Geçen temmuz ayında Coldplay konserinde ABD'li teknoloji şirketi Astronomer'in CEO'su Andy Byron’ın, aynı şirketin insan kaynakları müdiresi Kristin Cabot'a arkadan sarıldığı ve Cabot’ın da onun kollarını iki ön kolu ile gövdesi arasında sıkıştırarak müziğin ritmine uygun salındıkları bir anda, sahne ışığını takip eden öpücük kamerasının (kiss cam), bu enstantaneyi Gillette stadyumunun dev ekranına yansıtması, çifti panikletti ve onların ışıktan kaçma çabalarını gören Chris Martin’in “ya bir ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar” şeklindeki sempatik gibi görünen ama irritatif / provokatif sataşmasından sonra, bir de başkalarıyla evli oldukları anlaşılınca, -muhafazakâr veya değil- bir çok çevre, âdâb-ı muâşeretten uzak olarak gördükleri bu durumun kabul edilemez olduğunu ve fikir birliği içinde olduklarını beyan edercesine sosyal medyada hemen köpürttüler. Hızla görüntülerin yayılması, çiftin bireysel hakları hiçe sayılarak bütün yaşamlarının sosyal medyada işlenmesi, haber bültenlerine konu olması, çiftin yaşananlardan dolayı üzgün oldukları minvalinde direkt - endirekt beyanları bile hiç bir işe yaramadı ama; çok az insanın bildiği bu şirket, “bilinir ve tanınır” hale geldi. Şirket, iki çalışanıyla yollarını ayırdığını ilan ettikten sonra da en çok tartışılan şey; onların sadakatsizlikleri değil, şirket içinde konumlanmış bu iki insanın ilişkisinin “işyeri etiği” ile ilgili sonuçlarıydı. Bunun böyle olması, şirketin bilinirliği açısından birilerinin hoşuna gidebilir... Ve fakat, evlilik kurumunun bunalımı, -varsa- romantizminin tüketilmesi gibi başat konular, daha sekonder konular olarak kayıtlara geçti. Ama yine de evlilik kurumunun girdiği krizin tartışmasını farklı bir açıdan ele alan yazılardan biri, Eryürek tarafından o dönemde T24'de yazıldı.
İnsanlığın defalarca -eski veya yeni- aldatma ve sadakatsizlik öykülerine ilgisinin olduğunu, bu nedenle bu öykülerin gündemde kalabildiğini biliyoruz. Bu konunun dışında olduklarını ve oldukça iddialı konuşanların en büyük yanılgılarından biri; aldatma ile sadakatsizliğin bir ve aynıymış gibi düşünmeleri olabilir. Bir insan, partnerini pratikte (fiili olarak) hiç aldatmamış olabilir ama aynı şekilde bu, onun zihninde de sadık olduğu manasına gelmez. Sadakatsizliği daha geniş bir küme olarak görüyorum. Çünkü, yalnızca düşünsel olarak kalabilen bir şeyin diğer bazı nedenlerle gerçekleştirilememesi, kişinin pür-u pak olduğu manasına gelmez. Düşünsel sadakatsizlik ifade edilmediği sürece, pratikte aldatma ile aynı ahlaksal sonuçları doğurmayacağı için olay oldukça “benign” gibi duruyor değil mi? Zihinsel sadakatsizliğin içsel olarak yaşanmasıyla sınırlı kalması, toplumsal ahlak ölçüleri açısından yargılanabilir olmuyor. Bütün sanat eserlerinde, konu aldatma, aldatılma veya sadakatsizlik olunca, ilgi -hangi sınıfsal kategori olursa olsun- gereken ilgiyi görüyor. Bu konuyla alakalı çeşitli platformlardaki diziler; -roman uyarlaması veya değil, yerli veya değil- önemli izleyici kitlesine sahip ve iyi de para kazandıran bir konu... Sadakatsiz, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Fırtına, Nip/Tuck, The Affair, Doctor Foster, Why Women Kill, House of Cards gibi diziler, sadakat konusunda statik olmayan karekterlerin gösterildiği başlıca diziler... Yeri gelmişken, sadakatsizlikle ilgili yapılan bir çalışmada, cinsel aldatmanın, romantik aldatmalara göre daha kabul edilebilir sonuçlar ortaya koyduğunu gösterdi. Yani bu araştırma, bize aşık olmanın daha yıkıcı sonuçlara neden olabileceği konusunda önemli ipuçları veriyor. Ama aldatma ve sadakatsizliklerin ne türden olduğu tam olarak bilinemeyeceğinden sonuçlarını öngöremeyeceğiz.
* * *
Işığın olmadığı zifiri karanlık bir yerde insan, el yordamıyla görmeyi dener… Işık, evrende en hızlı yol alan hem parçacık ve hem de dalgadır. Katettiği yerlerde bazen aydınlığa ve bazen de gölge oyunlarına neden olabilir. Işık aynı zamanda da teşhir etmenin, teşhir edilmenin araçlarından biridir. Ama insan, ışığın bu açığa çıkarıcı özelliğine karşın, bazen de şiddetli ışığın önünde durarak gizlenebilir. Coldplay konserinde talihsiz çiftin ilişkisinin açığa çıkmasında araç olarak kullanılan ışık, Yunan Mitolojisi’nde benzer şekilde, ama “güneşin ışıklarıyla” teşhir edilen bir çifti hatırlattı bana… Yunan Mitoloji’sinde sadakatsizlik dendiğinde elbette en önce Zeus’un Hera’yı zıvanadan çıkarttığı sayısız hovardalıkları akla gelse de o hikâyeleri kastetmiyorum. Coldplay konserindeki gibi ışığın ön planda olduğu Olimpos Dağı'nın başka meşhur sakinlerinden birilerinin kabul edilemez yasak ilişkisini, en kısa ve birkaç versiyonunun ortalamasını buraya aktarayım.
Hefaistos’un Afrodit ve Ares’e tuzağı
Faiakyalı ozan Demodokus, liriyle büyüleyici bir şarkıda, geceleri ocakta ateşin başında madenleri eriterek geçiren ateş tanrısı Hefaistos’un karısı olan aşk tanrıçası Afrodit ile savaş tanrısı Ares’in gizlice onun kutsal yatağında birlikte olduklarını mırıldanır. Bunları duyan güneş tanrısı Helios, gidip Hefaistos’a durumu anlatmadan önce, onların seviştiklerini gözüyle görmek için her sabah gözetlemeye karar verir. İki aşık, Hefaistos’un olmadığı bu sayısız gecelerde şafak vaktine kadar sevişirken savaşçı Ares yine de Afrodit’in yanına vardığında çok tedbirli davranır; güvenlik için Alektiron adındaki bir genci de güneş tanrısı Helios’un ışıklarının ufukta belirdiği anda haber vermesi için koruyucu olarak kapıda bekletirdi. Alektiron, bu haber verme işini o kadar iyi yapardı ki, Helios, onları gözetlediği halde bir türlü yakalayamazdı. Günlerden bir gün, Alektiron bu nöbetlerinden birinde uyuyakalır ve ışıklarıyla ufukta beliren Helios, Ares ile Afrodit’in seviştikten sonra harap ve bitap düşmüş hallerine tanıklık eder. (Kusursuz yazılmış aldatma yoktur; hele birileri şüphe etmeye başladıysa manifest olmak kaçınılmazdır.) Helios, Hefaistos’a tanrıça Afrodit’in onu Ares ile aldattığını haber verir. Buna önce öfkelenen ve sonra da kendini çok yaralı hisseden acı içindeki Hefaistos, bir oyun kurarak aşıkları şaşırtmaya karar verir. Hefaistos, ustalıkla metallere şekil verebildiğinden, sadakatsiz karısı Afrodit ile cüretkâr Ares’in göremeyecekleri inanılmaz ölçekte ince gözenekli altın bir ağ yapar. Yaptığı ağı, gizlice yatağa serer ve daha sonra Afrodit’e bir yolculuğa çıkacağı yalanını uydurur. Onlar, bu fırsattan yararlanarak yatağa girdiklerinde, gizlice geri dönen Hefaistos, tuzağı tetikler ve iki sevgili, aniden ağın kapanmasıyla yakalanırlar. Güneş tanrısı Helios, yavaş yavaş daha da yükselerek, çıplak halde hareketsiz kalan bu sevgilileri ışığıyla herkese teşhir eder. Helios, ışığını arttırdıkça her şey daha da belirgin hale gelir ve kalabalık arttıkça onlar daha çok utanırlar. Yakalandıkları bu ağdan kurtulmaları imkansızdır. Onların ağ içindeki çıplak hallerini görenler, hem ayıplarlar ve hem de cezalandırılmalarını isterler. Bir tek deniz tanrısı Poseidon, iki aşığın bu durumuna müdahalede bulunur ve Hefaistos’tan onları bağışlamasını rica eder. Uzun süre direnen Hefaistos, sonunda Poseidon’un Ares'in daha sonra asla ödemeyeceği bir tazminata kefil olmasıyla ağı açar ve onları serbest bırakır. Afrodit Kıbrıs’a, Ares ise utanç içinde Trakya’ya sürülür. Bu arada, Helios’un gelişini uyuduğu için haber vermeyen Alektiron adlı genç, Ares tarafından horoza dönüştürülür ve dünya var oldukça her sabah güneşin ilk ışıklarıyla ötmeye mahkûm edilir.
