Demirtaş’ın söyledikleri

Demirtaş’ın söyledikleri

Halkları temsil edenler Selahattin Demirtaş’ın yapmadığımız ama yapabileceğimiz işler arasında hatırlattığı “halktan halka”nın yollarını, ortamlarını da hazırlamak gibi bir görevlerinin olduğunu bilmeliler

Demirtaş’ın söyledikleri
Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş

Şu sıralarda kamuoyunun ilgisini çeken birkaç önemli olay ya da gelişmeden biri (bence en önemlilerinden biri) Kürt sorunu üzerinden başlayan süreç! Demirtaş bunun üstüne konuşuyor ve söylenmemiş şeyler söylüyor.

Bunların (Demirtaş’ın belirttiği gibi) şimdiye kadar söylenmemiş olması şaşırtıcı.  Bunlar söylenmediği için, yani bu sorun üzerine yapılagelmiş bir yığın tartışma içinde bunlar kale alınmadığı için, sorunun bir türlü çözülmemesi ise, şaşırtıcı değil.

Selahattin Demirtaş meramını anlatmak üzere yeni bir kavrama başvuruyor:

“Kardeşlik hukuku” diyor. Nedir bu? Nasıl, nerede işler?

Önümüzdeki sorun, son analizde, iki halkın bir arada yaşaması, hayatı, güçlükleri ve nimetleri ile paylaşmayı öğrenerek yaşamak. Kolay bir iş mi bu? Değil. İmkansız mı? O da değil. Başaranlar var.

Belçika’da Valon ve Flaman halkların ayrılmak üzere savaşa tutuştuklarını düşünebilir misiniz? Yani demek istediğim, “birlikte yaşamak” kontratla yapılacak bir şey değildir.

Peki, niye gerekli olabiliyor, sık sık oluyor? Çünkü “ulus” kavramı ve pratiği dünya tarihinin görece yeni buluşları ve değerleri. Geçmiş, “çok-uluslu” İmparatorluklarla dolu.

Böyle bir yapı içinde olay çıkmadan yaşayabilen topluluklar yeni çağda boğaz boğaza gelebiliyorlar. Böyle oluşmuş ortamlarda eski -çoğunlukla fazla önemsenmeyen-kırgınlıklar birden büyümüş olarak ortaya dökülebiliyor.

“Öfke” belirleyici duygu haline gelebiliyor. Bakın Rusya ile Ukrayna’nın durumuna. Bu tür sorunların yaşandığı yerlerde etnik ayrımcılığı onaylamayanlar, onaylayan ve talep edenlere karşılık “ortak çıkarlar” durumunu öne çıkarıyorlar.

Evet, ortak çıkarlar şüphesiz önemlidir. Ama özellikle birlikte yaşamanın kendilerine zarar verdiğini düşünen (çoğunlukla azınlık konumunda olanlar) topluluklar, kendi siyasi bağımsızlıklarının “çıkar”dan önemli olduğuna inanırlar.

“Onur”, “çıkar”dan önemlidir, derler. Elhak, önemlidir. Şimdiye kadar “sevgi” demedim. Oysa sihirli kelimemiz, “sevgi.” İki halkı birbirine bağlayacak en güçlü bağ “sevgi”dir. Bu da, birlikte yaşamak, birlikte iş başarmak (ya da hatta “başarmamak” yani “tanımak”la başlayan, gelişen ve büyüyen bir şeydir.

Tanımak, “anlama”yı içerir. “Anlamak”, düşmanlığın panzehridir.  Diyelim Diyarbakır’ı seviyorum. Ama Diyarbakır’da yaşayan Kürt arkadaşımı daha çok seviyorum.

Selahattin Demirtaş “Kürt sorunu” üstüne yapılagelmiş çabaları, tartışmaları, alınmış olduğunu umduğumuz mesafeleri hafife almıyor, küçümsemiyor. Ama haklı olarak yetersiz buluyor. Alışmışız: Sorun mu var? Sorunu hükümetler çözer. Sorun birden fazla tarafı mı kapsıyor? Demek “nasıl çözülür?” toplantıları daha kalabalık geçecek.

İşler iyi ve uygun yürüyorsa pazarlığa girişilecek. Pazarlık masasında oturan her taraf buradan azami yarar sağlamış olarak çıkmak isteyecek. Tartışmalar kızışacak, yatışacak. Ancak, geleceğine biçim vermek için bu tartışmalara girdiğimiz halklar bu sürecin en edilgin tarafı olarak kalacak.

Onlar olsa olsa kendilerini temsil eden seçkinlere “Bizim X hakkımızı neden daha iyi savunmadınız?” diyebilirler. Oysa duruma göre barışacak, yola birlikte devam edecek onlar. Burada bu halkları temsil edenler, eyvallah, pazarlıklarını v.b. yapsınlar.

Ama Selahattin Demirtaş’ın yapmadığımız ama yapabileceğimiz işler arasında hatırlattığı “halktan halka”nın yollarını, ortamlarını da hazırlamak gibi bir görevlerinin olduğunu bilmeliler. Daha doğrusu, bunun kedilerine düşen bir görev olduğunun bilincinde olmalı, öyle davranmalılar.

Demirtaş’ın “yasa”ya saygısı var. Ancak yasanın yapabileceklerinin sınırlarını da biliyor. Hani, yasa çıkarsak, diyor. Her Türk yurttaş her Kürt yurttaşın haklarını benimseyecek diye yasa çıkarsak sorun çözülür mü? Hayır. Yasanın durduğu yerde sevginin (ve daha birçok insani erdemin) alanı önümüzde açılıyor. Bunları söylemek “romantizm”, “idealizm”, “hayalperestlik” v.b. değil; bence gerçekçiliğin ta kendisi. Kolay mı? Değil. İmkansız mı? Hayır, imkansız da değil.


Selahattin Demirtaş - Sürecin muhasebesi: Neler yapabilirdik ya da yapabiliriz?

 

 

İlgili İçerikler