Japonya’da şirketler öğrencileri kapışıyor; ‘Kosen’ sistemi merceğinden Türkiye ve Japonya

Japonya’da şirketler öğrencileri kapışıyor; ‘Kosen’ sistemi merceğinden Türkiye ve Japonya

Alternatif eğitim kollarına göre 30 kat daha fazla iş ilanı alan ‘Kosen’lerin ortaya koyduğu Japonya’nın “insan kaynağını kurgulama” sistemi çok çarpıcı sonuçlar üretiyor. Peki nedir Kosen sistemi ve yoğun beyin göçü yaşayan Türkiye için ilham verici olabilir mi? Türkiye’nin zaten sahip olduğu imkânları yeni ilişkiler içinde yeniden bir araya getirmek ve onları ortak bir sistem hâline dönüştürmek mümkün olabilir mi?

Japonya’da şirketler öğrencileri kapışıyor; ‘Kosen’ sistemi merceğinden Türkiye ve Japonya
Japonya Ulusal Kosen Kurumu’nun öğrenciler için yaptığı bir kolaj

Bu yazı, Nihon Keizai Shimbun gazetesinin 29 Temmuz 2026 tarihli sabah baskısında yayımlanan “Kosen öğrencileri için 30 katlık işe alım yarışı” başlıklı haberden esinlenerek kaleme alındı. Türkiye’de genç işsizliğinin kronikleşmiş olmasından duyduğum üzüntüyle, Japonya’nın deneyiminin belki bir ölçüde fikir verebileceğini düşünerek yazıyorum.

Bugün Japonya’da doğum oranlarının düşmesi ve nüfusun yaşlanması nedeniyle gençlerin sayısı giderek azalıyor. Bunun sonucunda birçok şirket ciddi bir nitelikli eleman sıkıntısı yaşıyor. Japonya’nın bugünkü durumunu bilmeyen Türk okurlar için bu belki de inanılması güç bir tablo olabilir. Çünkü bugün Japonya’da şirketler, yeni mezun öğrencileri adeta birbirlerinin elinden kapmaya çalışıyor.

Bu rekabetin merkezinde ise Japonya’nın kendine özgü eğitim kurumlarından biri olan Kosen’ler (Kōtō Senmon Gakkō – Yüksek Teknik Kolejler) bulunuyor.

Japonya Ulusal Kosen Kurumu’nun verilerine göre, bugün Kosen mezunları için iş ilanı oranı yaklaşık 30.
Bu sayı neyi ifade ediyor, derseniz, mezun olan her öğrenci için ortalama 30 ayrı iş fırsatı bulunuyor. Karşılaştırmak gerekirse, dört yıllık üniversite mezunları için bu oran yaklaşık yüzde 1,66. Aradaki fark tek başına bile durumun ne kadar sıra dışı olduğunu göstermeye yetiyor.
Benim evimin yakınında da bir Kosen bulunuyor. Bu okulun öğrencileri için iş bulma oranının 30 kat olduğunu öğrendiğimde, doğrusu ben de büyük şaşkınlık yaşadım.

Peki neden şirketler Kosen mezunlarını bu kadar yoğun biçimde arıyor?
Bunun ilk nedeni, mezun sayısının oldukça az olması. Kosen’lerden her yıl yaklaşık 8 bin 800 öğrenci mezun oluyor ve bunların yaklaşık 6 bini doğrudan iş hayatına atılıyor. Şirketler açısından bakıldığında ise herkes aynı sınırlı insan kaynağını elde etmeye çalışıyor. Başka bir ifadeyle, tek bir genci 30 farklı şirket işe almak istiyor.

Genç işsizliğinin önemli bir sorun olduğu Türkiye açısından bakıldığında bu gerçekten dikkat çekici bir tablo.
Peki nüfusu azalan Japonya’da böyle bir sistem nasıl ortaya çıkabildi?
Bunun cevabı, Japonya’nın yıllar içinde oluşturduğu kendine özgü insan kaynağını etkin biçimde değerlendirme mekanizmasında yatıyor.

Kosen nedir?

Türk okurlar için önce Kosen sistemini açıklamak gerekir.
Kosen ne klasik bir lise ne de sıradan bir üniversitedir. Öğrenciler 15 yaşında bu okullara girer ve beş yıl boyunca mühendislik ile teknik alanlarda yoğun bir eğitim alırlar.
Bu sistemin en önemli özelliği, yalnızca teorik bilgiye değil, laboratuvar çalışmalarına, uygulamalara, üretime ve araştırmaya büyük önem vermesidir.

Üniversitelerin mühendislik fakültelerinde çoğu zaman önce teori öğretilip daha sonra uygulamaya geçilir. Kosen’lerde ise öğrenciler çok erken yaşlardan itibaren gerçek makinelerle, üretim süreçleriyle ve teknolojilerle iç içe eğitim görürler.

Kısacası burada teoriden çok pratik ön plandadır.
Bu nedenle Kosen mezunları, işe başladıkları ilk günden itibaren üretim sahasında katkı sağlayabilecek bilgi ve deneyime sahip olmaya başlarlar.

Kosen mezunları tercihinde dört temel neden?

Şirketler neden Kosen öğrencilerini tercih ediyor?
Bunun başlıca dört nedeni olduğu söylenebilir.

Birincisi, mezunlar doğrudan çalışabilecek düzeyde yetişmektedir. Bir şirket için yeni mezun bir çalışanı sıfırdan eğitmek ciddi zaman ve maliyet gerektirir. Kosen mezunları ise hem mühendislik bilgisini hem de uygulama deneyimini okuldayken kazanmış olarak mezun olurlar.

İkincisi, üretim sahasını gerçekten tanırlar. Sadece teknik çizim yapabilen kişiler değildirler; makineleri kullanabilir, sorunları tespit edebilir ve çözüm geliştirebilirler.

Üçüncüsü, problem çözme becerileri yüksektir. Robot yarışmaları, bitirme projeleri, laboratuvar çalışmaları ve çeşitli uygulamalar sayesinde sürekli düşünmeye, denemeye ve hata yaparak öğrenmeye alışırlar.

Dördüncüsü, şirketlerde uzun süre çalışma eğilimleri daha yüksektir. Bir şirket açısından işe aldığı kişinin uzun yıllar kurumda kalması büyük bir değerdir.

Kosen’i tercih eden gençlerin önemli bir kısmı, yalnızca bilgi ezberlemekten hoşlanan öğrenciler değildir. Onlar, kendi elleriyle bir şey üretmekten mutluluk duyan, üretmeyi hedef alan kişilerdir. Robotlara, makinelere ya da programlamaya tutkuyla ilgi duyan öğrenciler bu okullarda oldukça yaygındır.

Şirketler arasındaki rekabetin ön cephesi

Kosen mezunları için yaşanan bu “30 katlık işe alım yarışı”nın ne kadar kızıştığını anlamak için birkaç somut örneğe bakmak yeterlidir.

Japonya’da su altyapısı hizmeti veren Tokyo Su İdaresi (Tokyo Suido), ülke genelindeki 45 Kosen okulunun hemen yakınlarına elektrik direği reklamları yerleştirmiş durumda. Reklamlarda doğrudan okulun adı kullanılarak “… Kosen öğrencilerine” diye sesleniliyor ve adayların şirketin internet sitesine ulaşabilecekleri bir QR kodu da bulunuyor.
Başka bir deyişle şirket, Japonya’nın kuzeyinden güneyine kadar Kosen bulunan bölgeleri tek tek belirleyip öğrencilerin her gün görebileceği noktaları hedef alıyor.

Büyük kimya şirketlerinden biri ise daha da dikkat çekici bir yöntem geliştirdi.
Şirket, ana üretim tesislerinin bulunduğu Güney Japonya’da “mezun olduktan sonra memleketinde çalışma garantisi” uygulamasını başlattı. Özellikle yarı iletken sektörünün de yoğun biçimde mühendis aradığı günümüzde, Kosen öğrencilerine daha işe başlamadan önce görev yerlerinin kendi bölgeleri olacağı taahhüt ediliyor.

Artık şirketler yalnızca maaş ve sosyal haklarla rekabet etmiyor. Gençlerin geleceğe ilişkin en büyük kaygılarından biri olan “nerede yaşayacağım ve çalışacağım” sorusuna da cevap vermeye çalışıyorlar.

Japonya’yı ayakta tutan şey, okullar ile şirketler arasındaki bağ

Burada asıl önemli olan yalnızca Kosen sistemi değildir.
Esas dikkat çekici nokta, okullar ile şirketler arasındaki ilişkinin öğrenciler mezun olmadan çok önce kurulmuş olmasıdır.
Örneğin Japonya’nın kuzeyindeki bir Kosen’de, il sınırları içindeki yaklaşık 250 şirket, “Glocal İnsan Kaynağı Geliştirme Birliği” adı verilen ortak bir oluşum kurmuştur.
Böylece şirketler okulla tek tek ilişki kurmak yerine ortak bir platform üzerinden hareket ederler. Öğrencilere düzenli olarak staj imkânları, fabrika ziyaretleri, kariyer buluşmaları ve birebir görüşmeler sunulur.
Sonuç olarak şirketler öğrencilerle ilk kez mezuniyet sonrasında tanışmaz.
Onları öğrencilik yıllarından itibaren tanır; yeteneklerini gözlemler ve güven ilişkisi kurarlar. İşe alım süreci de bu ilişkinin doğal devamı hâline gelir.
Çünkü yalnızca okul insan yetiştiremez.
Yalnızca şirketler de yetiştiremez.
Yerel toplum da eğitimin bir parçasıdır.

Türkiye ile Japonya arasındaki temel fark

İşte Japonya ile Türkiye arasındaki önemli farklardan biri burada ortaya çıkıyor.
Türkiye’de genel olarak süreç üniversite → mezuniyet → iş arama şeklinde ilerliyor.
Ancak üniversite yıllarında öğrencilerin şirketlerle yeterince temas kuramaması, mezuniyet sonrasında ciddi bir çelişki doğuruyor.
Şirketler deneyimli çalışan arıyor.
Gençler ise deneyim kazanabilecekleri ilk fırsatı bulamıyor.
Ben de bugüne kadar birçok Türk arkadaşımın ve tanıdığımın, çocukları için staj yeri konusunda yardım istediğine defalarca tanık oldum.
Çünkü Türkiye’de çoğu zaman güçlü bir çevreniz yoksa staj yapacak yer bulmak bile kolay olmuyor.

Beyin göçünü önlemenin gerçek yolu

Türkiye ile 40 yılı aşkın bir süredir iç içe yaşayan biri olarak beni en çok üzen konulardan biri de budur.
Toplamda yaklaşık 20 yılımı Türkiye’de geçirdim. Bu süre boyunca çok sayıda yetenekli Türk gencinin yükseköğrenimini tamamladıktan sonra kendi ülkesinde kendisine uygun bir gelecek göremediği için yurt dışına yöneldiğine tanık oldum.
Eskiden bu göçün temel adresi Avrupa ve Kuzey Amerika idi.
Son yıllarda ise Doğu Asya ve Güneydoğu Asya ülkelerine giden başarılı Türk gençlerinin sayısının arttığını bizzat çevremden de duyuyorum.

Sık sık “Türk gençleri gelecekten umudunu kesiyor” deniliyor.
Peki gerçekten sorun yalnızca bu mu?
Elbette ücretler önemlidir.
Ancak mesele sadece gelir düzeyi değildir.
Bir insanın kendi bilgi ve yeteneklerini kullanabileceği, gelişebileceği ve değer göreceği bir ortam bulabilmesi çok daha belirleyici olabilir.
Gerçek anlamda beyin göçünü azaltmanın yolu, gençlere “Bu ülkede kendi geleceğimi kurabilirim” duygusunu verebilmektir.

Kosen sisteminin bize gösterdiği asıl şey

Bence Kosen sisteminin başarısı yalnızca eğitim sisteminin başarısı değildir.
Asıl başarı, toplumun tamamının insan kaynağını en verimli şekilde değerlendirebilen bir “insan kaynağını kurgulama sistemi” olarak çalışabilmesidir.

Okullar öğrencileri yetiştirir.
Şirketler onları çalışma hayatına kazandırır.
Yerel toplum sanayiyi destekler.
Öğrenciler ise kendi geleceklerini daha öğrenciyken somut olarak tasarlamaya başlar.
Bu aktörlerin hiçbiri birbirinden bağımsız hareket etmez.
Hepsi aynı sistem içinde birbirine bağlanmıştır.
Elektrik direklerine verilen ilanlar…
Yerel çalışma garantisi…
250 şirketten oluşan ortak insan kaynağı platformu…

İlk bakışta bunlar birbirinden bağımsız kesimler gibi görünebilir.
Oysa hepsi aynı düşünce biçiminin, aynı toplumsal tasarım anlayışının farklı yansımalarıdır.

Türkiye’nin elinde zaten gerekli malzemeler var

Türkiye’nin böyle bir sistemi kurabilmek için hiçbir imkâna sahip olmadığını söylemek doğru olmaz. Tam tersine, gerekli unsurların önemli bir bölümü zaten mevcuttur.
Meslek liseleri, uygulamalı eğitime uzun yıllardır önem veren köklü kurumlardır.
Ankara yakınlarındaki OSTİM gibi organize sanayi kümelenmeleri, şirketlerin bilgi, teknoloji ve insan kaynağını paylaşabilecekleri güçlü bir altyapı sunmaktadır.
Buna ek olarak, Türkiye’deki aile şirketleri ve ustalık-çıraklık geleneği de gençlerin işi doğrudan üretim ortamında öğrenmesine dayanan önemli bir kültürel mirastır.

Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Bu yönüyle bakıldığında, Kosen felsefesi ile Türkiye’nin geleneksel üretim kültürü arasında aslında şaşırtıcı derecede güçlü ortak noktalar bulunmaktadır.
Dolayısıyla sorun, Türkiye’de gerekli unsurların bulunmaması değildir.

Asıl eksik olan, bu unsurların ortak bir amaç doğrultusunda birbirine bağlanabilmesidir.
Meslek liseleri…
Sanayi kümeleri…
Ustalık geleneği…
Bunların her biri bugün kendi başına varlığını sürdürüyor.
Ancak Japonya’da olduğu gibi birbirini besleyen tek bir sistem hâline gelebilmiş değiller.

Bu nedenle Japonya’nın Kosen modelini olduğu gibi Türkiye’ye taşımaya çalışmak doğru olmayacaktır.
Asıl yapılması gereken, Türkiye’nin zaten sahip olduğu bu değerleri yeni ilişkiler içinde yeniden bir araya getirmek ve onları ortak bir sistem hâline dönüştürmektir.
Belki de Türkiye için gerçek başlangıç noktası tam olarak burasıdır.

Sonuç

Yıllardır Türkiye hakkında aynı cümleyi duyuyoruz:
“Türkiye genç ve dinamik nüfusa sahip bir ülkedir.”
Bu doğrudur.
Fakat yalnızca genç nüfusa sahip olmak tek başına yeterli değildir.
Asıl mesele, o gençlerin sahip olduğu yeteneklerin toplumla buluşabileceği mekanizmaları kurabilmektir.
Belki de Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey; eğitim kurumlarını, şirketleri ve yerel toplumu birbirine bağlayacak yeni bir editing*, yani yeni bir ilişki tasarımıdır.

Kosen sistemi bize yalnızca başarılı bir mühendis yetiştirme modelini göstermiyor.
Aynı zamanda insan yeteneğinin toplum içinde nasıl değerlendirilebileceğini de öğretiyor.
Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen yalnızca insanların yetenekleri değildir.
O yetenekleri birbirine bağlayan ilişkilerin nasıl kurulduğudur.
İşte Japonya’nın Kosen sistemi bana göre tam da bunu anlatıyor.
Ve belki de bugün Türkiye’nin üzerinde en çok düşünmesi gereken konu da budur.


*Bu yazıda kullandığım “editing” (編集) kavramı, yalnızca bilgiyi düzenlemek anlamına gelmiyor. Burada kastettiğim, birbirinden bağımsız görünen insanları, kurumları ve toplumsal mekanizmaları yeni ilişkiler içinde yeniden bir araya getirerek, bütünden yeni bir değer üretme sürecidir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler