AİHM’in Osman Kavala (2) kararı, 25 Ağustos tarihinde açıklandı. Gerçekte AİHM’in Kavala ile ilgili üçüncü kararı. İki karar Kavala’nın başvuruları nedeniyle alınan kararlar. 2022’deki karar ise, Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’nin AİHM kararını uygulamaması sonucu ihlal prosedürünü başlatılması ve kararı AİHM’e göndermesi nedeniyle alınan karar.
AİHM’in son kararı Büyük Daire kararı. 2019’daki ilk karar ise Daire Kararıydı. Büyük Daire kararı içtihat niteliği taşıyor. Başka kararlarda uygulanacak ilkeleri içeriyor.
Son karar, ilk AİHM kararında yer alan ve süregelen ihlallerin yanında yeni şikayetler de içeriyor. Adil yargılama, insanlık dışı muamele gibi şikayetler yeni.
Bu davanın önemli bir yönü, Kavala’nın Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) açtığı davaların sonucunu beklemeden AİHM’e başvurmasıydı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 35. Maddeye göre, AİHM’de dava açmanın koşullarından biri iç yargı yollarının tüketilmiş olması. Ancak bu yükümlülük etkili yargı yolları için geçerli. Başvurucunun şikayetini karşılamada etkili olmayan iç yargı yolunu tüketmek gerekmez.
Hükümet bu davada beklendiği gibi, AYM önündeki davaların sonuçlanmadığını, dolayısıyla başvurunun reddedilmesi gerektiğini ileri sürdü. AİHM bu konuda karar verirken, Kavala’nın davasının özelliğini göz önünde bulundurdu. Kavala, cezaevinde olduğu sekiz buçuk yıldır her türlü iç yargı yoluna başvurmuş ve sonuç alamamıştı. AYM’ye yaptığı ilk başvurunun üzerinden 4 yıldan fazla, ikinci başvurunun üzerinden 2 yıldan fazla bir süre geçmişti. Bu arada AYM’nin görmezlikten geldiği iki AİHM kararı bulunmakta. Bütün bunlar AYM’nin davada gerçek bir koruma vermediğini gösteriyor. O nedenle AYM etkili bir yargı yolu olarak kabul edilemez. AİHM’in vardığı bu sonuç, bu dava ile sınırlı. Yani AYM hakkında verilmiş genel bir hüküm değil.
AİHM’in vardığı bu sonuç, Kavala davası ile sınırlı olsa bile AYM’nin saygınlığına gölge düşüren nitelikte. Anayasa Mahkemeleri her ülkede en saygın, en üst düzey yargı organı. Anayasa’nın bekçisi. Türkiye’de ise AYM, kararları ilk derece mahkemeleri tarafından tanınmayan, AİHM tarafından etkili bir yargı organı olarak görülmeyen bir kuruluşa dönüştü.
AİHM davayı kabul ettikten sonra 6 şikayetle ilgili ihlal buldu:
Toplantı ve gösteri yürüyüş özgürlüğü (Sözleşme 10-11. Maddeki) ile ilgili olarak AİHM, ulusal yargı organları tarafından Osman Kavala’nın kişisel sorumluluğunu incelemek yerine, başkalarının eylemlerine katılması, stratejik rol oynaması gibi birçok olayı toplu bir biçimde ele alması sonucu mahkum edildi. Bu olaylarla direkt bağlantısı olup olmadığına bakılmadı. Mahkemenin dayandığı olgular sivil toplum etkinlikleri, uluslararası temaslar gibi suç oluşturmayan olgulardı. Kavala’nın mahkum olduğu TCK md.312 cebir ve şiddet unsurunu içeriyor. Oysa ulusal mahkeme, Osman Kavala’nın şiddet olaylarıyla olan ilgisini, bunu tahrik edip etmediğini incelemedi. Böylelikle TCK md.312’nin kapsamı öngörülemeyecek şekilde genişlemiş oldu. Bu türlü bir yorum, sivil toplum çalışmaları üzerinde caydırıcı bir etki yaratacak. AİHM bu gerekçelerle 10. ve 11. maddelerin ihlaline karar verdi.
Adil yargılanma hakkı (Sözleşme md.6) ile ilgili şikayetiyle ilgili olarak AİHM şu görüşleri ileri sürdü: ulusal mahkemelerin Kavala’yı mahkumiyet kararı somut olgulara dayanmamakta, Mahkemeler Kavala’ya atfedilen eylemlerle işlediği iddia edilen suçlar arasında illiyet bağlantısı kurmamakta. Kavala’nın tanıklarının dinlenmemesi, silahların eşitliği bakımından sorun yaratıyor. Yargının bağımsızlık ve tarafsızlığı bakımından ciddi kuşkular var. Kavala’yı beraat ettiren yargıçlar hakkında soruşturma açılması, davanın sürekli mahkeme değiştirmesi, yargılamanın son aşamasında iktidarla yakın ilişkisi olduğu bilinen bir yargıcın davaya atanması bu kuşkuları doğruluyor. Bu nedenlerle AİHM 6. Maddenin ihlal edildiği sonucuna vardı.
AİHM bir de bir gözlemde bulunuyor: Bütün bu adil yargılanmaya ilişkin eksiklikler, usule ilişkin yanlışlar değil, Türkiye’de yargının genel çöküşüyle ilgili sorunlar.
Tutuklama ile ilgili olarak (Sözleşme 5. madde) AİHM, 2019’daki ilk davadaki görüşlerini tekrarlıyor. Osman Kavala’nın tutukluluğunun makul bir kuşkuyu haklı gösterecek somut olgulara dayanmadığını ileri sürüyor. Ancak Hükümet’in mahkumiyet kararının kesinleşmesiyle Kavala’nın artık tutuklu değil, hükümlü olduğu argümanı ile ilgili olarak AİHM Sözleşme’nin 5/1/a maddesinin hükümlülerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmasına izin verdiğini, ancak mahkumiyet kararı açık bir adaletsizlikle alınmış ve adil yargılama ilkelerine açık bir aykırılık taşıyorsa o zaman AİHM işe karışıyor. Kavala davasında mahkumiyet kararı açık bir adaletsizlikle kabul edilen bir karar. O nedenle Kavala’nın hükümlü olarak cezaevinde tutulması hukuka uygun değil.
18. madde yani Sözleşme’de yer alan sınırlamaların siyasal amaçlarla kullanılmamasını öngören maddenin 2019 kararında olduğu gibi, AİHM bu kararda da ihlal edildiği sonucuna vardı. İlk karardan farklı olarak, bu kez sadece tutuklamasının değil, yargılamanın, ifade ve toplantı özgürlüğünün de siyasal amaçlarla sınırlandırıldığını belirtti. AİHM’e göre, Kavala davasındaki esas amaç, Gezi’deki rolü nedeniyle Kavala’yı cezalandırmaktı ve insan hakları savunucusu olarak konuşmasını önlemek.
Nihayet, AİHM Sözleşme’nin 3. maddesinin (işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı) de ihlal edildiğine karar verdi. Osman Kavala’nın mahkum olduğu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında indirime, umut hakkına yer olmamasını, belirli bir süre sonra cezanın gözden geçirilmesi olanağının bulunmamasını AİHM 3. maddenin ihlali olarak gördü.
Kararın uygulanmasına yön veren 46. madde başlığı altında AİHM şunun altını çizdi: Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır. Kavala’yı serbest bırakma yükümlülüğü hem Sözleşme’nin 46. maddesindeki açık hükümden, hem de Türkiye’nin anayasasının 90. maddesinden doğmakta. 90. maddeye göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Ayrıca gene 90. maddeye göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile kanunlar çelişiyorsa, esas olan Sözleşme hükümleridir.
AİHM’e göre Kavala’nın mahkumiyetine yol açan karar hükümsüzdür. Türkiye’nin bu durumu düzeltmek ve AİHM kararını uygulamak için elinde olanak vardır. CMK AİHM’in ihlal bulduğu davalarda yeniden yargılama yapılmasına izin vermektedir. Kavala yeniden yargılanmalı ve mahkumiyeti bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmalıdır.
46. maddedeki genel önlemler bölümünde ise AİHM Türkiye’deki sorunun sistematik bir sorun olduğunu, Kavala kararındaki ihlallerin, yargıcın tarafsızlığı ve bağımsızlığına dair yapısal aksaklıkları ortaya çıkardığını, bu yapısal aksaklıkların, özellikle siyasal bakımdan önem taşıyan davalarda yürütmenin yargı kararları üzerinde etkili olmasını kolaylaştırdığını, Türkiye’nin bu müdahaleleri önleyecek kurumsal güvenceleri güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
AİHM’in Osman Kavala (2) kararı, Türkiye’deki yargının genel bir eleştirisi niteliğinde. Kavala davasındaki aksaklıkları bugün görülen siyasal davalarda da görmek olanağı var. Bu davalar, AİHM’e gelirse benzer sonuçlarla karşılaşmak şaşırtıcı olmaz.
Osman Kavala (2) davasının Avrupa Konseyi cephesinde ve Türkiye cephesinde ne sonuçlar doğuracağını izlemek gerekir. Avrupa Konseyi cephesinde, gerek Asamble’de gerekse Bakanlar Komitesi’nde, Türkiye üzerindeki baskıların artması beklenir. Türkiye’nin Kavala’yı ne pahasına olursa olsun cezaevinde tutmaktaki inadı sürerken çok sert yeni bir karar çıkması, Kavala kararının uygulanmamasının Avrupa insan hakları sistemi üzerindeki olumsuz etkisini ağırlaştıracaktır. Sistemi kurtarmak için devletler daha kararlı bir tutum almak isteyeceklerdir. Kararların uygulanmasını sağlamak, Sözleşme’ye taraf devletlerin kolektif sorumluluğudur. Devletler, bu sorumluluklarını gerek çok taraflı gerek ikili düzeyde yerine getirmek isteyebilir. Çok taraflı düzeyde olası bir önlem, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Parlamenter Asamble ve Genel Sekreter arasındaki üçlü protokolün yürürlüğe konulmasıdır. Bu protokol gereğince, önce kararı uygulamayan devlete ziyaret yapılacak, sonra Genel Sekreter aşamalı bir plan getirecek. Her aşamada hangi adımların atılacağı belirtilecek. Karar hala uygulanmamışsa, Avrupa Konseyi statüsünün 8. maddesi gereğince, ilgili devletin oy hakkı askıya alınacak ve üyeliğine son verilecek.
Türkiye cephesinde ise yapılması gereken şey açık. Türkiye kendi iradesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmuştur. Sözleşme’nin 46. Maddesi yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. Taraf devletler, AİHM kararlarını uygulamakla yükümlüdür. AİHM kararları, taraf devletler bakımından bağlayıcıdır. Anayasa’nın 90. maddesi de usulüne uygun olarak onaylanan bir uluslararası anlaşmanın kanun hükmünde olduğunu belirtmekte. AİHM kararlarının bağlayıcılığı, devletin bütün organları kadar yargı için de geçerlidir. Devletin bağımsız iradesiyle taraf olduğu bir uluslararası sözleşmenin öngördüğü yükümlülüğün yerine getirilmesinin devletin ya da yargının bağımsızlığıyla ne ilgisi olabilir?
Türkiye’nin kararı uygulamak için yapması gereken şudur: Önce 3 ay içinde 70 bin Euro manevi tazminat ödemelidir. Ödemezse Avrupa Merkez Bankası’nın faizi biner. Ondan sonra Osman Kavala’yı serbest bırakmalıdır. Bu bir Türk mahkemesinin kararıyla gerçekleşebilir. AİHM, Türk mahkemesinin yerine geçerek tahliye kararı veremez. O nedenle CMK’nın tanıdığı olanaktan yararlanarak Osman Kavala yeniden yargılanmalı ve beraat etmelidir. Yeniden yargılama, yargıcın isteğine uygun değil; AİHM kararına uygun bir sonuç vermelidir. Sözleşme’nin 46. maddesi bunu öngörür. Kavala beraat edince, eski hale iade edilmeli. Mahkum olduğu kararın bütün sonuçları silinmeli.
Suçsuzluğu uluslararası mahkemenin kararıyla sabit olan bir insanı 9 yıl özgürlüğünden yoksun kılmanın ne anlama geldiğini, o devletin yurttaşları için ne büyük bir utanç kaynağı olduğunu hiç düşündünüz mü?
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


