Yatsugatake Dağları tırmanışında gördüklerim: Japonlar dağı nasıl hayatın içine çekti?

Yatsugatake Dağları tırmanışında gördüklerim: Japonlar dağı nasıl hayatın içine çekti?

Japonya'da dağ, sıradan bir "vahşi doğa" değildir. Japonlar, yüz yıllık bir çabayla dağı, insanların rahatça gidip gelebileceği, yaşayabileceği bir "toplum"a dönüştürdü. Dağ ile insanı birbirine bağlayan altyapı bugün tüm Japonya'ya yayılmış durumda. Bu sayede herkes doğadan keyif alabiliyor, hayatını gözden geçirebiliyor… Aslında Türkiye'de de Japonya'ya taş çıkartacak güzellikte pek çok dağ var. Ama ne yazık ki dağlara ulaşım, patika,  konaklama, dağcılık ekipmanı gibi imkânsızlıklar sebebiyle, Türk halkı kendi dağlarına kolayca gidemiyor…

Yatsugatake Dağları tırmanışında gördüklerim: Japonlar dağı nasıl hayatın içine çekti?
Dağ, Japonya denen toplumun tâ kendisi…

1. "Sayılar benden önce yaşlanıyor"ın ardından

Geçenlerde "yaş denen sayılar" üzerine, "Sayılar benden önce yaşlanıyor: Yaşlanmak gerçekten kötü bir şey mi?” bir yazı kaleme almıştım. O yazıda, yaşın kendisinin, bizden önce davranıp hem kendimize hem de başkalarına "yaşlı" imgesini dayattığına dair bir rahatsızlığı dile getirmiştim. Yaş denen sayının tek başına insanı anlatamayacağını da düşünüyordum. Bu kez, o nesnel ölçütü bir kenara bırakıp, tutkuyla bağlı olduğum dağcılığı bir deney alanına dönüştürerek, yaşlanmış olan kendimi denemeye karar verdim.
"İnsan yaşlandığı için mi hareket edemez hale gelir? Yoksa hareket etmeyi bıraktığı için mi daha çabuk yaşlanır?"
Bu yazın cevabı, kendi bedenimde aramak istedim ve 'Yatsugatake'ye tırmandım. (Yatsugatake, Japon takımadalarının hemen hemen merkezinde yer alan bir dağ silsilesi olup, hâlâ pek çok dağcıyı kendine çekiyor). Yani bu sefer dağa götürdüğüm şey bir sayı değil, bizzat bedenimdi.

2. Dağa girer girmez beden dürüsttür

Yatsugatake'nin yamacında, kaplıcalı bir dağ evi olan "Natsuzawa Kōsen" bulunuyor. Burada konaklayanlar, Chūō Hattı'nın Chino istasyonuna gidiş-dönüş için ücretsiz servisten yararlanabiliyor. Aslında bu ücretsiz servisin varlığı, benim bu dağ evinde kalıp bu bölgedeki dağlarda yürümemin en büyük nedeni. Dağcıların işini kolaylaştıran böyle bir sistem kurabilmek ya da kuramamak, aslında o toplumun kendisini ele veriyor.

O gün burada kalacağım için ağır eşyalarımı dağ evine bırakıp "Ōren Goya"ya gidiş-dönüş iki saatlik bir yürüyüşe çıktım. Ne var ki daha yürümeye başlayalı beş dakika olmadan "yoruldum" diye düşündüğümü fark ettim. Sebep, Türkiye'de geçirdiğim üç aylık sürede hareketsiz kalmamdı. Soluk soluğa dağ yolunu tırmandım. Normalde altmış dakika süren yolu doksan dakikada alıp güç bela "Ōren Goya"ya ulaştım. Beden dürüsttü. Bacaklardaki güçsüzlük, tırmanışın verdiği zorluk, yorgunluk, düzensizleşen nefes, geçmişle kıyaslama eşliğinde "kesinlikle yaşlanıyorum" duygusu üzerime çöküyordu. Böyle can havliyle dağ yolunu tırmanırken, "bütün bedenimin yaşlandığı" gerçeğini inkâr etmek mümkün değildi. Yaşı bize anlatan sayılar değil, bedenin ta kendisiydi.

3. Dağda karşılaştığım yedi yaşındaki çocuk

"Ōren Goya"nın önünde dinlenirken birden küçük bir tören başladı. Yedi yaşında bir çocuk, hayatında ilk kez "Iō-dake" zirvesine (2 bin 760 metre; "Natsuzawa Kōsen"den "Ōren Goya" üzerinden çıkıldığında yaklaşık 1.000 metrelik bir tırmanış) ulaşmıştı ve dağ evinin sahibi bunu kutlamak için ona bir başarı belgesi okuyup elden verdi. Küçük çocuğun yüzü mutluluktan parlıyordu. Sonunda oradaki tüm dağcılar birlikte alkışladı. İlk kez gördüğüm bu manzara beni öyle duygulandırdı ki, hemen aileye "Sizinle birlikte bir fotoğraf çekilebilir miyim" diye sordum. Öğrendiğime göre, bu dağ evinde konaklayan çocuklara belge ücretsiz veriliyor, konaklamayanlara ise isterlerse 500 yen karşılığında veriliyormuş. Ne güzel bir fikir. O çocuk "Iō-dake"yi bir ömür boyu unutmayacak ve muhtemelen bu dağa defalarca geri dönecek.

2 bin 760 metrelik zirveye ulaşan yedi yaşındaki çocuğa ‘başarı belgesi’ verildi

Yedi yaşındaki beden, yaşlı bedeni

Sonrasında ben de "Iō-dake"ye tırmandım ama hiç kolay bir tırmanış değildi, epey yorgun düştüm. Bundan sonra büyümeye devam edecek olan o yedi yaşındaki çocuğun bedenini kıskandığımı fark ettim. Benim de bir çocukluğum vardı elbette, ama o dönemde hiç yorgunluk hissettiğimi hatırlamıyorum; bedenim ya da yorgunluk hakkında düşündüğümü de hatırlamıyorum. Çocukluk çağı, herkesin bu kadar dinç bir bedene sahip olduğu bir dönemmiş demek ki.

4. Dağ, "Japon toplumunun bir minyatürü"ydü; peki Türkiye'de dağcılık kültürü nasıl?

Aslında Türkiye'de de Japonya'ya taş çıkartacak güzellikte pek çok dağ var. Ama ne yazık ki dağlara ulaşım (toplu taşımanın olmayışı), patikalar (işaretlerin eksikliği yüzünden tek başına yürünememesi), konaklama tesisleri (dağ evlerinin bulunmayışı), dağcılık ekipmanı (Japonya'da sayısız uzman mağaza varken) gibi sebeplerle, Türk halkı kendi dağlarına kolayca gidemiyor. Bu yüzden Türkiye'de, o güzel dağlara ulaşmak için genellikle dağcılık acentelerinin turlarına katılmak gerekiyor ve bu turların ücretleri de hiç ucuz değil.

Tırmanılabilir bir dağ, sadece doğa demek değildir. Patikalar, dağ evleri, işaretler, tuvaletler, su kaynakları, rezervasyon sistemleri, yemek, kurtarma teşkilatı, doğanın içinde ulaşım, insanların uzun yıllar boyunca inşa ettiği devasa bir toplumsal sistem demektir.

5. Dağın içindeki "Japon düzeni"

Gerçekten de Japon dağları, Japon kültürünün özelliklerini taşıyor. Birkaç örnek verelim: Patikalar (birbirini hiç tanımayan insanlar aynı yolu paylaşıp birbirine yol verir), işaretler ("buradan sonrası tehlikeli", "şu taraf falanca bölge" gibi, birbirini tanımayan insanlar bilgi paylaşır), dağ evleri (yabancılar aynı mekânda yemek yer, uyur), tuvaletler (doğanın ortasında olmasına rağmen toplum tarafından bakımı yapılır), çöp (çıkardığın çöpü kendin geri götürürsün), kurallar ("sadece ben eğlenirim" değil, kendinden sonra gelecek kişiyi de düşünmek). Kısacası dağın içinde Japon toplumunun özellikleri olduğu gibi ortaya çıkıyor.

