Pekin’de çayımı yudumlarken…

Pekin’de çayımı yudumlarken…

2026’ya çok hızlı bir giriş yaptık. Davos Zirvesi’nden sonra birçok insan bildiğimiz Batı birlikteliğinin sonunun geldiğini düşünüyor. Önümüzdeki yıllarda yeni bir denge kurulacak ama bu nasıl bir denge olacak, kimse bilemiyor. İş dünyasında çok söylenen bir laf vardır: “Çalışıyorsa dokunma, bırak çalışsın; iyileştireceğim deyip yüzüne gözüne bulaştırma.” Birçok durumda değişimle ne geleceği belirsizdir; bu riski almaya değmez. Dünya dengeleri için ise artık bunu söylemek zor; sistem çalışmaz hâle geldi ve yerine yeni bir şeyler konulması gerekiyor

Pekin’de çayımı yudumlarken…

Son yazımı şu cümlelerle bitirmiştim:

“2026 yılı birçok bilinmeze gebe; ondan dolayı kâhinlik yapmak istemem. Nisan ayında gerçekleşecek Trump ve Xi Jinping görüşmesini hepimiz merakla bekliyoruz; acaba neler olacak? Misal, Trump görüşme sırasında aniden Erik Dalı oynamaya başlarsa şaşırır mısınız? Ben şaşırmam; Trump bu, ne yapacağı belli olmaz.”

Ne kadar naifmişim? Trump’tan Erik Dalı oynamasını beklerken, kendisi gidip egemen bir ülkenin liderini kaçırdı, ABD’ye getirdi ve tabiri caizse Romalı gladyatörler gibi sokaklarda sergiledi. Bu yetmezmiş gibi, NATO üyesi ve Avrupa’da kendine en yakın ülkelerden biri olan Danimarka’dan Grönland Adası’nı istedi; “Vermezsen de gelir zorla alırım” dedi. Davos Zirvesi’ndeki bir saatten uzun süren toplantısında da Fransa’dan İsviçre’ye kadar birçok ülkeyle dalga geçti, tehdit etti.

Hayal edin ki Pekin’de partinin ve ülkenin geleceğiyle ilgili kararlar veren önemli koltuklardan birinde oturuyorsunuz. Önünüzde televizyonunuz açık ve bu haberleri izliyorsunuz; bir yandan da güzel güzel çayınızı yudumluyorsunuz. Ne hissedersiniz?

Tahmin etmek çok zor olmasa gerek; büyük bir mutluluk hissediyorsunuzdur. Siz yıllardır Amerika’nın arkasına sıralanmış bu ülkeleri biraz olsun yanınıza çekmek için verdiğiniz emekler sonuçsuz kaldı diye üzülürken, Amerikan başkanı bu ülkeleri sizin yanınıza itmek için elinden geleni yapıyor. Tanrı’dan daha ne istersiniz!

Şakası bir yana, 2026’ya çok hızlı bir giriş yaptık. Davos Zirvesi’nden sonra birçok insan —ki buna ben de dâhilim— bildiğimiz Batı birlikteliğinin sonunun geldiğini düşünüyor. Önümüzdeki yıllarda yeni bir denge kurulacak ama bu nasıl bir denge olacak, kimse bilemiyor. İş dünyasında çok söylenen bir laf vardır: “Çalışıyorsa dokunma, bırak çalışsın; iyileştireceğim deyip yüzüne gözüne bulaştırma.” Birçok durumda değişimle ne geleceği belirsizdir; bu riski almaya değmez. Dünya dengeleri için ise artık bunu söylemek zor; sistem çalışmaz hâle geldi ve yerine yeni bir şeyler konulması gerekiyor.

Aslında çalışmayan sadece politik dengeler değil; dünya da bu hâliyle çalışmıyor. Kapitalizm son ağacı kesip son dereyi kirletmeye gözünü dikmiş. Dünya ise altı açık bırakılmış ocağın üstündeki tencere gibi, günden güne ısınıyor; küremiz üstünde katı olan her şey buharlaşıyor.

Değişimin artık kaçınılmaz olduğunu gören Batı ülkeleri de kendilerine yeni bir yol çizmek istiyor. Haksız da değiller; büyük abileri artık arkalarında durmuyor, dursa dahi adisyonu masaya bırakıp ödeme istiyor. “Tamam, ödeyeceğim” deyip silah harcamalarını artırırsanız dahi mutlu olmuyor. Büyük birader öngörülebilirliğini de kaybetti; bugün öyle, yarın böyle konuşuyor. Üstüne, kendi içinde de iç barışı tehdit edecek sorunlar yaşıyor.

Hâl böyle olunca, bu aralar Pekin’e ziyaretçi trafiği arttı. Ülke liderlerinin biri gelirken diğeri gidiyor. Kanada, geçtiğimiz haftalarda başkanının bu ülkeye yaptığı ziyaretinin ardından, Çin’den gelen elektrikli araçlara uygulanan vergiyi azalttı. Bunun karşılığında ise Çin, Kanada’dan ihracatını artırma sözü verdi. Çin, Kanada’nın aldığı elektrikli araçlara karşılık Kanada’dan petrol ürünleri, maden cevherleri, yağlı tohumlar ve odun hamuru gibi ürünler alacak. Elektrikli araca karşı tarım ürünleri ihracatı da Çin’in teknolojik olarak geldiği yeri gösteriyor.

Kanada’nın ardından ise İngiltere Başbakanı Çin’i ziyaret etti. Sırada Almanya Şansölyesi Friedrich Merz var. Almanya’nın gündeminde Çin’e karşı artan dış ticaret açığı ve Ukrayna savaşında verilen destek gibi birçok konu olacağı biliniyor. Avrupa ülkeleri, Çin’i tümden karşılarına almak yerine bir denge unsuru olarak kullanmaya çalışacak. Bunun için konjonktürel iş birlikleri yaratmaya çalışacaklar. Çin iç pazarı Alman firmaları için, özellikle otomotivde, hâlâ büyük önem taşıyor.

Tüm bunlar olurken Çin de kendi yeni yılına hazırlanıyor. Şubat ayı ile beraber kavimler göçü yeniden başlayacak ve yüz milyonlarca insan memleketlerine dönecek. Ülkede, bir haftalığına da olsa hayat duracak. Sabah akşam, hafta içi hafta sonu demeden çalışan Çin halkı bir süreliğine de olsa nefes alacak. Pirinç rakıları yeni yılın şerefine kalkacak. Yeni yıl At Yılı; at, enerji, özgürlük ve değişimin simgesi. Adına yakışır bir yıl olur diye umuyorum.

Tatil dönüşü ise takvim kalabalık. Yılın en önemli olayı, mart ayında Pekin’de gerçekleşecek olan Ulusal Halk Kongresi. Bu kongre için ülkenin en büyük yasama toplantısı da denebilir. Kongre sonrası ise merakla beklenen 15’inci Beş Yıllık Plan açıklanacak. Planın içeriği aslında aşağı yukarı belli; ana tema kaliteli büyüme, kendi kendine yetebilirlik ve ulusal güvenlik olacak. Enerji, teknoloji, finans, gıda ve sağlık gibi alanlarda kendi kendine yetebilen bir Çin için hedefler açıklanacak. Bu kadar ısınan bir dünyada, Rusya’nın başına gelenleri de gördükten sonra, bu hedefler çok şaşılacak bir şey değil.

Kongrede gündeme gelecek konulardan biri de değişen demografi ve azalan nüfus olacak. Bu azalmanın en büyük sorumlularından biri tek çocuk yasası. Bir roket mühendisi olan Song Jian’in fikri olan tek çocuk yasasının nüfusa olan etkisinin 400 milyon olduğu tahmin ediliyor. Yasa 2015 yılında kalkmış olsa dahi, zenginleşen Çin halkı artık evlenmek ve çocuk yapmak istemiyor. 2025’te Çin’deki kadın doğurganlık oranı yeni bir rekor kırarak 0,9’a düştü. 1,4 milyarlık ülkede yaklaşık 8 milyon çocuk doğdu, nüfus 3 milyondan fazla azaldı. Karşılaştırma için ekleyelim: 80 milyonluk Türkiye’de, büyüklerimiz mutlu olmasa da, 1 milyona yakın çocuk dünyaya geldi.

Çin Yeni Yılı yaklaşırken anne babalar çocuklarının yolunu gözlüyor. Görünen o ki gençler çoğunlukla evlerine bu yıl da tek dönecek; anne babalar bu yıl da evlatlarının mürüvvetini göremeyecek. Bazı evlatlar da anne babalarını üzmemek için online sitelerden tatil için müstakbel eş kiralayıp en azından bir süreliğine annelerini mutlu etmeye çalışacak.

Kongrede tartışılacak konulardan biri de ekonomik istikrar olacak. Çin’de birçok şirket yıllardır zararına çalışıyor. Kasayı da devlet bankalarından gelen ucuz kredilerle dolduruyor. Çin’de şirketler tüm yılın finansal sonuçlarını mart sonunda, yılın ilk çeyrek sonuçlarıyla beraber açıklar. Sonuçların açıklanması gecikse de genel olarak gidişat belli. Çip, robotik gibi alanlardaki şirketler kârlılık sorunu yaşamazken, elektrikli araç ve solar panel gibi endüstrilerde ise kârlar hızla düşüyor. Devlet bu durumdan çok memnun değil; firmalar arası öldürücü fiyat rekabetinin önüne geçmek istiyor. İlerleyen yıllarda elektrikli araç ve yenilenebilir enerji başta olmak üzere birçok sektörde konsolidasyon olacak. Teknik kapasitesine ve bileğine güvenen şirketler de yeni pazarlar için dünyaya açılacak. Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler ise bu şirketleri kendi ülkelerine çekmek için çalışacak.

Yeni yıl umarım adına yakışır bir yıl olur; hepimize daha çok enerji ve özgürlük getirir. Yeni yılda yazarınıza ise memleket yolları görünüyor. Bostanlı sahilinde, güneşin batışıyla beraber kadehini At Yılı için kaldırıp balığından bir lokma alma fikri, şimdiden bana yeni yılın enerji ve heyecanını veriyor.

İlgili İçerikler