Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan

Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan

Bahçeli, Kürtlüğün kendine çizdiği kurtuluş çizgisine şaşırtıcı biçimlerde destek verirken, Türklüğün karışmaya ve belirsizleşmeye yüz tutmuş çizgisine bir üstkimlik belirlenimi sağlamak çabasıyla “Türk Yüzyılı” ve “Türkiye Yüzyılı” gibi, dışarıda çağa yakıştırılması zor, ama içeride ihtiyaç duyanların çokluğu açık olan kavramları yüceltmeye çalışıyor. Kendisi için bir şey istememek gibi bir asaleti var, zaten pek kişisel ihtiyaç sahibi birine de benzemiyor. Ancak bu herhalde devlet olanak ve makamlarının “adamlarından” esirgeneceği anlamına da gelmiyor

Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan
PKK lideri Abdullah Öcalan (solda) ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli

Abdullah Öcalan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları arasında en trajik kişiliklerden biri. Başbakan Bülent Ecevit inançlı bir idam karşıtı olmasa ve Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonu 2002 yılında Ceza Kanunu’ndaki idam cezasını kaldırılmasa, Öcalan çoktan idam edilmiş olacaktı.

Devlet onu onyıllar boyu Yassıada gibi ülkenin en korunaklı cezaevlerinden biri olan İmralı’da tuttu. Öyle ki bugün bu adanın adı, Öcalan’ın ikinci adı haline gelmiş durumda.

Devlet aynı dönemde “bebek katili” ve “terörist başı” gibi sıfatları da “Öcalan” adının ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Bugün onu kötülüğün yeryüzündeki temsilcisi yerine koyan geniş kesimlerin yanı sıra, Kürt halkının önderi saymak konusunda kuşkusu bulunmayan hatırı sayılır bir kesim de var. Öyle görünüyor ki Öcalan, belirli kesim ve kitlelerin gözünde Kürt özgürlük hareketinin simgesi durumundadır.

Dünyaya örgütçü ve pragmatist olarak gelmiş insanlar vardır. RTE gibi Öcalan da farklı açılardan bunun örnekleri arasında. İmralı duruşmaları sırasında, içinde tutulduğu cam bölmede ayağa kalkıp şehit ve gazi ailelerinin oturduğu izleyici sıralarına doğru dönerek özür dilediği sahne medyada epey yer bulmuştu. Sonradan, başka bir fırsatla da, örgütünün içindeki “çeteleşmeler”den söz etmiş olduğunu şaşırarak okumuştum. Sanıyorum, kendisinden bağımsız hareket eden, merkezdışı gruplaşmalardan şikâyetçiydi...

2012 yılına kadar, Öcalan’ı “Sayın” sıfatıyla andı ve anılmasını savundu diye hapse atılanlar oldu. Ancak o tarihten itibaren bu sıfat Yargıtay tarafından fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirildi ve bu nedenle ceza verilmez oldu. Tüm seslenişlerine “sayın” sıfatıyla başlama geleneğinin yaratıcısı Bülent Ecevit bugün yaşasa ne derdi, bilmek zor... 

Uzaktan uzağa sezebildiğimiz kadarıyla Öcalan bu süre içinde Türkiye’de, bölgede ve dünyada olup bitenleri hem düşünsel düzeyde hem de uygulama düzeyinde siyasi bir gözle yakından izledi.

Yıllanmış yaygın gerilla hareketleri biraz devlet mantığıyla hareket eder hale geliyor ve içlerinden bazıları, Nikaragua’da Ortega öncülüğündeki Sandinist hareket gibi, zafer kazanması ölçüsünde, devrimci atmosferden gitgide uzaklaşabiliyor. Kulağa küpe diyeceğim ama, Kürt hareketinin cinsiyetçilik karşıtı modern sivil demokrasi deneyimi bu tür risklere karşı bir şans geliştirmekle meşgul...  

Trajik olmak konusunda son günlerin Türkiye’sinde Öcalan deyince akla ilk gelen kişi tuhaf bir biçimde Devlet Bahçeli oluyor. Kendisi 12 Eylül 1980 öncesinin şiddet eylemlerinde önde gelen odaklardan biri olan “ülkücüler”in simgeleşmiş temsilcilerindendi. Profesör unvanından öte, gösterişli araba ve yüzük merakı gibi göz oyalayıcı özellikleri de vardır.

2007 gibi yakın sayılabilecek bir tarihteki seçim mitinglerinde, Öcalan’ın idam edilmeyişini protesto için kürsüden kalabalığa doğru urgan atmıştı, hem de birkaç mitingde; bunda belki 2004’te kendisinin de idamı kaldıran koalisyon hükümetinin mensubu olmuşluğu dolayısıyla maruz kaldığı şoven eleştirilerin de etkisi vardır.

Bahçeli, bir yandan da Türkçülük fikriyatının en pragmatik temsilcisi olmaya devam ediyor. Kararlarında cesur sayılıyor. Kendisine epey bir parantez olanağı sağlayan “Derin devlet” imajcısı. Öcalan için, kendisi Kürt olmayıp da “kurucu önder”le başlayıp “umut hakkı”ndan devamla “statü”ye kadar gelen sözlerini ondan başka kim söylese başına ne gelirdi, tahmin etmek zor değil.

İdam ipi dahil, onun bütün düşmanca söylemlerini bugün bazı İyi Partililer ile Zafer Partililer devralmış görünüyor.

Bahçeli, Kürtlüğün kendine çizdiği kurtuluş çizgisine şaşırtıcı biçimlerde destek verirken, Türklüğün karışmaya ve belirsizleşmeye yüz tutmuş çizgisine bir üstkimlik belirlenimi sağlamak çabasıyla “Türk Yüzyılı” ve “Türkiye Yüzyılı” gibi, dışarıda çağa yakıştırılması zor, ama içeride ihtiyaç duyanların çokluğu açık olan kavramları yüceltmeye çalışıyor. Kendisi için bir şey istememek gibi bir asaleti var, zaten pek kişisel ihtiyaç sahibi birine de benzemiyor. Ancak bu herhalde devlet olanak ve makamlarının “adamlarından” esirgeneceği anlamına da gelmiyor.

Diyeceğim, trajik şahsiyet sıfatı da başka pek çok etiket gibi taşıması her zaman kolay olmayan sıfatlardan.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler