Bunu bir umutsuzluk hissiyle söylemiyorum, olaylar ve yarattığı duyguların yoğunlaştığı anlarda, umudun nereden geleceği de belli olmuyor çünkü.
Bu güzel ülkede, en kolay yorum yapılabilecek iki şey var. Biri futbol diğeri ise siyaset...
Bu iki konu hakkında duyduğum rastgele konuşmalar ve maalesef yazmalar da arttıkça, ya içime çekiliyor ya da arkamı dönüp gidiyorum.
İstisnalar da oluyor tabii, bu sözler rastgele değil de bilinen tanınan, bir şekilde işin içinde olan insanlardan gelince, yazık ki umursamak zorunda kalıyorsunuz.
Evet, biliyorum ülkemizde güncel tabloya bakınca, bu yazdıklarım hafif kalıyor. Ancak belki de oluşan tablonun nedeni, anlatacaklarım olabilir diye de düşünüyorum.
Mesela, bir Fenerbahçeli olarak Ali Koç başkan olduğunda, Allah var sevinmiştim. Aziz Yıldırım bir kendisiyle kavga etmiyor haldeydi çünkü.
Çok geçmeden Ali Koç’un ona fark attığına tanık oldum. Hatırlasanıza, “ezeli” rakibin stadını bile basmaya vardırmıştı işi.
Ali Bey için, bir başkan gibi değil de tribündeki bir taraftar gibi olan biteni yorumladığı ve hatta Fenerbahçe başkanlığını da sıradan bir taraftar gibi yaptığını düşünmüşümdür.
Derken bir de Acun Ilıcalı çıktı sahneye, üzgünüm ama onun da bir farkı yoktu.
Bu arada, federasyon başkanının da bir sportmen olduğunu söyleyemem elbette.
Uzatmayayım, eski bir profesyonel futbolcu olmama rağmen uzun zamandır maç izlemiyorum. Çok nadir izlediğim maçlarda, birlikte maç izlediğim insanların ‘ilk insan’ hallerine de dayanamıyorum zaten.
Önceki hafta millî maçlar haftası gibiydi. Belçika maçının son anlarına tesadüfen denk geldiğimde, üç puanı üç golle rakibe bıraktığımız doksan dakika henüz sona ermişti.
Ne yorumladığı konusunda hiçbir zaman bir fikrim olmayan Ömer Üründül, "Gücümüz bu kadar" deyip haftanın tüm mağlubiyetlerini güçsüzlüğümüze bağlayınca, bu zayıflık tahammül sınırlarımı yıktı geçti, çekildim ekran başından.
Ertesi gün akıllı telefonuma, akıldan yoksun cümleleri düştü Montella’nın.
Oyuna sonradan giren Belçika’lı üç oyuncunun piyasa değeri 400 milyon Euro’ymuş... E referans oyuncuların piyasa değeriyse, ne gerek vardı maçlara çıkmaya...
Şu güzelim ülkenin güncel tablosundaki; güncel fenalık, fon meseleleri gibi düşünelim öyleyse artık ulusal maçlarımızı da...
Filenin Sultanları gibi olmayı denemeyip; emek vermeden kazanalım ya da kaybedelim.
Asıl güçsüzlük burada oysa...
Uzun lafın kısası, yeniliyoruz epeydir... Fransa, İtalya, Belçika derken daha çok kendimize...
Mağlup başlıyoruz, bahanelerimiz bitmiyor... Ve ne çok insan, ne kadar çok insanı suçluyor bu ülkede.
Allah için bir özeleştiri yapalım diyen yok...
Bu ruh halinden çıkmayı başarmamız gerekir ülkece. Vallahi bu kadar mağlubiyet hepimize fazla!
Eyvallah.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