Antik Yunan’da Ares ve Afrodit’in seviştiği bir anda Helios’un onları yakaladığı sahnenin, yapay zekâ Gemini ile sembolize edilmesi
Yalan makinesi
Modern yalan makinesi (poligraf), John Augustus Larson tarafından stres anında insan vücudundaki bazı sistemlere ait aktivitelerin sayısal değerlere dönüştürülerek yalanı yakaladığı iddiasıyla piyasaya sürülmüştür. Günümüzdeki modellerinde, önceden kullanılan az sayıdaki göstergelere yenileri eklendi ve yapay zekâ ile desteklendi. Kullanılan parametreler; dakikada kalp atım sayısı, tansiyon, solunum sayısı ve solunum derinliği, cilt iletkenliği (cilt sıcaklığındaki değişiklikler dahil), terleme, göz hareketleri ve kas aktivitesi gibi doğal reaksiyonlardır.
Makine ile elde edilen veriler, polisiye filmlerinde gösterildiğinin aksine Amerika Birleşik Devletleri’nde kriminal alanda kullanımı yaygın değildir ve delil olarak kabul edilmez. New Mexico eyaletindeyse çok özel koşullarda kabul ediliyor. Türkiye’de de yalan makinesinin sonuçları delil olarak kabul edilmiyor.
Yalan makinesi, zamanla kriminal yararlanım alanından, eğlence sektörünün parçası haline dönüştü. Google’da doğru anahtar kelimelerle arama yapıldığında çiftlerin sadakatini bu makine ile test eden onlarca merkeze rastlanması, takip edilebilir olduğunu düşündürüyor. Bu farklı kullanım alanı sayesinde, partnerler arasında sadakat testi yaptırırken; ilişkide motive eden ruhsal evrimi, birlikteliğin günümüzde tanımlanabilir romantizminin sığamadığı o ahlaksal çerçeveyi, -duygusal veya değil- ilişkilerin bu tür eğlenceler sayesinde nasıl sorgulanabildiğini ve aynı zamanda nasıl tiye alındığını, güven krizinin bu yolla bazen de inanılmaz düzeyde endişe verici olduğuna tanık olunabilir.
Bu arada, yalan makinesinin bütün bu tartışmalı durumuna rağmen, gizemli bir tarafı; bazı gizli servislerin eleman alımında kullanıldığıyla ilgili söylentiler…
Yalan makinesi, irademiz dışındaki sistemle ilgili
Yalan makinesinin, -dolaşım sistemi başta olmak üzere-, kullandığı parametreler, irademizle yönetemediğimiz otonom sinir sisteminin etkili olduğu bir kısım alanı kapsıyor. Otonom sinir sistemi, irade dışında çalışan sinir ağıdır. Bu sistem, diğer bütün sistemleri dengede tutar. Ruhsal dalgalanmalar, metabolizma, bazı ilaçlar ve çevresel koşullar, bu sistemi etkiler. Bu dengeyi, bir tür otopilot gibi yönetir. İki modülden oluşur... Bunlardan birincisi sempatik sinir sistemidir ve bu sistem, “savaş ya da kaç” ilkesine göre çalışır. Bir tehlike, stres veya egzersiz sırasında vücudun irademiz dışında çalışan bazı aktivitelerini hızlandırır. Ruhsal ve bedensel bütünlüğe zarar verebilecek ani durumlarda sistem çalışır; organizma kaçar veya savaşır. Bu nedenle, enerji harcamasını artırır. Diğer bazı hormonlara (kortizol ve noradrenalin) ek olarak böbrek üstü bezinden açığa çıkan adrenalin, bu sistemin en meşhur aktivatörüdür ve herkes tarafından stres hormonu olarak bilinir. Adrenalin artışına neden olan başta stres, heyecan, fiziksel aktivite veya ani gelişen korku gibi durumlar, kalp atışının hızlanmasına, tansiyonun yükselmesine, nefesin sıklaşmasına ve derinliğinin artmasına, sindirimin yavaşlamasına neden olur. İkincisi ise parasempatik sinir sistemidir ve “dinlen ve sindir” şeklinde çalışır. Tehlike geçtiğinde vücudu sakinleştirir, enerjiyi korur ve depolar. Kalp atışını yavaşlatır, tansiyonu düşürür, sindirimi ve tükürük salgısını artırır. Sakinlik ve dinginliği emreden bu sistemin sembolik kimyasal maddesi ise asetilkolindir.
Yalan makinesi, ister profesyonel veya ister eğlence sektöründe kullanılsın heyecana ve strese bağlı olarak otonom sinir sistemi üzerinden bazı sonuçların değerlendirilmesini sağlıyor. Ancak bu durum, sorulan soru ile oluşan kontrol dışı tepkilerin organik bağlantısının soruya verilen yanıtın doğruluğuyla ilgisinin doğru veya ters orantılı olduğu konusunda net şeyler söyleyemez. Bu nedenle güvenilmezdir. Makinenin çalışma prensiplerini bilen bir insan diğer bir etki ile sistemi aktive ederek makineyi yanıltabilir. Örneğin makineye bağlanmadan önce çok kahve içilmesi bile kalp atım sayısını arttırabilir ve bu da bu parametreyi güvenilmez kılar.
Yalan makinesi, uzun yıllar sonunda modifiye edildi ve profesyonel kullanım alanı dışında, eğlence sektöründe, yarışmalarda gerilimi arttırmak için kullanıldı. En bilinen yalan makinesi ile ilgili şovlardan biri; 2008 yılında son bulan “The Moment of Truth” (Gerçeğin Anı) yalan makinesiyle dramatik potansiyeli zirveye taşıyan bir yarışma programıydı. Yarışmacılara, programdan önce uzman tarafından yüzlerce soru sorulurdu. Programda, artan para ödülleri karşılığında daha önce sorulmuş bu sorulardan en kişisel ve utanç verici olan 21 tanesi kendilerine tekrar sorularak yarışmacının yanıtı, daha önce yapılan test sonuçlarıyla karşılaştırılırdı. İzleyiciler, katılımcıların yalan söyleyip söylemediği konusundaki belirsizliğe koşullanıp makinenin vereceği sonucu beklerken, bir şeyin itiraf edilmesi veya sorulan soruya verilen yanıtın doğruluğu, testlerle ortaya konmaya çalışılır; eğer yanıtın doğru olduğu tespit edilirse bir sonraki seviyeye geçilir, yanıtın gerçeği yansıtmadığı tespit edilirse veya yanıt vermeyi reddederse oyunu kaybederdi. O ana kadar kazandığı ödülü de yanardı. Program, yarışmacıların aileleri, eşleri ve arkadaşları önünde aldatma, hırsızlık, nefret gibi en kötü sırlarını ifşa etmesine yol açar, duygusal çatışmayla reyting yaratılmış ve otonom sinir sistemi full mesaide olurdu.
İnsanın, partnerini aldatma ve sadakatsizlik nedenleri çeşitlidir ve bu yazının konusu değildir. Bu konuda yazılmış birçok kitap ve makaleler var. Ama bu yazı özelinde beni geniş manada ilgilendiren bu soru değil. Zira sosyal bilimler uzmanı veya çift terapisti de değilim. Eğer; “insan, iyi gitmeyen mevcut bir ilişkide, stres hormonlarının bedeni üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için, başka bir partner arayışına girer” dersem, aldatılan veya sadakatsizlik yaşayan birçok insanın buna itiraz edebileceğinden tartışmaya mahal vermeden konuyu kapatıyorum. Fizyolojik olarak insanın neden aldattığının “üreme içgüdüsü” gibi basit bir yanıtı olabilir ama bu yanıt, insan için kabul edilmesi zor bir gerekçedir. Aslında üreme dışında diğer nedenler, bu ilkel ama insan neslinin sürekliliği için gereken “kılıf”lardır ve önemlidirler. Erkek ve kadın açısından bu sorunun yanıtı farklıdır.
Özellikle sadakatsizlik gibi evlilik dışı ilişkilerde, cinsiyet ve biyolojik bazı faktörlerin yanında -erkeklerde daha fazla olmak üzere- sadakatsizliğin, “kalp damar sistemini ilgilendiren olay veya hastalık riskini daha da yüksek düzeye çıkardığı” sonucu, stres hormonlarının etkisi düşünüldüğünde şaşırtıcı olmayacaktır. Ama yine de “atın ölümü arpadan olsun”cu bir tayfa her zaman vardır.
Yalan makinesine bağlıyken ahlaka mugayir sorulara verilen yanıtların, ruhsal gerilime neden olduğunu ve bu nedenle oluşan bir kısım bedensel tepkimelerin, sempatik sinir sisteminin kontrolü altında olduğunu artık biliyoruz. Sorulan soruya -doğru yanıt versin veya vermesin- stres hormonlarının artışıyla uyum gösteren bedendeki bazı değişiklikleri uzmanların doğru değerlendirip değerlendirmediği ve makinenin yanılma oranı konusunda henüz görüş birliği yoktur.
* * *
İnsanın ilk var olduğu bulanık zamanlardan günümüze dek tartışılıp hâlâ neye dönüşeceği tam öngörülemeyen kronikleşmiş “sadakatsizlik” ve “aldatma” sorununun, Coldplay konseri sırasında panikleyen iki insanın ve yalan makinesinde partnerlerinin sadakatini test edenlerin değişen oranlardaki heyecanı, çoğumuzun farkında olmadığı büyük bir sistemi harekete geçirdi. Bu sistem; sempatik sinir sistemidir ve ışığın göze tutulmasıyla göz bebeklerindeki çap değişimlerinden, kalbin dakikadaki atım sayısının artmasından, tansiyonun yükselmesinden, kas aktivitelerinden ve diğer bazı değişikliklerden sorumludur. İster stadyumdaki ışık ve isterse güneş tanrısı Helios’un ışığı olsun, ışığın göz siniri üzerine olan etkisiyle Byron-Cabot ve Ares-Afrodit çiftinin göz bebeklerinde meydana gelen çap azalmasına karşılık; heyecan nedeniyle artan adrenalinin göz bebeklerinde çap artışına neden olması ve bu durumda “birinin daha baskın olduğu” tespit edilse bile, “stres düzeyinin ne olduğu” konusunda, yalan makinesinde olduğu gibi, net bir bilgiye ulaşamayacağız.
Bazı gerçekler, insanı rahatsız ettiğinde insan, ya onu yok sayar veya değiştirmek için bir çaba içinde olur. Ancak bu durum, sempatik sinir sisteminin aktive olduğu zamanda, aniden karar almayı ve uygulamayı gerektiren, çoğu zaman atalarımızdan bizlere miras bırakılan yırtıcı davranışlar veya kaçma eylemi şeklindedir. Konumuz açısından sempatik sinir sisteminin aktivasyonu; yalan makinesinin kullanımında veya Coldplay konserinde olduğu gibi “anlık” meydana gelir.
Partnerler arasındaki aldatma ve sadakatsizlik türü problemlerin bir stres nedeni olduğunu biliyoruz. Partner ilişkilerinin, bu tür nedenlerle bozulması, tartışmalarda başta adrenalin olmak üzere stres hormonlarının düzeyini arttırır. Bu durum, sempatik sinir sistemi aktivasyonuyla kalp damar sistemi üzerindeki etkilerinin olumsuz olacağı tahminini yaptırmayı güçleştirmez. Nitekim bir çalışmada, partner varlığının (evlilik, bir arada yaşama vs), kalp damar hastalığı riskini azalttığı gösterilmişken, bu ilişkilerin kalitesinin, gerginliğinin ve ilişkinin bozulmasının ise riski arttırdığı tespit edildi. Bu durumda, “iyi gitmeyen partner ilişkisinin”, diğer bazı etkenlerle (cinsiyet, tansiyon yüksekliği, aile öyküsü, kolesterol yüksekliği vs.) birlikte çarpan etkisi oluşturabileceğini tahmin etmek de zor olmayacaktır.
* * *
Aldatma ve sadakatsizlik gibi yoğun duygusal travmalar ve stres faktörleri, vücudun sempatik sinir sistemini aşırı aktive ederek "savaş ya da kaç" tepkisini tetikler. Bunun sürekli aktivasyonu; kalp atış hızını artırma, kan basıncını yükseltme ve damarlarda büzülmeye neden olan stres hormonlarının düzeyini artırır. Yaşana bu stresin doğrudan bedene yansımaları, kalp krizi ve ritim bozuklukları olabilir. Özetle, aldatılmanın travmasını yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda kalp sağlığı üzerindeki ciddi etkileri açısından düşünmek ve göz ardı etmemek gerekiyor. Bunu pratiğe geçirmek zor... Hefaistos önce öfkelendi, sonra acı çekti ve sonra da tuzak kurdu. Bu yazıyı okuma fırsatı yoktu...


