"Hadi gel köyümüze geri dönelim" şarkısı günlerdir dilimden düşmüyor. Ben de Ferdi Baba’ya uyup iki yıl aradan sonra hanımın köyü Şanghay’a geri döndüm. Döndüm dönmesine ama bıraktığım Şanghay’ı buldum desem yalan olur. Bizim gibi memleketlerde ilerleme mehter takımı gibi iki ileri bir geridir; değişimden anladığımız genelde betondur. Çin ise bu konuda daha çok maraton koşucusuna benziyor. Sabırla ve her adımı planlanmış bir şekilde, hızla değişiyor.
Ha tabii, haksızlık da etmek istemem; yıllar sonra Türkiye’de geçirdiğim kesintisiz üç ayın tadı hâlâ damağımda. Her şey dijitalleşme, her şey teknoloji değil. Sabahın erken saatlerinde Bostanlı sahilindeki yürüyüşün ardından balık mezatından aldığımız çupraları akşam mangalda sevdiklerimle beraber millî içkimiz eşliğinde mideye indirmeyi hiçbir şeye değişmem. Bir de kara sevda var, ona da ileriki yazılarda değineceğim.
Çin’e geri dönüş ile beraber gözüme ilk batan, sokaklarda gezen Batılı ve Güneydoğu Asyalı turistler oldu. Ben bıraktığımda ülkedeki yabancıların önemli bir kısmı, sert geçen Covid döneminde ülkeden ayrılmıştı. Çin’in Covid sonrası 75 ülkeye tanıdığı vize serbestisi sayesinde — hayır, bu listede Türkiye yok, aman uçağa atlayıp kapıdan beni aramayın — birçok ülke vatandaşı vizesiz olarak Çin efsanesini yerinde görmek için Şanghay’ı ziyaret etmeye başladı. Avrupalı turistler ağızları bir karış açık şehrin sokaklarını adımlıyorlar. Bir Avrupa müzesinden çıkıp Çin bilimkurgu filmine gelmişçesine, dijital yeniliklere ve Çin arabalarına hayran hayran bakıyorlar. Çin arabaları demişken, dikkatimi çeken başka bir nokta araçlarda yanan mavi ışıklar ve hafif hafif uyuklayan şoförler oldu. İlerleyen günlerde bu ışığın otonom sürüş sırasında yandığını, yakın dönemde zorunlu hâle gelecek olan bir güvenlik önlemi olduğunu öğrendim. Ben de bu ışıkların cazibesine dayanamayıp kendime bir Çinli EV edindim ve ilk iş otopilotu denedim. Arabanın içinden bildiriyorum: Çinli yapmış arkadaşlar, araba bildiğin kendi kendine gidiyor.
Mavi ışıklı otopilot uzay araçları
Ülkedeki hızlı değişimden araba piyasası da payını almış durumda. Çinli arabalar yükselişe ilk geçtiklerinde alt segmenti ele geçirmeye başlamışlardı ama artık gözlerini yukarılara da dikmiş durumdalar. Eskiden her köşe başında gördüğümüz Alman premium markaların yeni modelleri artık yollarda çok da sık belirmiyor. Üç büyük Alman markası olan Audi, BMW ve Mercedes geçtiğimiz yıllarda ciddi pazar kaybına uğradı. Bu markaların yerini ise Li Auto, Nio, Aito gibi Çinli premium markalar aldı. Kral koltuğunu ise Huawei’in yeni geliştirdiği 1 milyon yuan’lık Maextro modeli kapmış. Bu koltuk eskiden, başkanların makam arabası Hongqi’ye aitti. İlginizi çekerse diye aracın tanıtım videosunu da bırakıyorum.
Huawei son dönemde Çin’de teknolojik gelişimin başını çekiyor; özellikle yapay zekâ için gerekli olan yarı iletkenlerin geliştirme merkezi olmuş durumda. Geçtiğimiz haftalarda TÜSİAD Yönetim Kurulu ekibi ile beraber yaptığımız Huawei ziyareti sırasında kendilerine “Çip teknolojisinde Amerika’yı yakalamak için 10 yıl mı yoksa sadece bir gün mü uzaksınız?” sorusuna çok net bir cevap alamasam da yüzlerinde keyifli tebessüm gördüm.
Çin’e dönüş nedenim olan yeni iş macerasına çok geçmeden başlayınca, iç piyasada çok da değişen bir şey olmadığını gördüm. Emlak sektöründeki kriz hâlâ devam ediyor ve düzelecek gibi gözükmüyor. Emlak fiyatları son 28 aydır düşüşünü sürdürürken, sektör çoğunlukla devletin eline geçmiş durumda. Yeni yapılan projelerde devlet şirketlerinin payı yüzde 70’i geçmiş durumda. Bunun dışında devlet, zor durumdaki emlak firmalarının bir kısmını, peşinatları ödenmiş evlerin bitirilmesi için destekliyor. Ülkenin en büyük emlak firmalarından olan Vanke de borçlarını ödeyemeyince borsada tepetaklak aşağı gitti. Bizim site yönetimi de ne yazık ki Vanke’de; umarım çöpleri toplamaya devam ederler. Aşağıdaki tablo Çin’deki en büyük 20 emlak firmasının son halini gösteriyor; tablonun solundaki firmalar hâlihazırda battı, sağda üstü çizili olanlar ise batmaya yazdı diyebiliriz. Geriye kalanlar ise devlete ait inşaat firmaları. Elektronik ve beyaz eşyada geçen yıl verilen devlet desteğinin geçtiğimiz aylarda sona ermesinin ardından bir yavaşlama bekleniyor.
Ticaret savaşlarında ise Çin, maraton koşuculuğunun hünerlerini sergilemeye devam ediyor. Amerika’nın ani bir karar ile vergileri yeniden artırmasının ardından Çin, nadir elementlere ihracat yasağını yeniden masaya sürdü; hâl böyle olunca da Amerika vergileri geri çekmek zorunda kaldı. Trump’ın nisan ayındaki Çin ziyareti öncesinde Amerikan tarafı yeni bir gerginlik istemiyor. Bunun için müttefiklerini karşısına dahi almayı göze aldı. Japonya ve Çin arasında geçtiğimiz haftalarda yaşanan krizde, ABD Başkanı, Japonya Başbakanı’nı arayarak üslubunu yumuşatması konusunda ricada bulundu. Ticaret savaşlarında Amerika’nın bu kadar patavatsız ve plansız olması da ayrı bir şaşkınlık konusu. ABD ciddi bir yönetim krizi yaşıyor ve dersini bu kadar iyi çalışmış Çin’le nasıl başa çıkacak, öngörmek zor.
Kriz sonrası Japon diplomat, Çin Dışişleri Bakanlığını ziyaretinden çıkarken...
Neyse, asıl konumuz olan köye dönüş izlenimlerimize devam edelim. Çin’e döndükten sonra her şey güzel gitse de küçük bir tartışma yaşadım. Arabalar kendi kendine gittiğinden olsa gerek, trafikte çok gerilim olmuyor. “Kiminle kapıştın” derseniz, ne yazık ki bir robot ile çok da hoş olmayan bir muhabbetimiz oldu. Çin robotizasyonda dünyada başı çekiyor; üretimdeki robot sayısı iki milyon adet barajını aşarak tüm dünyadaki toplam robot sayısını geçti. Robot kullanımı artık fabrikalardan gündelik hayata da sıçramaya başladı; özellikle otel ve restoranlardaki getir-götür işleri robotlara devroldu. Bu durum, genç nüfusun azalmasıyla çalışan bulmakta zorlanan hotel ve lokantaların da işine geldi.
Endüstriyel robotların yıllık kurulumu
Ben bu robotların bir kısmına cidden gıcığım. Geçtiğimiz günlerde otelde asansör sıramı uslu uslu beklerken, kendini bilmez robotlardan biri sıramı çalmaya çalıştı; tabii ki kendisine cevap vermekte gecikmedim. Alttan küçük bir itekleme ve Adana usulü sevgilerimi ileterek, kendisine sıramı alamayacağını gösterdim. Robotlara yenilmeyeceğiz; ya hep beraber ya hiçbirimiz!
İlk ayın sonunda yavaş yavaş memlekete alışmaya başladım sayılır. Çin’e dönmek insana dünyadaki değişimin merkezine geri dönmüş hissi yaratıyor. Ülkede inanılmaz bir dinamizm var; dünyadaki teknolojik değişimler artık Çin sokaklarından başlıyor. Bunları canlı olarak tecrübe etmek, bir çağın değişimine tanık olmak harika olsa da önümüzdeki yaz Ege’de geçireceğim günleri şimdiden dört gözle bekliyorum. Beni bekleyin çupralar!


