yapacağı mitingin reklamı yansıtılıyordu. Yıllardır Beyoğlu’nda otururum, iki kadın, üç cumartesi annesi, onur yürüyüşü yapmak isteyen birkaç eşcinsel, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen gençler, caddede burnunu gösterse ya polis dayağıyla ya biber gazıyla ya ters kelepçeyle karşılanır. Gazze protestosunu yapacak olan, antikapitalist Müslümanlar olsa yine aynı muameleye maruz kalır. Ne var ki Mahdum Bey’in, bugünlerde şehzade olarak halkla ilişkiler çalışmalarıyla öne çıkartılan zatı muhteremin mitingi olunca, Galata Kulesi’ne reklamları giydirilir, bilahare polis kardeşler yolları açar, yollarına bir gül dökmedikleri kalır. Eşit vatandaşlık mı, çözüm süreci mi, güldürmeyin beni. Yirmi yılda ortaya koydukları toplum sözleşmesi, iki kelimeye sıkışıyor; bizden misin, değil misin? Bir de yeni Anayasa yapacaklarmış. Metin Eloğlu’nun bir şiiri geliyor aklıma ya, ameliyat bekleyen hastalarım var durduk yerde savcı kardeşlerin kulağına kar suyu kaçmasın.

Dedim ya erkenden yattım, geçtiğimiz yılın gezegenimize bir faydası oldu mu, diye düşündüm. Yıl boyunca ara ara okuduklarımı geçirdim kafamdan. Uyumadan önce aklıma gelen cümleyi yazının sonuna saklıyorum. İnsanın insana yaptıklarını yazmaya yetişemem. İkinci çeyreğine başladığımız 21. yüzyılda din adına, etnik köken adına yapılan katliamlar, zulümler önceki yüzyılları aratmıyor. Yüzbinlerce insan, çocuk, kadın, yaşlı demeden acımasızca katlediliyor. Katledilmeleri normal karşılanıyor. Kendi cinsine karşı bu denli tahripkar olan insan denen canlı, üzerinde yaşadığı gezegene ve gezegendaşlarına neler yapmaz? Yapıyor da…

Nesli tükenmekte olan canlılar var. Kiminden dünyada yirmi tane, kiminden seksen kadar birey kalmış. Bir avuç insanı saymazsak bunu dert eden var mı acaba? Vaquita mesela, Kaliforniya Körfezi’nde yaşayan bir tür yunus benzeri balina. Balıkçı ağlarına takılıp ölüyorlar. Dünyada neslinin tükenmesi açısından en tehlikede olan hayvan türü, 10 kadar birey kaldığı düşünülüyor. Amur Leoparı 80 birey kalmış. Filipin Kartalı 400 birey, Kırmızı Kurt 20 birey, Cross River Gorili (Batı Gorili) 300 birey kalmış. Anadolu Leoparı, Akdeniz Foku, Saz Kedisi, Yaban Koyunu, Karakulak, Orfoz, Çizgili Sırtlan, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi ülkemizde nesli tükenmekte olan hayvanlar. Liste hem dünyamız için hem ülkemiz için daha uzun. Doğal yaşam alanlarının kaybı, avlanma ve insanın ürettiği pislikler yüzünden yok oluyorlar. Bir gün bu gezegende kendi başımıza kalabiliriz.

Birleşmiş Milletler veda ettiğimiz 2025’i “Uluslararası Buzulları Koruma Yılı” ilan etmişti. Yeri gelmişken hatırlatayım 21 Mart tarihi de artık Dünya Buzul Günü olarak kutlanacak. Hem kuzeyde hem güneyde buzulları görmüş, onlara dokunmuş biri olarak buzulların erimesi içimi acıtan meselelerden biri dünyamızla ilgili. 2025 Mayıs ayında Science Dergisi’nde yayınlanan bir bilimsel araştırmaya göre küresel ısınma 1.5 dereceyi (Paris Anlaşması’nda uzlaşılan derece) aşmasa bile 2020 yılıyla kıyaslandığında buzulların yüzde 39’ unu kaybedeceğiz. Bu da küresel olarak deniz seviyesinde ortalama 113 mm lik bir yükselişe neden olacak. Eğer ısı yükselişi 2.7 dereceyi aşarsa buzul kaybı iki misline çıkacak. Yani yeryüzündeki buzulların yüzde sekseni eriyecek. Bunun sonuçlarının ne kadar korkunç olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Akşam haberlerinde sellerde ölen insanlar, o kanaldan o kanala zıplarken uçuşan rakamlar çoğumuz için, oysa her ölen birinin çocuğu, bir başkasının annesi, babası, kardeşi ve küresel ısınma yalnızca bir derece arttığında bile büyük kıyımlar bekliyor toplumları.

Grönland Knut Rasmussen Buzulu (Fotoğraf: Talat Kırış)

2025 yılında dünyada 102 milyon hektar orman yanmış. Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhun Sağlam’a göre ülkemizde son 10 yılda, 28 bin orman yangını, 29 bin 500 kırsal yangın çıkmış, bu yangınlarda toplam 255 bin hektar alan yanmış. 2025'te 2 bin 800 orman, 4 bin kırsal olmak üzere 6 bin 800 yangın çıkmış ve bu yangınlarda toplam 80 bin hektar alan yanmış. Bu yangınların başlıca nedeni küresel ısınma ve yine insan. İhmali, kabahati, eğitimsizliği, kötülüğü adına ne derseniz deyin, sonuç değişmiyor. İnsanlar yüzünden doğa yok oluyor.

Her gün okyanuslara yaklaşık sekiz milyon plastik parçacığı karışıyor, bu toplamda her yıl 12,7 milyon ton ediyor. Dünya denizlerinde an itibariyle 165 milyon ton plastik dolaşıyor ve kilometre karede yaklaşık dört milyar mikroplastik partikül bulunuyor. Okyanusların tabanına çökmüş durumda on bir milyon metrik ton plastik bulunduğu sanılıyor. Dünyanın en derin yeri, Mariana Çukurunda, 11 km derinlikte bile plastik parçaları bulundu. Tüm bu plastiklerin yaklaşık yüzde yirmisi denizde kalmış balıkçılık malzemesi. Denizde bulunan mikroplastikler, mercanların, balıkların, deniz memelilerinin, deniz kaplumbağalarının, kabukluların, deniz kuşlarının ve planktonların yaşamını tehdit ediyor. Tüm bu pisliğin nedeni yine biz insanlar. Yeryüzünde bir ülkeye ait tek iç deniz olan Marmara Denizi’ni elbirliğiyle katletmemizin hikâyesini daha önce yazmıştım.

Yılbaşı gecesi kafamı yastığa koyduğumda aklımdan bunlar geçti. Umutsuz musun derseniz, değilim. Gezegenimiz hâlâ direniyor Homo Sapiens (zeki insan) denen canlının kendisini yok etme çabalarına. İyi insanlar var. Bilim insanları, doğa severler, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler, mücadele ediyorlar. 2026 da bu insanların çoğalmasını umuyorum.

Yine de yatarken acaba dedim kendi kendime şu yeryüzüne Homo Sapiensler değil de Neandertaller hâkim olsaydı daha mı iyi olurdu? Homo Sapiens’e göre daha büyük beyinleri vardı. Kim bilir, kaşlarımız daha çıkık, burnumuz daha büyük ama daha güzel bir dünyada yaşıyor olabilirdik…

Neandertal

İlgili İçerikler