Bir önceki kuşaktan daha fakir olan yeni kuşak, sofrada ötelenenler ve tüm bunlarla ilgili bir soru: 163 milyon lirayı nereden buldunuz?

Bir önceki kuşaktan daha fakir olan yeni kuşak, sofrada ötelenenler ve tüm bunlarla ilgili bir soru: 163 milyon lirayı nereden buldunuz?

Fon skandalında açıklanan isimler de var olduğu iddia edilenler de bir listeden ötesini anlatıyor: Bu ülkedeki yapının kimin için çalıştığını... Milyonlarca insan için mi, küçük bir azınlık için mi? İmamoğlu’nun sofra metaforuyla anlatırsak “başköşede oturanlarla ötelenenler arasındaki bir mücadele” bu. Ve hâlâ iktidarın eski genel başkan yardımcısının hisseye yatırdığı 163 milyon lirayı nereden bulduğu, hisseye girerken ve çıkarken kimden bilgi aldığı bilinmiyor...

Bir önceki kuşaktan daha fakir olan yeni kuşak, sofrada ötelenenler ve tüm bunlarla ilgili bir soru: 163 milyon lirayı nereden buldunuz?

Pazar erken saatler. Evin günlük ihtiyaçları için “nispeten ucuz" bir marketteyim. Reyonlar arasında dikkatimi çekiyor. Kimi ürünler kilitli. En rahat ulaşılması gereken, en ihtiyaç duyulan... Mesela bebek mamaları. Kalabalık yok henüz. Bir abla-kardeşin ellerindeki paraya yetirmeye çalıştığı ihtiyaçlar için yaptıkları konuşmaları duyuyorum. Sonra kasaya gidiyorum. Genç bir kasiyer birkaç parçayı okutuyor, sona doğru öndeki kutuyu gösterip “Gofret de ister misiniz?” diyor. “Yok, teşekkür ederim” diyorum. “Ama biz bunlardan prim alıyoruz” diyor. Gofretin tanesi 12 TL. Her bir satıştan 1 TL alıyor. Diyelim 100 gofret sattı günde, 100 TL kazanacak. Diyelim 25 gün çalıştı ayda, 2 bin 500 TL kazanacak. Pek muhtemel aldığı asgari ücretin (28 bin 75 TL) üzerine eklenecek. Belki bir eksik giderilecek. Kilitli çocuk mamalarının olduğu, her bir etiketin önünde dakikalarca hesap yapılan, ürün başına 1 TL’lik satış primi alınan bir yerdeyim.

Aynı ülkede konusu, sorumluluk alanı “sosyal politikalar” olan; yani gıdaya, sağlığa, eğitime ulaşamayan, hayatı “birer birer” biriktirmeye çalışan insanların sorunlarını çözmek olan iktidar partisinin genel başkan yardımcısının “milyonlarını milyar yapma” derdinde olduğu ortaya çıkıyor. Dava yerini para almış, anlaşılıyor. Hâlen kendisine, yani Fatma Betül Sayan Kaya’ya şu sorular net sorulamadı, yanıtı alınamadı: 163 milyon TL’yi nereden buldunuz? “Yatırım yaptığınız hisseyi size kim önerdi, krize birkaç gün kala size kim çıkmanız gerektiğini fısıldadı?”…

“Tamamen tesadüf” der mi acaba ve bu da savunulur mu diye düşünüyorum, onu bile yaparlar. Savcılıkta ifade verdi, elbette giderken kimse görmedi, parayı yani 2 milyar TL’yi iade ettiği söylendi. İyi de bu kadar yüksek bir parayı bulma-kazanma arasındaki bağı anlatmadan sıyrılacak mı işten? Ya “hâlâ açıklanmayan, var olduğu söylenen liste”… Kimler var içinde? Para kazanmak için sıra sıra sıralanan eski-yeni danışmanlar, akrabalar, Merkez Bankası başkan yardımcıları, sigorta başkanları... Bir kısmı görüldü, kimileri tutuklandı. Bu işin içinde; görevini ihmal ettiği (ya da iyi niyetli olalım, gözünden kaçtığı) belli kontrol merkezindeki kurumlar, başkanlar, üyeler... Onlar ne olacak? İktidarın eski bakanının oğlu eski SPK başkanının konuyu “şakaya vuracak kadar” rahat davranması... “Bize bir şey olmaz” ya da “Görüntü kurtulacak kadar olur” diye düşünüyor herhâlde kimileri. Bu fon skandalıyla sadece doğrudan zarar eden 450 bin kişi mağdur olmadı. Aynı zamanda başta borsa yatırımcısı, oluşan riskle yaşanan kayıplar yüzünden 1 milyonun üstünde kişi zarar etti. MSCI’nın son kararı da yabancı yatırımcının duruşu açısından endişe verici. Ve biliyoruz ki bunun acısı halktan çıkacak.

Bu arada iktidarın Esenyurt Belediyesi’ne atadığı kayyımın yardımcı yaptığı ismin evinden yüz binlerce dolar, kiralandığı belirtilen dairede ise milyonlarca dolarlık nakit bulunması... MASAK raporuna göre bu ismin 2025’teki para transferi hacmi 231 milyon lirayı aşmış. Dedim ya, halk 1’er 1’er biriktiriyor, “güçlüler milyon milyon” konuşuyor.

Tüm bunları yaşarken Ekrem İmamoğlu’nun bir kısmını yerinde izlediğim 4 günlük savunmasının bir bölümünü düşünüyorum. Şöyle diyor:

“Bir memleketin nasıl yönetildiğini, insanına nasıl davrandığını anlamak istiyorsanız bazen her şeyden sıyrılıp önce sofranıza bakacaksınız. Kimler oturuyor o sofrada? Kimler ayakta bekliyor, kimler kapıda bırakılmış? Kimin önüne bir lokma ekmek koyulmuş, kimin tabağı boş? Ve en önemlisi o sofrada kimin söz hakkı var? Kim ötelenmiş? Bizim bu topraklarda sofra adabı çok kıymetlidir, değil mi? Biliyorsunuz, çok kıymetlidir. Sofra adabı bellidir, kapı çalınır, bir kişi daha gelir. Ne yaparız, hemen yana kayarız. Ona yer açarız. Bir tabak daha koyarız sofraya. Gerekirse ekmeği biraz daha ince böleriz ama paylaşırız. Ama kimseye ‘Sana bu sofrada yer yok’ demeyiz. Der miyiz? Demeyiz. Çünkü biliriz ki kalabalık sofra bereketlidir. Lokma paylaştıkça çoğalır. Bu hakikati yıllarca unutturmaya çalıştılar bize, yıllarca. ‘Bir başkasına yer açarsan, senin yerin daralır’ dediler. ‘Yerini çalar bile’ dediler. Bizi birbirimizin varlığıyla korkuttular. Sofrayı daralttık, kapıları kapattık, birbirimize mesafe koyduk.”

İmamoğlu’nun sofra metaforu 4 günlük konuşmasında en çarpıcı olanlardandı. Bir de “yeni kuşağın fakirliği” tespiti:

“İlk kez bir kuşağın bir önceki kuşaktan daha yoksul olduğu bir Türkiye'yi biz kabul etmiyoruz. İlk kez bu ülkede bir kuşak daha önceki kuşaklardan çok yoksul ve bu yoksulluğu kapatmak kolay olmayacak, bakın uyarıyorum.”

Bitirirken…

Ekrem İmamoğlu’nun sofra sorgulamasını şu an iktidar tabanı dâhil çok geniş bir kesim yapıyor. Kurulan sofrada kime yer var, kime yok? Bu iktidar yoksulluğu bitirme vaadiyle gelmişti. Şu an gelinen nokta yoksulluğun yaygınlaştığı, küçük bir grubun zenginliğine zenginlik kattığı bir düzen. Ve bu düzeni sorgulayanlar, başta gazeteciler, değişik gerekçelerle hapiste. Memleketi seven herkesin görevi sormak.

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN


İlgili İçerikler