Japon animesi nasıl dünyanın ortak dili oldu?

Japon animesi nasıl dünyanın ortak dili oldu?

Gişe rekorları kıran anime "Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba"nın anlattığı “merhamet” ve “fedakârlık” temalarının, Yunus Emre’nin de dizelerini çağrıştırarak, Türkiye’deki gelenekle örtüştüğünü düşünüyorum… İntikam intikamı doğurur, ama düşmana bile uzatılan bir el şiddet zincirini kırar. Birinin ölümüne yas tutmak, hiç tanımadığı birine bile elini uzatmak… İşte Japon animesinin dünyanın ortak dili olabilmesinin sebebi, tam da bu manzaranın içinde saklı...

Japon animesi nasıl dünyanın ortak dili oldu?
Sinemada gişe rekorları kıran "Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba - Sonsuzluk Kalesi" animesinden…

Türkiye'de geçirdiğim 20 yıl boyunca beni en çok etkileyen şey, Türk insanının acil durumlar karşısında gösterdiği çeviklik ve hareket hızı oldu. Bir trafik kazası olduğunda, biri yere düştüğünde ya da bir akraba veya arkadaş aniden hayatını kaybettiğinde, insanların hiç tereddüt etmeden harekete geçtiği o anları her gördüğümde, içimde derin bir hayranlık uyandı. Ne kadar da değerli insanlar, diye düşündüm hep.

Geçtiğimiz ay, "Japon animesi dünyanın ortak dili" başlıklı bir yazı kaleme almıştım ve bir okurdan olumlu bir geri dönüş almıştım. Bu kez, beni en çok etkileyen eserlerden biri olan "Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba" üzerinden konuyu biraz daha derinleştirmek istiyorum. Çünkü bu hikâyede, yazının başında anlattığım Türk insanının ruh hâliyle örtüşen bir şey görüyorum.

Japon animesi artık sadece çocuklara yönelik bir eğlence aracı değil. Ghibli'nin "Prenses Mononoke"si, "animenin de felsefi ve etik sorular sorabileceğini" dünyaya gösterdiğinden bu yana, "Attack on Titan"ın özgürlük ve fedakârlık temaları gibi pek çok eser evrensel etik meseleleri barındırmaya devam etti. Sektör tahminlerine göre, Japon animesi pazarının büyüklüğü yaklaşık 3,8 trilyon yen (yaklaşık 24,3 milyar ABD Doları) civarında ve yurt dışı satış oranı yarıdan fazla. Bu, sıradan bir alt kültürden çok, dünya çapında bir kültürel fenomen olarak anılmayı hak ediyor.

Tanjiro'nun "fedakârlığı" ve "merhameti"

"Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba", ailesi şeytanlar tarafından katledilen ve şeytana dönüşen kız kardeşi Nezuko'yu tekrar insana çevirmek için savaşan Tanjiro Kamado'nun hikâyesidir. Gişe rakamları açısından da sinema filmi "Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba - Sonsuzluk Kalesi", Kuzey Amerika'da anime filmleri arasında gişe rekoru kırarak tarihin en büyük başarılarından birine imza attı.

Bu hikâyenin özünde, ilk bakışta birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki erdem yatar; "fedakârlık" ve "merhamet". Tanjiro, kendi güvenliğini ve mutluluğunu hiçe sayarak kız kardeşi ve dostları için defalarca kendini tehlikeye atar. Öte yandan, kendisine acı çektiren şeytanlara -ki bir zamanlar birer insan olan ve her birinin kendine has hüzünlü bir geçmişi bulunan varlıklara- nefretle değil, merhametle yaklaşır. Öldürdüğü şeytanın son anlarına eşlik edip gözyaşı döktüğü sahneler, bunun en çarpıcı örnekleridir. Düşman bile "kendisi de acınası bir varlık" olarak resmedilir; bu, basit bir iyi-kötü çatışmasından çok daha derin bir anlatıdır.

Türk merhamet ve fedakârlık geleneğiyle bir diyalog

Hristiyan dünyasından farklı olarak, Japon Kami ve Budist inancına dayanan bu hikâye, Türk-İslam ve Anadolu'nun merhamet ve fedakârlık geleneğiyle nerede buluşuyor? Tasavvufun öğrettiği "düşmanı bile sevmek" fikri, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşamış Yunus Emre'nin şu sözlerinde özetlenir:
"Yaratılanı severiz Yaratan'dan ötürü."
Onun anlattığı, dost-düşman ayrımı yapmaksızın tüm varlıklara duyulan koşulsuz bir şefkatti. Bu ruh, Tanjiro'nun kendisine eziyet eden şeytanlar için bile gözyaşı dökmesiyle sessizce yankılanıyor gibi görünüyor.

Ben de Türkiye'de geçirdiğim uzun yıllar boyunca, hiç tanımadığı biri için kendini feda etmekten çekinmeyen insanlarla defalarca karşılaştım. Bu, "Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba"nın anlattığı "merhamet"le aynı kökten gelen bir duygu değil mi?

"Merhamet" ve "fedakârlık" neden sınırları aşıyor?

Şiddetin zincirini kırma gücü olarak merhamet ve affediciliğin hikâyenin merkezine yerleştirilmesinin, bu eserin, medeniyet ve sınır tanımaksızın insan yüreğini harekete geçirmesinin nedeni olduğunu düşünüyorum. İntikam intikamı doğurur, ama düşmana bile uzatılan bir el, bu zinciri kırar.

Türkiye'nin geçmişindeki çatışma ve bölünme izlerini düşündüğümde, bu hikâyenin taşıdığı mesajın hiç de yabancı olmadığını hissediyorum.

Facebook hesabımda Japon arkadaşlarımdan çok Türk arkadaşım kayıtlı. Bir Türk arkadaşımın yakınının vefat haberi zaman zaman geldiğinde, anında pek çok mesaj gönderildiğine tanık oluyorum. Birkaç gün sonra düzenlenen cenaze törenine, uzak mesafelerden pek çok dost ve tanıdık koşarak geliyor. Vefat edeni tanıyanların yüreği hüzünle doluyor, insanlar onunla olan anılarıyla birlikte kendi hayatlarını da bir kez daha gözden geçiriyorlar. "Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba"yı izlerken, Japonlarla Türklerin paylaştığı bu ortak ruh hâlini kaç kez hayal ettiğimi bilemiyorum.
Birinin ölümüne yas tutmak, koşarak yanına gitmek, hiç tanımadığı birine bile elini uzatmak… İşte Japon animesinin dünyanın ortak dili olabilmesinin sebebi, tam da bu manzaranın içinde saklı, diye düşünüyorum.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler