“A Whiter Shade of Pale” ne hatırlatır bize?

“A Whiter Shade of Pale” ne hatırlatır bize?

Acaba her yanlış illaki olumsuz sonuçlara mı götürür insanları?

“A Whiter Shade of Pale” ne hatırlatır bize?
A Whiter Shade of Pale

Procol Harum, 1967 yılında Essex, Southend-on-Sea’ de kurulmuş bir İngiliz rok grubudur; Grubun menajeri , bir arkadaşının Birmanya kedisinin cinsinin adını telefonda duymuş, “Procol Harum”olarak yani yanlış kaydetmişti. Müzisyenler bu sıra dışı -ama yanlış kaydedilmiş- ada bayılmışlar ve gruplarının adının Procol Harum olmasına karar vermişlerdi. Oysa kedinin cinsinin adı aslında Procul Harun idi. Şarkı sözü yazarı Keith Reid bu ifadenin latince "ufukları aşan" anlamına geldiğini sanmıştı; bu da yanlıştı.

Bu yanlışlar, grubun başarısını engelledi mi? Hayır! Grup bu gün bile plağı on milyondan fazla kopya satmış olan 1967 tarihli popüler parçaları "A Whiter Shade of Pale" (Solgunun daha beyaz bir tonu) ile yaygın olarak -bazen de duygulanılarak- hatırlanır.

Acaba her yanlış illaki olumsuz sonuçlara mı götürür insanları? Bize bunun böyle olmadığını düşündürecek pek çok kayıt var:

Mesela, Bakteryolog Dr. Alexander Fleming, bir tatil dönüşünde, tatile çıkmadan önce kapatmayı unuttuğu bir bakteri besiyerinde üreyen küf mantarının bakterileri öldürdüğünü fark etmiş ve bu hatası, modern antibiyotiklerin ilkinin yani penisilinin keşfini sağlamıştı.

Sonra Charles Goodyear, kauçuğun sıcakta erimesini ve soğukta kırılmasını önleyecek bir yöntem bulmaya çalışırken, içinde kurşunsuz kauçuk ve kükürt bulunan bir karışımı kazara sıcak bir sobanın üzerine düşürmüş , böylece araba lastiklerinin sıcak havada eriyip yola yapışmaları, soğuk havada ise sertleşip çatlamaları engellenebilmişti. Kauçuğun vulkanizasyon denen bu usulle pekiştirilmesi 1839 yılında gerçekleşmişti. İlk ticari otomobiller 1880'lerin sonunda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu keşiften önce dönemin at arabası tekerlekleri, bisiklet lastikleri ve genel malzeme ihtiyacı için yararlanılmış, buluş, sonra da otomobil endüstrisinin gelişimine katkıda bulunmuştur. 

Yanlış yapmanın insanı illaki felakete götürmeyeceğini kavramış ve bunu güzel ifade etmiş olan dingin kimseler vardır:

Basketbolcuların en ünlülerinden Michael Jordan, "Mesleğim boyunca 9 binden fazla basket kaçırdım. Yaklaşık 300 maç kaybettim. 26 kez maçı kazandıracak basketi atmam için bana güvenildi ama kaçırdım. Hayatımda defalarca, defalarca ve defalarca başarısız oldum. Ve işte bu yüzden başardım" demiştir.

Bu konuda söylenmiş olanların arasında eğitimci ve yazar Ken Robinson’un farklı alanlarda uzman kişilerin fikirlerini paylaştıkları ‘TED Konferansları’ arasında en çok izlenenlerden biri olan "Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor mu?" başlıklı sunumunda demiş olduğu, "Yanılmaya hazır değilseniz özgün bir şey bulamazsınız" sözü en etkileyicilerindendir, yanlış yapmaktan korkmanın yaratıcılığı önlediğini de hatırlatır.

Peki mesele buysa, siyasi tarihte kararından pişman olup yön değiştiren, “doğruyu bulan seçmen kitleleri” var mıdır? 

Vardır!

1972 de ABD Başkanı Richard Nixon’ın seçim kampanyasında görev alan bir kaç kişinin Washington D.C.'deki Watergate iş merkezinde bulunan rakip parti yani Demokrat Parti Ulusal Komitesi merkezine gizlice girmesi , dinleme cihazları yerleştirmesi ve bu ortaya çıktığında da olayı örtbas etmeye çalışıldığının belirlenmesi üzerine seçmen kitlesinin Nixon tarafından kandırıldığını fark edip onun partisini yani Cumhuriyetçileri cezalandırıp ve Kongre'ye ezici bir Demokrat çoğunluğun göndermesinden tutun 1980 lerde Kanada'da büyük vaatlerle iktidara gelmiş olan İlerici Muhafazakar Partinin (PC) vaatlerinin gerçekleşmemesi ve ekonomik bir krizle karşılaşılması üzerine seçmen kitlesinin saf değiştirmesine kadar bir çok örnek vardır.

Genellikle alım gücü anlamlı boyutlarda düşen seçmen genellikle ilk seçimde yön değiştirir: Ağır vergiler, doğrudan günlük hayatı etkileyen yanlış kararlar, hataların fark edilmesini hızlandırır. Yolsuzluklar vb. çoğaldığında liderlere duyulan güven de sarsılır, seçmen yanıldığını hisseder, hatasını düzeltmeye koyulur.

Öyleyse bir şey daha sormalıyız: Yanlış yaptığında “bundan yararlanabilen politik liderler” var mıdır? 

Vardır ama sayıları oldukça azdır. Neden mi ? Örneklerle anlatalım:

1961'de göreve yeni gelen John F. Kennedy, CIA'in sunduğu Küba'daki Fidel Castro yönetimini devirme planını (yani Domuzlar Körfezi Çıkarması'nı) onaylamıştı. Bu girişim tam bir başarısızlıkla sonuçlanınca ne yapmıştı?

Halka seslenmiş, “Zaferin bin babası vardır ama mağlubiyet yetimdir" demiş ve sorumluluğu tamamen üstlenmişti. Ardından karar verme mekanizmalarında değişiklikler yapmış ve mesela 1962'deki Küba Füze Krizi patlak verdiğinde büyük bir nükleer felakete yol açabilecek bu krizi diplomasiyle çözebilmişti.

Bir örnek daha verelim: Mao'nun 1976'daki ölümünden sonra 1978'de Çin'in en üst düzey lideri olan Deng Xiaoping, kendisinden önceki dönemlerde uygulanan radikal ideolojik politikaların ve ekonomi modellerinin ülkeyi felakete sürüklemesine tanıklık etmişti. 1970'lerin sonunda iktidara geldiğinde "Siyah kedi ya da beyaz kedi olması fark etmez, fare yakaladığı sürece iyi kedidir" diyerek ideolojik yanlışlardan vazgeçmiş ve Çin'in bugünkü ekonomik süper güç olmasının yolunu açmıştı.

Demek ki evet, yanlış yapmak olumlu sonuçlara da götürebilir, yararlanılabilecek yönleri vardır ama

  1. Sorumluluğu başkasına yıkmayıp üstlenebilen ve 

  2. Sadece politik vb. açılardan güvendikleri, kendilerine sadık ve yakın görünen insanlardan değil, işi gerçekten bilenlerden yararlanmanın faziletini kavrayabilen liderler pek az olduğundan aralarında hatalarından ders alıp doğru yolu bulabilenlerin sayısı maalesef çok değildir. 

Bunun sıkıntısını millet de, kendileri de çeker.

İlgili İçerikler