6. Japonlar dağı neden bir "toplum" hâline getirdi?

Japonya'da dağ, sıradan bir "vahşi doğa" değildir. Japonlar, yüz yıllık bir çabayla dağı, insanların rahatça gidip gelebileceği, içinde yaşayabileceği bir "toplum"a dönüştürdü. Dağ ile insanı birbirine bağlayan altyapı bugün tüm Japonya'ya yayılmış durumda. Bu sayede herkes doğadan keyif alabiliyor, hayatını gözden geçirebiliyor. Bunu bize miras bırakan öncekilere minnettar olmak gerekir. Yol açmak, o yolu bakımlı tutmak, işaret dikmek, dağ evi işletmek, dağcıları ağırlamak, çöpü yönetmek, tuvaleti düzenlemek, tehlikeli noktaları bildirmek, yolu başkasıyla paylaşmak… İnsanlar bu düzeni doğanın içinde adım adım kurdu. İşte bu, dağın bize öğrettiği "Japonya denen toplum"un tâ kendisi.

Ulaştığı zirve nedeniyle başarı belgesi alan yedi yaşındaki çocuğun ailesiyle birlikte

7. Dağda insanlarla konuşmak - Yabancıların kurduğu küçük toplum

Yatsugatake'ye dönelim. Bu tırmanışta karşılaştığım insanlar gerçekten çok çeşitliydi. Her zamanki gibi, yolda karşılaştığım dağcılara söz attım; yedi yaşındaki çocuk, genç dağcılar, orta yaşlı ve yaşlı dağcılar, tek başına yürüyenler, ikişer ikişer yürüyenler, gruplar, günübirlikçiler, dağ evinde kalanlar, çadırda kalanlar, uzun rota yapanlar... Nereden geldiler, nereye gidiyorlar, nerede kalacaklar, tek mi geldiler çift mi, günübirlik mi geliyorlar yoksa uzun rota mı yapıyorlar…

8. Dağın bize öğrettiği, Japonya denen ülke ve toplum

Yatsugatake'de ben aslında bir "toplum"un içinde yürüyordum. Tren istasyonundan kalkan servis otobüsü, dağ evi, kaplıca, akşam yemeği, ertesi sabah saat dörtte kalkış, Iō-dake zirvesi, iki günde toplam 13 kilometrelik yürüyüş. Orada yürüdüğüm şey bir dağ değil, bir toplumdu. Yedi yaşındaki bir çocuğun ilk zirve tırmanışı — Japonlar çocuklarını neden bu kadar özenle dağa götürüyor acaba? Dağ sevgisi doğuştan gelmiyor. Dağ sevgisi eğitim, deneyim, başarı hissi, aile, okul-aile gezileri, "Japonya'nın Meşhur Yüz Dağı" listesi, dağ evleri, başarı belgeleri — hepsi birbirine bağlı.

Batılılar dağı fethetmeye çalışır, ama Japonya'da böyle değildir. Japonlar dağı fethetmez. Çiçeklere bakarlar. Sonbahar yapraklarını izlerler. Kaplıcaya girerler. Dağ evinde konaklarlar. Arkadaşlarıyla yürürler. Mevsimi hissederler. Dağa karşı kazanmak değil, dağla birlikte yaşamak esastır.

Peki insanları dağa çeken toplum nasıl bir toplumdur? Demiryolları, dağcılık otobüsleri, dağ evleri, kaplıcalar, patikalar, gönüllüler, yerel yönetimler, milli parklar, dağcılık sigortası, dağcılık dergileri, dağcılık ekipmanı mağazaları, kiralık ekipman, dağ klinikleri, rehberler, kurtarma ekipleri… Dağ, başlı başına devasa bir sektördür. Daha da sayılabilir: Ulaşım, konaklama, yeme-içme, turizm, yayıncılık, uygulamalar, eğitim. Japonya'da dağ, ekonomiyi hareket ettiren bir güçtür.

Mitsuru Horiguchi, konaklama tesisinin önünde

9. Yabancılar Japonya'nın dağlarında ne arıyor?

Son yıllarda Güney Kore, Tayvan ve Çin'den dağcılık amacıyla Japonya'ya gelenlerin sayısı artıyor. Alp Dağları'na sahip Avrupa'dan da Japon dağlarının tadını çıkarmak için gelenler görülmeye başlandı. Bunlar sadece dağa tırmanmaya gelmiyorlar. Japon dağlarının sunduğu "güven duygusu"nu yaşamaya geliyorlar.

Şu anda dünyada dağlar arasında bir yarış başladı diyebiliriz. İsviçre, Avusturya, İtalya, Fransa, Gürcistan, Nepal, Yeni Zelanda, Güney Kore, Japonya — hepsi dağlarını turizm kaynağı olarak parlatıyor. Rakip artık deniz değil, dağ.

10. Türkiye'de neler var?

Ağrı Dağı, Kaçkarlar, Alp manzarasına aratmayan görüntüler, Aladağlar, Erciyes, yaylalar, göçebe kültürü, mitolojiler, Nuh'un Gemisi — gerçekten çok zengin bir malzeme var. Ama sadece malzeme insanları buraya getirmiyor. Rehberlik sistemi, sertifikalar, TUREB, TDF, TÜRSAB, dağ evleri, ulaşım, rezervasyon sistemleri, İngilizce tabelalar, bilgi, güvenlik, kurtarma teşkilatı, politikalar — hepsi birbirine bağlı.

(Türkiye'de "dağ ve doğa turizmi" ile "Alpinizm"in geliştirilmesine ve buna bağlı yasal düzenlemeler ile rehberlik sertifikasyonuna ilişkin olarak, Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF), Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) ve Türkiye Turist Rehberleri Birliği (TUREB) gibi başlıca üç kurum arasında yıllardır karmaşık bir çıkar dengesi ve müzakere sürdürüldüğü söyleniyor).

Kayseri, Niğde, Adana illerine yayılan Aladağlar

11. Japonya'yı taklit etmeye gerek yok

Japonya'yı taklit etmeye gerek yok. Japonya da buraya yüz yılı aşkın bir sürede geldi. Türkiye'nin kendi rotası olmalı. Dağ, doğanın kendisi olduğu için yetiştirilemez. Yetiştirilebilecek olan; kültür, kurumlar, çocuklar, gezginler, rehberler, yerel topluluklar  ve hepsinden önemlisi, "kurallara ve görgü kurallarına uyan insanları" çoğaltmaktır. Türk halkının da dağı sevmesini gönülden istiyorum. Türkiye'nin bu kadar muhteşem dağları varken, pek çok kişi hâlâ bu güzelliğin farkında değil. Bunu bir Japon olarak değil, bir dağcı olarak, gerçekten üzücü buluyorum.

12. Bedenimi yeniden düşünmek

Yatsugatake tırmanışında öğrendiğim şey şuydu: Ben de çabuk yorulan bir bedeni sırtlayıp dağda yürüyen sıradan bir insandım, o kadar. Orada yedi yaşında bir çocuk da vardı, yirmili otuzlu yaşlarda gençler de, orta yaşlı ve yaşlı insanlar da. Herkes farklı bir bedenle aynı dağı yürüyordu. Dağ, yaşı ve ünvanı bir kenara koyup insanı saf bir "beden"e geri döndürüyor. Şehirde pek fırsat olmayan bir şey, ama dağ bedenle yüzleşmenin önemini bize öğretiyor.

13. Sonunda ‘gülümseyerek’ yaşamak istiyorum

Türk bir arkadaşım, önceki yazım olan "Sayılar benden önce yaşlanıyor"u okuduktan sonra, "Bir şey eksikti" dedi. Sonra, zirvede gülümserken çekilmiş fotoğrafımı görünce bana çok güzel bir söz hediye etti; Türkçe olarak "Tırmanmak istediğin bir dağ olmaya devam etmek…" Yani "içten içe tırmanmak istediğin bir dağa sahip olmayı sürdürmenin" önemini bana hatırlattı.

Bedenim kesinlikle yaşlanıyor. Yine de bu bedenle dağlarda yürüyorum, tanımadığım insanlarla konuşuyorum, yedi yaşındaki bir çocuğa hayran kalıyorum, gençlerin dinçliğine şaşırıyorum, zirvede gülümsüyorum. Belki de insan olmak, tam olarak budur diye düşünmeye başladım. Arkadaşımın "sayılar değil, gülümseme" sözü, bilincimi değiştirdi.

İlgili İçerikler