“Uçurum kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler...
İşte, Türk genel devriminin bir kısa diyemi...”
Atatürk bu sözleri, CHP’nin 4. Büyük Kurultayı’nda dile getirir. O gün yaptığı konuşmanın tamamı üzerine söylenebilecek çok şey var.
Elimde olsa tüm konuşmayı bu köşeden verebilirim.
O kadar yıkıcı, kahredici şeyler yaşanıyor ki, dur diyen yok. Var gibi olan her şey de garip rövanşist kapışmalardan öteye gider mi, hep birlikte göreceğiz.
Mesela, gündemdeki fon meselesi biraz eşelenince; gerçekte her türlü uyarının önceden yapıldığı, buna karşın göz yumularak, bir şeylerin yanlıştan öte, maksatlı, sistemli bir suiistimal olduğu anlaşılıyor.
Bu kayırmaca, aldatmaca daha nereye kadar devam edecek? Aldatılan, dolandırılan mazlumun ahı yerde mi kalacak hep?
“Akdeniz’i Karadeniz’e demirle bağladık. Anadolu’da özel şirketler elindeki bütün yolları satın aldık; İstanbul ve İzmir’de liman ve rıhtım işleri devlet eline geçti; Diyarbakır kapısındayız. Antalya’ya, Erzurum’a, kömür yurduna durmadan gidiyoruz.
Devlet Demiryolları Kurumu, bugün, kendi malımız olan beş yüz milyon liralık bir işi çevirmektedir.”
Reklam arası denilerek yok sayılmaya çalışılan bir dönemde yapılan işlerin millet ve memleket için hayrına bakıp da; son yıllarda artan oranda karşımıza çıkan kuralsızlığın, adaletsizliğin içinde debelenip duran, debelendikçe de çıkmaza giren koca ülkeye üzülmekten başka bir şey yapamaz halimize de kızıyorum.
Atatürk konuşmasının ilerleyen bölümünde, "Tarım ve endüstri hareketlerimiz birbirini kollayan tedbirlerle yapılmaktadır" diyerek başka bir ayrıntı daha koyuyor önümüze.
O günün koşullarında bile tarım ile sanayiyi birlikte düşünen bir yaklaşımın, ne kadar akılcı olduğunu da eklemem gerekir.
Bugün ihtiyacımız olan aslında geçmişi romantikleştirmek değil; o günlerin hangi sorulara, hangi ihtiyaçlara ve hangi sorumluluk duygusuyla cevap verdiğini yeniden hatırlamak.
Çünkü bu ülkeyi asıl yoran yalnızca giderek daha da artan yoksulluk ya da yokluk değil: Kuralsızlığın normalleşmesi, adalet duygusunun zedelenmesi ve “nasıl olsa bir şekilde üstü kapanır” düşüncesiyle ağzında cikletle kendini dokunulmaz sananların küstahlığı.
Ve belki de bu yüzden, Atatürk'ün o konuşmasını tekrar tekrar okuyorum, eski bir fotoğrafa bakıp güzel şeyler hatırlamak ister gibi.
Ve o fotoğrafta ben, bir zamanlar kimsesizlerin kimsesi olma yolunda çok şey başarmış bir Cumhuriyet görüyorum.
Eyvallah.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


