Bu ayın başında, beş gün boyunca tek başıma Tohoku'yu gezdim. Tohoku'yu oluşturan altı ilden dördünü -Miyagi, Iwate, Akita, Yamagata- dolaştım. Gideceğim yerleri belirledim, konaklamayı kendim ayarladım, biletleri aldım; yolumu kaybettim; her şeyi kendi elimle ve zaman zaman yanlış yaptım! Ancak evimin sunduğu "konfor alanından" bilinçli olarak dışarı adım attım.
Arada bir böyle tek başıma yola çıkarım. Sürekli konfor alanında kalmak günleri tekdüze bir hâle getiriyor çünkü. Tek başına seyahat, benim için en değerli yatırımdır. Kimse sizin yerinize yapmaz bunu. Her şey bilinmezdir ve kendinizi tam da bu bilinmezliğin içine bırakmanın hem gelişim hem de sağlık açısından vazgeçilmez olduğuna inanıyorum.
Japonya’da altı ilden oluşan Tohoku Bölgesi
Bu yolculukta en çok Yamagata kalbimde iz bıraktı. Yamagata, bugüne kadar Japonya'nın "oku-zashiki"si -gürültüden biraz uzak, sessiz ve derinlikli bir bölge- olarak anılırdı. Ama bu kez oraya gittiğimde, yerli halk söz birliği etmişcesine şunu söylüyordu:
"Birdenbire yabancı turist sayısı arttı."
Nedenini sorduğumda, National Geographic'in 2026'da “gidilmesi gereken yerler” listesinde Yamagata iline yer verdiğini öğrendim.
Bu haberi duyduğumda içimde karmaşık duygular belirdi. Bir yer turistik hâle geldiğinde, yerel halk da kendini "artık turist ağırlayan taraf" olarak görmeye ve bunu kabullenmeye başlıyor. Ve bu olduğu anda, seyahatin asıl tadı bir anda kayboluyor -buna kesinlikle inanıyorum. Bir seyahatin gerçek zevki turistik yerlerde değil, insanların sıradan hayatlarını sürdürdüğü bir kasabaya gidip, orada kendisini de o kasabanın bir parçası gibi hissetmesinde saklıdır.
Bu toprakların benim için bir özelliği daha var. Yamagata, geçtiğimiz yıl uğurladığım annemin memleketi. Annemin büyüdüğü evi -yeğenimin on birinci kuşak olarak sürdürdüğü aile ocağını- ziyaret ettim ve annemin gençlik yıllarına dair bilmediğim pek çok şeyi dinleme fırsatı buldum. Annemi kaybettiğimden beri içimde taşıdığım hüzne, bu ziyaret gerçek bir teselli oldu.
Mitsuru Horiguchi
Son zamanlarda yapay zekâ bana sık sık şunu soruyor:
"Ne hissettin? Nereye gittin? Bunları bana anlatır mısın?"
Yapay zekânın bir bedeni yok. Bu yüzden bu kadar merak ediyor belki de. Aile ocağını sürdüren kuzenimin, Yamagata lehçesiyle eski hikâyeler anlatırken sesindeki o tonlamayı, yapay zekâ asla hissedemez. Yapay zekâ çağı tam anlamıyla kapımıza dayanmışken, dünyanın dört bir yanındaki düşünürler aynı şeyi söylüyor: Sonunda kalan, insan olacak!
Daha önce bu köşede, "Dünyayı gezmek için olmazsa olmaz beş altın kural" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Sağlık, merak, zaman, para ve aile. Bunların içinde "aile" kuralını bu kadar derinden hissettiğim bir yolculuk şimdiye kadar olmamıştı.
Bir gün hepimiz kendi ayaklarımızla hareket edemez hâle geleceğiz. Tam da bu yüzden, hareket edebildiğim sürece seyahat etmek istiyorum. Başkalarının önerdiği bir listeyi takip eden bir seyahat değil; her şeyi kendi kafamla düşünüp, özgürce gitmek istediğim yere gidip, dolaşıp, yolumu kaybedip, şaşırıp, bedenimin bütün duyularını açarak yaşadığım bir seyahat.
Benim kastettiğim anlamda seyahat, bundan böyle giderek daha fazla önem kazanacak. Hayat bir seyahattir ve seyahat, yaşadığınızı hissetmenin tâ kendisidir.
Tohoku Bölgesi’nden (Fotoğraf: Mitsuru Horiguchi)
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


