"Siyasete karşı apatinin, riyakarlığın hakim olduğu toplumlarda, halkın kendisinden, başkalarından, özellikle de otorite konumundakilerden pek beklentisi olmaz. İnsanlar toplumdan tuzaktan, düzenbazlıktan başka türlüsünü beklemiyorsa kurnazlık etmekten utanç duymaz, yeterince sinik değil de biraz idealist davrandıklarında kendilerine öfkelenirler. Ortak değerleri bulunmayan toplumlar ortak hedefler uğruna mücadele edemez, bu yüzden böyle toplumlar çoğu zaman son derece parçalanmış haldedir, yakın akraba çevresi dışında (o da bir ihtimal) kimse için fedakârlıkta bulunmayan yalnız insanlarla doludur."
Yukarıdaki kısım bir kitaptan alıntı. Türkçesi Metis’ten çıkan; Reneta Salecl’in ‘Kabalık Çağı’ndan (The Age of Rudeness)… Bir süredir düşündüğüm, konu üzerine bulabildiğim makale, yazı, kitapları okuduğum (elbette yalnız olmadığıma eminin) otoriter düzende ‘birey’ olmak üzerine yeni bir paragraf olarak not defterime kaydettim. Elbette bireyi, ‘kimse için fedakarlıkta bulunmayan-bulunamayan düzeni de’ sorgulamak gerekir. Ancak düzen bir yandan da bundan beslenmez mi zaten? Korku-belirsizlik-geleceksizlik? ‘Kimler kimler hapiste’ sözleri…’Sıra bize mi gelsin yani’ konuşmaları. ‘Benden bu kadar’ serzenişleri…İki adım ileri bir adım geri taktikleri. ‘Güçlü gördüğüne küçük dokundurmalar’, ‘dişine göre olanı adeta fikirsel anlamda yok etme-itibarsızlaştırma çabası’.
Bugün Osman Kavala özgürlüğünü kaybedeli 3 bin 220 gün oldu. 18 Ekim 2017'de gözaltına alındı, 1 Kasım 2017'de tutuklandı. Aslında 2020 yılında şimdi tutuklu olduğu davadan beraat etmişti ve hakkında tahliye kararı çıkmıştı. Ancak aynı gün daha önce tahliye edildiği casusluk dosyası bahane edilerek yeniden tutuklandı, ardından Gezi davası ile casusluk davası birleştirildi. Ardından casusluktan beraat etti. Gezi davası ise “ağırlaştırılmış müebbet hapis” kararıyla sonuçlandırıldı. AİHM, 10 Aralık 2019'dan bu yana Kavala’nın tahliye edilmesi yönünde kararlar verdi. (Gökçer Tahincioğlu ve Rıza Türmen bu konuda pek çok yazı yazdı.) O günden bugüne AİHM’in yeni kararlarına ve Türkiye Anayasası’na göre bu kararlara uyma zorunluluğuna rağmen Kavala hapiste.
Bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi saat 11.00’de Strazburg’daki İnsan Hakları Binası’nda kamuya açık olarak yeni kararını açıklayacak. Dava, Mahkeme’nin 10 Aralık 2019 tarihli kararı (Kavala v. Türkiye, no. 28749/18) sonrasında Kavala’nın devam eden hapisliği ve suçlu bulunarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığı ceza yargılamasıyla ilgili olacak. Elbette Mahkeme daha önceki kararları gibi yine ihlal kararı açıklayıp, Kavala’nın tahliyesini isteyecek. Ama esas soru iktidarın bunu uygulayıp uygulamayacağı…
Bu kez konunun Avrupa Konseyi tarafını ilgilendiren boyutu da var. Türkiye için farklı prosedür uygulanabilir deniyor. Açıkçası ‘demokrasi ayarı bozulmuş’ Avrupa’nın ‘yaptırımı’ndan çok içerideki etki-tepki daha önemli benim için. Hem içerdeki yargı kararının (ilk beraat kararı-uyulmaması) hem Anayasa’nın açıkça referans verdiği AİHM’in kararının üstelik birkaç kez göz ardı edilmesi…
Osman Kavala bu ülkenin şu an çözümü için uğraşılan Kürt sorunu dahil en zorlu konularında sorumluluk almış bir aydın. 9 yıldır hapiste. 10 yıldır hapiste olan AİHM kararına rağmen bırakılmayan Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi. 4 yıldır bırakılmayan Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater gibi.
Bitirirken…
Bir bütün olarak toplum ‘sinik değil’, demokratik alanı genişletmek için daha aktif olsaydı, bu isimler bu kadar uzun süre hapiste kalır mıydı? Şu an ‘silahların bırakıldığı’, evlatların acı haberlerinin gelişini bitirebilecek bir çalışmaya rahatlıkla sırt çevirebilir miydi? Ortalığa saçılan ‘tutanakların’ içinden kelime kelime seçilenlerle bir bütünü ‘zehirlemek’ mümkün evet. Ya da iktidar bürokrasisinin otoriterleşme adımlarını ayan beyan ‘devlet ajansı üstünden’ aktarmasından da endişe duyulması normaldir. Şeffaf ilerlemeyen sürece tepki de muhalefete baskıya karşı duruşta…Ancak tüm bunları yaparken; hakkı savunmak, doğrunun yanında durmak, otokrasiye karşı demokrasi cephesi kurulması için çaba sarfetmek, barış arayışlarını iktidarın iki dudağının arasına bırakmamak da değerlidir. Belki bedeli olur. Ama demokrasi mücadelesi bugünü de geleceği de belirler.


