Tanıdığım bir yazarın yabancı romanı: Yavuz Ekinci’nin ‘Aziz’i

Tanıdığım bir yazarın yabancı romanı: Yavuz Ekinci’nin ‘Aziz’i

Aziz iddialı, stratejik, temposu yüksek, kültürel repertuvarı geniş ve kendisini okutmayı bilen bir roman. Bütün bunlara rağmen bende bir yabancılık duygusu bıraktı. Ekinci kendisini tekrar etmemeyi başarıyor; ama tam da bunu başarırken onu Yavuz Ekinci yapan şeylerden bir kısmını geride bırakmış olabilir. Belki bu yüzden Aziz, benim için tanıdığım bir yazarın yabancı romanı olarak kalıyor

Tanıdığım bir yazarın yabancı romanı: Yavuz Ekinci’nin ‘Aziz’i

Bir yazarı yıllarca okuduktan sonra karşınıza çıkan en tuhaf şey, yeni bir roman değil; tanıdığınız yazarın size yabancı gelen romanıdır. Yavuz Ekinci’nin Aziz’i bende tam olarak bu duyguyu yarattı. Önceki romanlarında evrensellik, son derece yerel hikâyelerin içinden ulaşılan bir sonuçtu. Mitler, kutsal metinler ve masallar Ekinci’nin dünyasının zaten parçasıydı; ama belirli bir coğrafyanın derdinden doğar, oradan yükselirdi. Küçük insan hikâyesinin arkasından büyük insanlık hikâyesi görünürdü.

Aziz’de odak noktası değişiyor. Evrensellik artık varılacak bir yer değil, başlangıç noktası. Dante’den kutsal kitaplara, Gılgamış’tan Van Gogh, Picasso ve Warhol’a, Bach’tan çağdaş sanata uzanan geniş bir kültürel arşiv romanın üzerine bir patchwork gibi seriliyor. Ekinci bu kez yerelden evrensele çıkmıyor; evrenselin kolajından yerel ve bireysel kanallara girip çıkıyor. Belki beni asıl düşündüren de bu. Eski Yavuz Ekinci’de karakter dünyadan doğardı; Aziz’de ise dünya karakterin etrafında kuruluyor. Üstelik Aziz Mirzade, önceki romanların sahip olamayan, kaybeden, yerinden edilen insanlarından radikal biçimde farklı: İktidarı temsil ediyor ve çağın doymak bilmeyen sahiplerinden biri. Ekinci böylece yokluğun trajedisinden sahip olmanın patolojisine geçiyor sanki.

Dorian Gray’den Aziz’e

Aziz’i okurken aklıma sık sık Oscar Wilde’ın Dorian Gray’i geldi. Dorian güzelliği kaybetmemek ister; Aziz güzel olanı mülkiyetine geçirmek ister. Biri kendi bedenini zamanın dışında tutmaya çalışırken diğeri sanat eserinin kalıcılığından kendisine bir ölümsüzlük payı çıkarmaya çalışır. Dorian güzelliğin kendisi olmak isterken Aziz güzelliğin sahibi olmak ister. Dorian Gray estetik modernitenin anti-kahramanıysa, Aziz geç kapitalizmin estetik anti-kahramanı olarak düşünülebilir. Çünkü Aziz’in dünyasında güzellik yalnızca seyredilen bir değer değildir; satın alınabilir, fiyatlandırılabilir ve koleksiyonlaştırılabilir. Baudrillard’ın koleksiyon üzerine söyledikleri düşünüldüğünde, nesneleri toplamak insanın nesneler aracılığıyla kendisini kurmasının da bir biçimidir. Dorian’ın portresi sakladığı benliğiyse, Aziz’in koleksiyonu sahip olduğu benliğidir.

Fakat Aziz’in arzusu güzelliği göstermek değildir. Asıl mesele, ona sahip olmanın ayrıcalığını kendine saklamaktır. Gösteri toplumunun görünürlük mantığının içinde Aziz başka bir uçta durur: En güzel olana sahip olmak ve onu başkasının erişimine kapatmak. Buradaki haz, gösterilmekten çok erişilemezlik üzerinden kurulan mülkiyetten doğar.

Peki Aziz bize ne söylüyor?

Zengin, kültürlü, rafine, ayrıcalıklı, takıntılı ve ahlaki sınırları aşabilen erkek anti-kahraman yeni değil. Edebiyattan Hollywood’a kadar bu figürün sayısız varyasyonunu gördük. Aziz’in bende bir Hollywood filmi hissi yaratmasının nedeni güçlü görselliği değil, romanın giderek bir seyir deneyimine dönüşmesi. Yavuz Ekinci, neredeyse bütün eserlerinde sinemasal öğeleri edebiyatın içinde görünür kılan, görsel dünyası güçlü bir yazardı. Bu kez değişen şey seyir ekonomisi. Aziz’i anlamaktan çok onu seyrediyoruz: Ne kadar ileri gidecek, hangi sınırı aşacak?

Eski Ekinci’de karakteri anlamak için onun coğrafyasına, tarihine, kayıplarına yaklaşmamız gerekiyordu. Aziz ise yüksek konseptli bir anti-kahraman gibi çalışıyor. Önceki romanlarda insan hikâyeden büyüktü; Aziz’de zaman zaman hikâye de insanın kölesi ve tüketilebilir. O halde Aziz’in yeniliğini yalnızca Aziz’in kendisinde aramamak gerekiyor. Belki de asıl dikkat çekici olan, böyle bir karakteri Yavuz Ekinci’nin yaratmış olması. Çünkü edebi dünyasını yıllarca sahip olamayanların, kendilerinden bir şeyler alınmış olanların ve kaybedenlerin hikâyelerinden kurmuş bir yazardan söz ediyoruz.

Dolayısıyla Aziz’le yalnızca konu değil, bakışın yönü de değişiyor. Önceki romanlarda iktidarın insanda açtığı yaraları görürken burada iktidarın sahibinde yarattığı arzuyu izliyoruz. Önceki karakterlerin örtük sorusu “Benden alınanlarla nasıl yaşayacağım?” ise Aziz’in sorusu “Daha neye sahip olabilirim?” Ekinci bu kez iktidarın sonucuna değil, iktidarın arzusuna bakıyor. Bence Aziz’in asıl yeniliği burada.

Roland Barthes “yazarın ölümü”yle metni yazarın niyetinden kurtarıp anlamın üretildiği yeri okura taşımıştı. Elbette Azizde yazarından bağımsızlaşacak ve her okurda yeniden kurulacak. Ama benim için daha kişisel bir soru kalıyor: Bu hikâyede kurbanların sesine ne kadar yaklaşabiliyoruz? Bunu “Eski Yavuz Ekinci daha iyiydi” demek için söylemiyorum. Tam tersine, kendisinden beklenen romanın dışına çıkmasını ve başka bir anlatı dünyası kurmayı göze almasını cesur buluyorum. Fakat Aziz’in geniş kültürel repertuvarı beni şu soru üzerinde de ayrıca düşünmeye itiyor: Referansların zenginliği edebi derinlikle nasıl bir ilişki kuruyor, neye hizmet ediyor?

Aziz iddialı, stratejik, temposu yüksek, kültürel repertuvarı geniş ve kendisini okutmayı bilen bir roman. Bütün bunlara rağmen bende bir yabancılık duygusu bıraktı. Belki Barthes’ın denklemine küçük bir okur dipnotu düşmek gerekiyor: Yazar öldüğünde metin gerçekten okura kalır. Ama okur da her metinde kendinden bir iz bulmak zorunda değildir; yazarın da her okurla aynı yakınlığı kurmak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Bazen bir roman, yazarla okur arasındaki tanıdıklığı bozarak da değer kazanabilir.

Ekinci kendisini tekrar etmemeyi başarıyor; ama tam da bunu başarırken onu Yavuz Ekinci yapan şeylerden bir kısmını geride bırakmış olabilir. Belki bu yüzden Aziz, benim için tanıdığım bir yazarın yabancı romanı olarak kalıyor.

Ve şimdi yeni Ekinci romanını daha büyük bir merakla bekliyorum.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler