Bursa civarındaki bir kamp alanında ailece kalmakta olan eski komşum Murat Taşkeser'le haberleşiyoruz. Telefonda beni kampa davet ediyor; "Bu günlerde ortalık bambaşka, her taraftan bülbül sesleri geliyor. Müthişler... Gelip dinlemelisin. İlk defa böyle oluyor, bülbüller buraya akın etmişler sanki." diyor. Ve ilave ediyor; "Ben seslerini pek ayırt edemem ama, burada bilen arkadaşlar var. Onlar söylüyorlar, bunlar bülbül diye..."
Murat Taşkeser "bülbül sesleri" dediğinde yüreğim hopluyor. Bursa Ertuğrulgazi Kaplıkaya bölgesindeki karaçalılardan geçilmeyen taşlıklarında yıllarca dinlediğim bülbül sesleri aklıma geliyor, karabalıkçı günlerim aklıma geliyor, o müthiş, görkemli günler aklıma geliyor, yüreğim kabarıyor, göğsüm genişliyor, Uludağ'ın artık tarih olmuş berrak soğuk pınarları ve gürül gürül akan dereleri, o derelerin kırmızı benekli alabalıkları aklıma geliyor. Telefonu kapattıktan sonra kalakalıyorum, meditasyona girer gibi... Bir süre sonra kendimi toparlayıp eski komşumu tekrar arıyorum ve bülbül ötüşünün nasıl olduğunu tarif ediyorum; gece ve bilhassa sabaha karşı mı öttüklerini soruyorum. "Evet" cevabı ardından, kamp sakinlerini başlangıcında ıslığı andıran aralıklı ses çakışlarıyla, sonradan armoni harikası, rengarenk şakırdamalarıyla mest eden kuşların serenat ustası bülbüller olduğuna kanaat getiriyorum.
Karabalıkçı 1970
Kaplıkaya'nın taşlıkları
20 Ağustos 2023 tarihli Karabalıkçı yazımda anlattığım gibi ergenlik, gençlik yıllarım Uludağ'ın yaylalarında, derelerinde geçti. Kırmızı benekli alabalıkları avlamak en büyük tutkumdu. Tutkumun başladığı yıllarda çocuk denilebilecek yaşlardaydım, korkularım vardı. Örneğin korktuğum için balığa gittiğim Kaplıkaya Vadisi'ne gece karanlığında giremez, vadi dışındaki taşlık, karaçalılık bölgede havanın ağarmasını beklerdim. Bölgedeki Su Deposu yakınlarında yüksekçe bir kaya üzerine oturur, huşu içinde aşağılara bakar, Bursa'nın gökteki yıldızlar misali parlayan ışıklarını seyrederdim. Bahar günleriydi. Çevremdeki karaçalılar içinde öten bülbül seslerini merakla dinler, "Niye gece karanlığında ve dikenlerden geçilmeyen bu karaçalılıklar içinde ötüyorlar?" diye hayret ederdim. Bir akşamüstü, serinlikte Kaplıkaya Deresi'nden balıktan dönüyorum. Yine bülbüller ötüyor. İlk ve son kez hemen altımdaki çalılıklar içinde bir bülbül olduğunu fark ettim ve onu görebildim: serçe misali ince, çelimsiz bir kuş... görünüşü hiç de güzel değildi. Şaşırmıştım. O harika seslerin rengârenk, görkemli bir kuştan çıkabileceğini düşünürdüm.
Karaçalılardan yükselen aşk şiirleri
Daha sonra öğrendim ki; eş arayan erkek bülbüller çalılar arasından gece sessizliğinde dört bir yana ulaşan ötüşleriyle eş arıyor, dişi bülbüllere dil döküyorlar, serenat yapıyor, hünerlerini gösteriyorlar. Çalılıklar onların hem muhafaza, hem de korunma alanları. Başka bülbüllere "burası benim çöplüğüm" mesajını verirken, bir taraftan da çalılar arasında gizleniyor, kendilerini tehlikelerden koruyorlar. Dutlar olgunlaştığında susuyorlar, dut yediklerinden değil, eşleriyle yuvalarına çekilip ebeveyn olmaya hazırlandıkları için.
Kaplıkaya taşlıklarından yükselen betonlar
Yazımın bundan sonraki bölümünü üç, beş cümleyle tamamlamak istiyorum. Zira Kaplıkaya ve Uludağ'da olanlar konusunda üzgünüm, sizleri de etraflı bir anlatımla üzmek istemem. Baharda kır çiçeklerinin açtığı, kekiklerin koktuğu, bülbüllerin öttüğü Kaplıkaya taşlıkları artık yok: her taraf beton bloklarla dolu. O betondan kutular içinde yaşayanlar Kaplıkaya'nın aşk şairlerini, serenat ustası bülbüllerini bilmiyorlar. O betondan kutularda yaşayanlar Kaplıkaya'nın bir zamanlar bülbüller diyarı olduğunu bilmiyorlar. Doğaya yabancılar, kendilerine yabancılar, bülbüllerin görkemli ötüşlerine yabancılar.


