Poliklinik odamdan portreler (2): Diyabette “erişkin kliniklerine geçiş” neden önemli?

Poliklinik odamdan portreler (2): Diyabette “erişkin kliniklerine geçiş” neden önemli?

Amaç, genci çocuk diyabet kliniğinden göndermek değil; erişkinlikte kendi diyabetinin sorumluluğunu güvenle taşıyabilecek hâle getirmektir

Poliklinik odamdan portreler (2): Diyabette “erişkin kliniklerine geçiş” neden önemli?

Eymen’in sigarası

Eymen 18 yaşını bitirmek üzere. Şimdiden ona “bıçkın delikanlı” diyebiliriz. Altı yıl önce Tip 1 diyabet tanısı aldı. Bugüne kadar, biraz da üzerine titreyen annesinin desteğiyle, HbA1c düzeyini %7,4 civarında tutabildi. Bugün konuşurken, onun yaşındaki gençlerde sık gördüğümüz geç kalkma, dışarıda ve düzensiz beslenme gibi sorunların yanı sıra, günde bir paket sigara içtiğini de öğrendim.

İleri ergenlik dönemi (16-19 yaş), Tip 1 diyabet yönetiminin en zor evrelerinden biridir. Bu yaşlarda bağımsızlaşma isteği artarken insülin dozlarını aksatma, düzensiz beslenme ve diyabet yorgunluğu daha sık görülür. Bunlara bir de önemli bir risk eklenir: sigara.

Sigara, Tip 1 diyabetli gençlerde yalnızca kalp ve akciğer sağlığını değil, diyabetin seyrini de olumsuz etkileyebilir. İnsülin direncini artırabilir, glisemik kontrolü bozabilir ve göz, böbrek ve damar komplikasyonları açısından riski yükseltebilir. Elektronik sigaraların da güvenli bir alternatif olduğu düşünülmemelidir.

İleri ergenlikte amaç yalnızca HbA1c’yi düşürmek değildir. Sigaraya hiç başlamamak, sensör ve insülini düzenli kullanmak, sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek ve aileyle açık iletişimi sürdürmek, uzun ve sağlıklı bir yaşamın temel taşlarıdır. Tip 1 diyabetle yaşamak zaten büyük bir mücadeledir; sigara bu mücadeleyi gereksiz yere daha da zorlaştırır.

Bugün Eymen’le sigarayı bırakması, beslenme düzenine dikkat etmesi ve annesiyle iş birliğini sürdürmesi üzerine konuştuk. Sigarayı bırakma konusunda söz vermesine sevindim. Bu konuşmayı onun izniyle yazıyorum.

Kapımız daima açık

Nitsa’yı ve ailesini her gördüğümde mutlu olurum. Bugün ise 20 yaşını bitirdiği için onu çocuk diyabet kliniğimizde son kez görecek olmanın hüznü de bu mutluluğa eşlik ediyordu. Nitsa iki yaşında Tip 1 diyabet, hemen ardından da çölyak tanısı almıştı. Ben ise onu dokuz yıldır izliyorum.

Nitsa’yı ve annesi Rina’yı tanıdığımdan beri, onları anlatan birkaç sözcük hep aynı: gerekeni zamanında öğrenmek ve yapmak, titiz izlem, üzüntülerle tükenmek yerine önüne bakmak, diyabetle barışık bir yaşam sürmek, sadelik ve aile içi dayanışma.

Nitsa dört yıldır MiniMed 780G otomatik insülin pompası kullanıyor. Nişantaşı Işık Lisesi’ni bitirdikten sonra psikoloji okumak için Hollanda’ya gitti. Oranın zorlayıcı eğitim sisteminde öğrenimini sürdürüyor ve gelecek yıl mezun olmayı planlıyor. Annesi bugün, hocasının Nitsa’ya üniversitesinin araştırma laboratuvarında görev verdiğini de müjdeledi.

Birlikte geçirdiğimiz yıllara baktığımda, Nitsa’nın diyabet yönetimindeki en önemli özelliğinin istikrar olduğunu düşünüyorum. HbA1c düzeyi yıllardır %6,5-7 aralığında seyrediyor. On sekiz yıllık diyabet yaşamına rağmen bilinen bir komplikasyonu yok. Kan şekeri 70 mg/dL’nin altına düştüğünde bunu hissedebiliyor. Diyabetin ruhunda ve bedeninde belirgin bir olumsuz iz bırakmadan yaşamını sürdürebilmesi, hepimiz için sevindirici.

Geçtiğimiz aylarda Avustralya’da, 12-20 yaşları arasındaki 2.761 Tip 1 diyabetli gencin verilerini inceleyen ve diyabete bağlı komplikasyonların 1990-2019 yılları arasındaki seyrini değerlendiren bir çalışma yayımlandı. Çalışmada, ortalama HbA1c aynı olsa bile HbA1c’deki dalgalanmaların komplikasyon riskiyle ilişkili olduğu gösterildi. Bu bulgu, diyabet yönetiminde yalnızca ortalama HbA1c’ye değil, glisemik istikrara da önem vermemiz gerektiğini hatırlatıyor. Nitsa, bu istikrarın güzel örneklerinden biri.

Onu, çocuk diyabet kliniğimizden iyi bir klinik mirasla uğurluyoruz: diyabet yönetiminde yerleşmiş alışkanlıklar, teknolojiyle kurulmuş bir dostluk ve kendine güzel bir gelecek kurma heyecanı. Mutluyuz; çünkü Nitsa artık kendi yaşamını kuran, diyabetinin sorumluluğunu giderek daha bağımsız biçimde taşıyan bir genç.

Ama kapımız ona ömür boyu açık. Her zaman ve her konuda yanında olmaya devam edeceğiz.

Erişkin yaşlarda diyabetin sorumluluğunu güvenle taşımak

Tip 1 diyabetli bir gencin çocuk diyabet kliniğinden erişkin kliniğine geçmesi, yalnızca dosyasının ve izlem sorumluluğunun başka bir hekime devredilmesi değildir. 2026 yılında ISPAD, EASD ve ADA tarafından yayımlanan ortak konsensus raporu, bu sürecin yıllar öncesinden başlayan, planlı ve bireyselleştirilmiş bir geçiş dönemi olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Çünkü genç erişkinlik; eğitim, iş, arkadaşlıklar, aileden bağımsızlaşma, cinsellik ve yaşam biçiminin değiştiği önemli bir dönemdir. Bütün bu değişiklikler, diyabetin öz-yönetimini de zorlaştırabilir. Geçiş döneminde sağlık kontrollerinin aksaması, acil başvuruların ve hastaneye yatışların artması görülebilir.

Konsensusun yaklaşımı, PROACT kısaltmasıyla özetleniyor:

  • P – Plan ahead: Geçişi önceden planla.
  • R – Educate & Review: Eğitim ver, bilgileri ve becerileri gözden geçir.
  • O – Involve Others: Aileyi ve diğer destek kaynaklarını sürece kat.
  • A – Assess: Gencin geçişe hazır oluşunu değerlendir.
  • C – Age-appropriate Care: Yaşa ve gereksinimlere uygun bakım sun.
  • T – Track: Geçiş sonrasındaki sonuçları izle.

Hazırlığın, planlanan geçişten en az 12-24 ay önce başlaması öneriliyor. Gencin yalnızca insülin, sensör ve pompa kullanmayı değil; randevu almayı, reçete ve diyabet malzemelerini temin etmeyi, acil durumda nereye başvuracağını, sağlık sisteminin işleyişini ve geri ödeme süreçlerini de öğrenmesi gerekiyor.

Ailenin rolü de bir anda sona ermemeli. Amaç, sorumluluğu gence aşamalı olarak devretmek; aileyi ise gerektiğinde destek olabilecek bir kaynak olarak tutmak.

Mümkün olduğunda çocuk ve erişkin diyabet ekiplerinin birlikte çalışması, gencin sağlık geçmişini ve tedavisini özetleyen yazılı bir belge hazırlanması önem taşıyor. Erişkin hekimiyle ilk randevunun, çocuk kliniğindeki son görüşmeden sonraki 3-4 ay içinde yapılması; ilk yıl boyunca da en az üç ayda bir izlem sürdürülmesi öneriliyor.

Belki de en önemli mesaj şu: Amaç, genci çocuk diyabet kliniğinden göndermek değil; erişkinlikte kendi diyabetinin sorumluluğunu güvenle taşıyabilecek hâle getirmektir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler