İsyanlar insanları heyecanlandırır çünkü onlara değiştirilemez zannettikleri düzenin değiştirilebilme olasılığını hatırlatır.
İsyanın bir şekilde bir parçası olan insan, tarihe, geleceğe müdahale etme fırsatı olduğunu hissetmeye başlar, ütopyaların gerçek olma ihtimaline karşı büyük bir heyecan duyar.
Hem de tüm bunları yaparken tek başına değildir, onun gibi düşünen, onun gibi davranan, onun gibi coşkuyla sokaklara çıkan bir kalabalığa dahildir.
Birlikten kuvvet doğduğuna dair inancı yeniden yükselmiştir.
Yeni bir düzenin, yeni bir toplumsal hareketin önünü açma fırsatına çok yaklaşmış olabileceğini hisseder.
Hatta sonunda başarısız olunsa bile gelecek kuşaklara bir mücadele deneyimi aktarmanın gururunu yaşayacağını hesaplar.
O yüzden muhteşem isyanlardan sonra yaşanan onca hayal kırıklığı, onca hüsran hiçbir zaman bir yenilgi olarak algılanmaz. Sonraki kuşaklara bir başarısızlık deneyimi olarak aktarılmaz. Çünkü insan zihni, siyasal alanda yaşadığı kayıplarla psikolojik alanda yaşadığı kazanımları aynı kefede tartmaz.
İsyanın görkemiyle kazanımının denk olmaması hatta çoğu zaman tezat olması bile isyan fikrinin harikuladeliğinin yeni nesillere aktarılmasını imkânsız kılmaz.
Ancak…
Hem isyankâr olup hem de gerçekçi olamazsınız.
İsyan zamanı, kalpleri ve akılları ele geçiren o görkemli ortak coşku öncelikle gerçekçi olmayı engeller. Bu da güç dengelerinin yanlış okumasına, süreçlerin öngörülememesine, sonuçların eksik hesaplanmasına neden olur.
Hayal edilen hızlı değişim beklentisi haliyle kırılgan umutlar yaratır.
O umutlara bağlanan bir gelecek hayaliyle yetinmek, o geleceği gerçekleştirmek için dikkatle izlenmesi gereken yollar da olduğu gerçeğini gölgeler.
Ve aniden yüzleşilen yeni bir başarısızlık hissi bir öncekinden daha derin bir çaresizlik yaratır.
Bu, insanlık tarihi boyunca tecrübeyle defalarca sabitlenmiş bir meseledir.
Böyle bir sonsuz döngüde isyanla itaat arasında her daim güvenli bir yer arayan insan kendisine külliyen güvensiz bir koza inşa eder.
Bir kez korkuyu yenebildiğini gördüğü için artık eskisi kadar kolay boyun eğmeyeceğine güvenen de odur… Bütün cesaretine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini görüp daha derin bir çaresizliğe sürüklenen de…
Belki de bu yüzden, sırf bu yüzden, isyanların, başkaldırıların işlevinin illa düzeni “hemen şimdi” değiştirmek olmadığını anlamak gerekir.
Peki “hemen, şimdi” yapılması gereken nedir?
Belki de isyana bakıp itaat zamanlarını düşünmektir.
Her isyan döneminden sonra yeniden bir itaat çağına geçilmesinin sebeplerine bakmaktır. İnsanı isyana sevk eden koşulların oluşmasına neden olan itaat zaaflarını deşifre etmektir. İsyanı yüceltirken itaati besleyen tüm bağları yok etmektir.
Neden sonuç ilişkisi kurmanın dayattığı rasyonel akılla, isyanların vaat ettiği esrik coşku arasında açılan uçuruma kurulan tuzaklara düşe düşe geldiğimiz şu günlerde, gelmiş geçmiş ve şu an mevcut tüm isyan tecrübeleri, aslında neye ne zaman ne koşullarda boyun eğdiğimiz için bugün bu durumda olduğumuzla yüzleşmenin bir fırsatı olabilir.
İnsanlık bilinen tüm tarihi boyunca bir iktidarı devirip yerine yeni bir iktidar kurulmasını seyretti ve iktidarsız bir düzen hiç hayal etmedi. O yüzden devamlı medeniyetle barbarlık arasında gidip gelerek hem vaktini hem de aklını kaybetti.
“Alayına isyan” çok güzeldir ama boş inançlar, tehlikeli gelenekler, sorgulanması yasak tabular, körü körüne bağlanılan değerler… bizi itaate ikna eden ne varsa hepsini, alayını değiştirebilecek akla ve cesarete sahip olmak hem daha güzel hem de daha işlevseldir.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


