Japon animesi: Dünyanın ortak dili

Japon animesi: Dünyanın ortak dili

Japon animesi, mangası ve figürleri, sadece "Japon kültürünü dünyaya ihraç etmek" değil. Aksine, Japon animesi bir kapı gibi, dünyanın dört bir yanındaki insanları birbirine bağlayan bir "ortak dil" hâline geliyor olabilir

Japon animesi: Dünyanın ortak dili
Yönetmen Makoto Shinkai’nin "Kimi no na wa? / Senin adın ne?" adıyla gösterime giren animesinden…

Yaklaşık iki hafta önce Türkiye'den bir arkadaşım Japonya'ya geldi.

Akrabalarına "Japonya'ya gidiyorum" dediğinde, ondan "Tokyo'ya gidersen bana mutlaka bir figür (aksiyon figürü) al" diye rica etmişler.

Tokyo'daki kısa ziyareti boyunca o figürü mutlaka bulup satın almak istiyordu. Ben de onunla birlikte Akihabara'ya gittim, pek çok mağazayı dolaştık. Ama aynı figürü bulmak hiç kolay olmadı. Yine de sonunda ona çok benzeyen bir figür bulduk ve arkadaşım rahatlamış görünüyordu.

Onu izlerken hafifçe şaşırdığımı fark ettim.
Yurt dışından gelen bir arkadaşım, Japon karakterlerine bu kadar tutkuyla bağlanabiliyordu. Ve Akihabara'da bu karakterlerden sayısızca vardı.
Düşününce fark ettim ki, Japon animesi (çizgi film ve dizi) ve manga (çizgi roman) karakterlerinin dünyada bu denli yaygınlaştığının o ana kadar pek farkında değildim.

Seyahatlerde karşılaştığım Japon animesi sevenler

2025 yılında İstanbul'u merkez üs edinerek Portekiz, İspanya, Fas, Romanya ve Mısır'ı gezdim. Gittiğim yerlerde Japon olduğumu öğrenenler bana defalarca "Japon animesini çok seviyorum" dediler.
İlk başta buna sadece sevindim. Ama aynı şeyi tekrar tekrar yaşayınca, aklıma bir soru takıldı:
- İnsanlar Japon animesini neden bu kadar seviyor?

Japonya'dan tamamen farklı bir kültürde büyüyen insanlar, Japon hikâyelerine neden bu kadar güçlü bağlanıyor?
Bunlardan unutamadığım biri, Fas'ta bir otelde tanıştığım genç bir adamla yaptığım sohbet. Bana şöyle demişti:

"Japonlar bize yeni bir dünya gösterdi. Bu gerçekten büyük bir şey."

Bu söz hâlâ aklımda.
Fiziğimiz farklı. Yetiştiğimiz kültür farklı. Konuştuğumuz dil farklı. Yine de anime hakkında konuşurken, karşımdaki kişinin hissettiklerinde bir Japon'un hissettiklerine benzer bir şey seziyorum.
Yurt dışındayken bunları duymak ve hissetmek mutlu ediyor.
Neden acaba?

Modern ‘manga'nın kökeni, 18. yüzyılda ‘kusazōshi’ adı verilen popüler halk hikâyelerine dayanıyor

Ortak bir konudan ortak bir dile

Bu yazıda asıl üzerinde durmak istediğim nokta burada başlıyor.
Yabancılarla anime veya manga hakkında konuşurken Japonca bilmek şart değil.

"Bu animeyi seviyorum."

"Bu karakteri seviyorum."

"Bu kahramanın duygularını çok iyi anlıyorum."

Bu kadarı bile bir sohbeti başlatmaya yetiyor.

Genelde kültürlerarası iletişim, karşınızdaki kültürü anlamaya çalışmakla başlar. Japonlar Türkleri anlamaya çalışır, Türkler Japonları. Yani iki kültür arasında bir köprü kurulmaya çalışılır.
Ama anime söz konusu olduğunda durum biraz farklı. Aynı kültürden gelmeseniz bile, aynı hikâyeyi paylaşabiliyorsunuz.
Mesele "Japon olduğu için anlıyor" ya da "Türk olduğu için anlıyor" değil.
"Sen de bu hikâyeyi biliyorsun. O yüzden seninle konuşabiliyorum."
Sanki böyle bir ilişki ortaya çıkıyor.

Yani iki kültür arasında köprü kurmak yerine, o iki kültürün dışında, anime aracılığıyla "üçüncü bir ortak alan" yaratılıyor olabilir.
Japonlar da Türkler de Faslılar da İspanyollar da aynı eser hakkında konuşabiliyor.
Elbette aynı eseri herkes aynı şekilde algılamıyor olabilir. Bir Japon'un hissettiğiyle bir Türk'ün ya da bir Faslı'nın hissettiği birebir aynı olmayabilir.
Yine de sohbet gerçekleşiyor.
Çünkü aynı hikâyeyi paylaşıyorlar.
İşte burada, Japon animesinin sahip olduğu o tuhaf gücü görüyorum.

Yine Akihabara'ya dönelim

Son olarak, tekrar Akihabara'ya dönmek istiyorum.
Arkadaşımla birlikte, akrabasının istediği tek bir figürü bulmak için pek çok mağazayı gezdik.
Başta, sadece "bir figür arıyoruz" diye düşünüyordum.
Ama Akihabara sokaklarında sıralanan sayısız karakteri görünce, Fas'taki gencin söylediği "yeni bir dünya" sözü aklıma geldi.

O gencin bahsettiği "yeni dünya" ile Akihabara'daki o sayısız figür...
İlk bakışta birbirinden tamamen farklı şeyler gibi görünüyor.
Ama aslında bu ikisi, aynı olayın iki yüzü olabilir.
Japon animesi, mangası ve figürleri, sadece "Japon kültürünü dünyaya ihraç etmek" değil.
Aksine, Japon animesi bir kapı gibi, dünyanın dört bir yanındaki insanları birbirine bağlayan bir "ortak dil" hâline geliyor olabilir.

Kültür farklı, dil farklı, tarih farklı. Yine de "O animeyi biliyorum", "O karakteri seviyorum" demek, insanlar arasında bir sohbetin başlamasına yetiyor.
Belki de bundan sonraki kültürlerarası iletişim, kültürleri doğrudan birbirine bağlamaktan ibaret olmayacak.
Önce herkes kendi kültürünün dışına çıkacak, sonra aynı hikâyeyi paylaşacak.
Ve oradan, insanlar arasında yeni bir bağ doğacak.

Akihabara'da aranan küçücük bir figür.
O figürü eline alan arkadaşımı izlerken, aklıma şu geldi:

Belki Japon animesi, Japon kültürünü dünyaya anlatan bir dil değil. Belki dünyanın her yerinden insanların birbirine bağlanmasını sağlayan bir dil hâline geliyor.

Bunu düşününce, o gün Akihabara'da aradığımız o tek figür, gözüme biraz farklı görünmeye başladı.

 


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler