Aralık 1976’dan bugüne
Daha önce birkaç kez değindiğim üzere, Ömer Laçiner ismiyle ilk kez Ankara Zafer Çarşısı’nda bir kitapçının vitrininde “1971 öncesi dönem ve THKP-C hareketinin eleştirel analizi-1” yazı başlığını görünce aldığım Birikim dergisinin Aralık 1977 sayısında karşılaştım.
O yıllarda en çok sevdiğim, bağırırken içimin titrediği slogan “Mahir, Hüseyin, Ulaş…” idi ve THKP-C ismini de çok duyuyordum.
Daha sonra Ömer Laçiner’in silahlı kuvvetler içinde sosyalist bir siyasi örgüte katıldığı gerekçesiyle ordudan ihraç edildiğini, tutuklanmadan önce THKP-C ve Mahir Çayan’la yakın ilişkiler içinde olduğunu ve Birikim dergisini birlikte çıkaracakları Murat Belge ile de hapishanede tanıştığını öğrenecektim.
Demek ki ben Ömer Abi ile o 30, ben 18 yaşında iken, 50 yıl önce karşılaşmışım. O yıllardaki yazılarına bakıldığında, onun tutkulu ve yüksek bir analiz kapasitesiyle yazdığı görülebilir. Bizler de olup biteni anlamaya aç zihinlerimizle onu tutkuyla okumaya başlamıştık.
O ilk yazısını okuduğum günden bugüne, Ömer Laçiner’in dünyayı mümkün olduğu kadar geniş bir bağlamda algılama, derinlemesine düşünme ve bazen zorlayıcı bir ifade dili kullanma özellikleri taşıyan yazılarının kişisel gelişimimde önemli bir rolü oldu.
Bunun ötesinde, 1970’lerde 61, 1989’da başlayan ikinci döneminde 447 sayıya ulaşan Birikim dergisi, birçoğumuz için dünyaya açılan bir pencereydi.

Derginin minimalist kapakları kadar, içindeki birçok yazı da okuma ve öğrenme sevinci yaratırdı. O eski yıllarda, Ömer Abi'nin “ekonomizm” yazıları gibi birçok zor yazıyı anlamak için kafa patlatırken çok sayıda sigara içtiğimizi söyleyebiliriz.
Birikim’de eski yıllarda okuduğum yazılar arasında Ömer Abi'nin andığım yazılarının yanında Murat Belge’nin “Mehmet Ayhan’ın çelişki üstüne yazısı hakkında” ve Sevgi Soysal’ın Şafak romanını derinlemesine analiz ettiği, sol içi sekterlik, kadın sorunu, bireyin yalnızlığı ve dönemin şematik edebiyat anlayışını anlattığı yazısı da vardı.
Daha sonra Murat Belge’nin Sevgi Soysal için yazdığı, “Bulduğu gerçeklere göre hayatını baştan sona yıkıp yeniden kuracak kadar dürüsttü. Taşıyabileceği her sorumluluğu aldı ve değerlerini buna göre düzenledi” satırları da hiç aklımdan çıkmadı.
Tabii bu yazılar kadar, belki daha fazla etkilendiğim Birikim yazısı, Fransız Marksist filozof Dominique Lecourt’un “Stalinist Diyalektik ve Lissenko Olayı” yazısıdır.
O zamanlar, kenarından da olsa moleküler biyoloji ve genetik öğrenmeye başlamış ve maddenin yasalarının siyasi parti kararlarıyla veya dogmatik diyalektik formüllerle değiştirilemeyeceğini öğrenmiştim.
O yüzden ilk kez duyduğum ve sonraki yıllarda soldaki birçok insanın bilmediğini gördüğüm “Lissenko Olayı”, Stalin örneğinde Marksizmdeki öznelliğin nerelere uzanabileceğini bana kavratmıştı.
Ömer Laçiner, T24 Haber Merkezi'nde
“Gözümüz” Ömer Abi
Ömer Laçiner deyince akla daha çok, sıklıkla eleştirilen, zaman zaman birçok şeyin müsebbibi olarak görülecek kadar —ve bence gereğinden fazla— önemsenen, bundan dolayı da linç ögesi haline getirilen bir dergi çevresinin en önde gelen kişisi geliyor. Onun insan olarak portresi ise bunların altında görünmez kalıyor.
Oysa Ömer abi, birçok kuşaktaşı gibi, benzer hayat yolculuklarında Sivas, Kuleli, Kara Harp Okulu gibi yerlerde kendini geliştirmiş; Kuleli’nin Boğaz’a bakan kütüphanesinde mutlu olmuş; matematik tutkunu; 25 yaşında, üstüne düşenleri aklına yatarsa sonuna kadar yapmış; ağır işkencelerden geçmiş; arkadaşlarına çok bağlı; insanlara kalpten “gözüm” diyen; ömür boyu sade bir hayat sürmüş; ne yaptığını bilen, gerektiğinde gözünü budaktan sakınmayan birisidir.

Ben de onu son 20-25 yılda yakından tanıdım, onun yakını oldum. Bu süre içinde, daha önce uzaktan onu çok seven birisi olarak, hemen hiç pürüzlü yanına rast gelmedim.
Beş-altı kez beraber olduğumuz “Mavi Yolculuklar”da da, bazen nokta koymadan konuşsa ve Cengiz Erçin ile Nuri Kalyoncu ona “Kitabın hangi sayfasında kalmıştık Ömer Abi?” diyerek takılsalar da, kimsenin gönlünü incitecek bir şey yaptığına şahit olmadım.
Yine ben onun başka bir yüzünü, hayat arkadaşı İlknur’un kanser yolculuğuna eşlik ederken gördüm. İki yılı aşkın süren ve son evreleri, beklendiği gibi, acılı ve zor geçen bu süreçte İlknur’un günlük bakım görevlerini bir an aksatmadan yaptı; onun hayatının son zamanlarını çok güçlü bir destek duygusuyla geçirmesini sağladı.

Hayat ve Birikim devam ediyor
Ömer Abi'nin de her insan gibi eleştirilecek yanları vardır. Ama hem bu bir yaş günü yazısının konusu değil hem de ona “Bu dünyada seni en çok seven benim” diye takılan birisi olarak bunu ben yapamam.
Yine de bu bahiste ona söylenebilecek bir söz var: Günde 3-4 saat uykuyla yaşaması, bedenine çok güvenmesi ve hastalıkların onun pek yakınına sokulamayacağını sanması.
Bu nedenle onun kendisini 80 yaşında gördüğünü sanmıyorum. Biz yine de son günlerde, bir-iki küçük sorunu için onu bazı tıbbi işlemlere ikna etme zaferi elde ettik.
Birikim’in 100. sayısının başyazısındaki son cümleye atıfla söylersek: “Hayat, Birikim ve Ömer Laçiner devam ediyor.”
Ben de ortak sevdiklerimizden Erdoğan Özmen’i yanıma katarak ona uzaktan ama tüm kalbimle sarılıyorum.
Sağ ol Ömer Abi!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


