Kadıköy’de hesap vakti

Kadıköy’de hesap vakti

Kadıköy’de Beşiktaş kazandı. Fenerbahçe ise bir derbiden çok daha değerli bir şey kaybetti: Kendisine duyduğu güveni. Şimdi mesele, o güveni ne kadar çabuk geri kazanacağıdır.

Kadıköy’de hesap vakti

Fenerbahçe’nin Beşiktaş karşısındaki 2-1’lik mağlubiyeti yalnızca kaybedilen bir derbi değil. Öne geçilen maçta oyunun kontrolünü rakibe bırakmak, teknik heyetin hamlelerde gecikmesi ve takımın geriye düştükten sonra reaksiyon üretememesi, sarı-lacivertliler adına sezonun henüz başında ciddi soru işaretleri oluşturdu.

Futbol bazen acımasızdır. Size doksan dakika boyunca yaptığınız hataların faturasını tek bir rakamla keser. Kadıköy’deki rakam 1-2. Ama Fenerbahçe açısından asıl skor tabelada yazmıyor. Asıl skor, oyunun kontrolünü ne kadar kaybettiğinizde saklı. Sezonun ilk derbisinde Fenerbahçe, kendi sahasında öne geçtiği karşılaşmayı Beşiktaş’a kaybetti. Fakat yenilgiyi yalnızca “derbi kaybı” olarak görmek, sarı-lacivertlilerin bu maçta verdiği daha büyük alarmı görmezden gelmek olur. Çünkü Fenerbahçe bu maçı yalnızca rakibine kaybetmedi. Kendi doğrularından da uzaklaştı.

Fenerbahçe maça istediğini alarak başladı. Baskı kurdu, oyunu rakip yarı alana taşıdı ve Skriniar’ın golüyle öne geçti. Kadıköy’de bundan daha iyi bir senaryo düşünülemezdi. Ancak futbolun en tehlikeli anlarından biri tam da budur: Öne geçtiğiniz an. Çünkü skor size güven verirken rakibe de risk alma cesareti verir. Fenerbahçe burada hata yaptı. İkinci golü bulmak için oyunun temposunu artırmak yerine, giderek kontrolü kaybetti. Beşiktaş’ın baskısı arttıkça sarı-lacivertliler savunma ile orta saha arasındaki bağlantıyı koruyamadı. Rıdvan’ın beraberlik golü işte bu sürecin sonucuydu. Gol sadece tabelayı eşitlemedi. Maçın psikolojik üstünlüğünü de değiştirdi.

İkinci yarıda Fenerbahçe topu zaman zaman daha fazla kullandı. Ama Beşiktaş oyunun nereye gideceğini daha iyi biliyordu. Sarı-lacivertliler pas yaptı ama rakip savunmayı yeterince hareket ettiremedi. Topu dolaştırdı ama pozisyon üretimini aynı oranda artıramadı. Hücum etti ama savunma güvenliğini riske attı. Beşiktaş ise daha kompakt kaldı. Fenerbahçe’nin kaybettiği toplarda hızlandı. Alan bulduğu anda doğrudan kaleye gitti. Yani biri topun peşinden koşarken, diğeri maçın peşinden koşuyordu. Bu fark, derbinin kaderini belirledi.

Bir teknik direktörü yalnızca ilk on biri üzerinden değerlendirmek haksızlık olur. Asıl sınav, maç sizin istediğiniz gibi gitmediğinde başlar. İsmail Kartal’ın sınavı da tam olarak burada başladı. Fenerbahçe 1-0 öndeyken Beşiktaş oyuna ortak oldu. 1-1’den sonra siyah-beyazlıların özgüveni yükseldi. Fenerbahçe’nin orta sahadaki dengesi bozuldu. Geçiş savunmasında problemler ortaya çıktı. Hücum üretimi azaldı. Fakat sarı-lacivertliler oyunun değişen şartlarına aynı hızda cevap veremedi. Teknik direktörlük bazen doğru oyuncuyu oyuna sokmaktan çok daha fazlasıdır. Bazen maçın nereye gittiğini herkesten önce görmektir. Kadıköy’de Fenerbahçe’nin en büyük eksiği buydu. Maçın nereye gittiği görüldü. Ama yön değiştirilemedi.

Fenerbahçe’nin yediği golleri tek tek bir oyuncunun üzerine yıkmak kolay. Ama doğru değil. Çünkü takım savunması, stoperlerin ceza sahasında yaptığı müdahaleden ibaret değildir. Savunma önde başlar. Presle başlar. Alan paylaşımıyla başlar. Orta saha direnciyle başlar. İkinci toplarla başlar. Fenerbahçe bunları kaybettiğinde savunma hattı da kaçınılmaz olarak baskı altında kaldı. Beşiktaş’ın ikinci golü bu yüzden sadece bir savunma hatası değildi. Fenerbahçe’nin oyun dengesinin bozulmasının sonucuydu.

Kadıköy’de taraftarın takımından istediği şey yalnızca kazanmak değildir. Mücadele görmek ister. Karakter görmek ister. Özellikle derbide, takımının maça hükmettiğini hissetmek ister. Fenerbahçe bunu veremeyince tribün de oyundan düştü. Beşiktaş’ın ikinci golünden sonra oluşan sessizlik aslında o dakikada başlamamıştı. Fenerbahçe’nin oyundaki güveni kaybolduğunda Kadıköy de sessizleşmeye başlamıştı. Büyük takımların en önemli özelliklerinden biri budur: Tribünleri oyunun içine sokarlar. Fenerbahçe ise bu kez tribünleri de oyunun dışında bıraktı.

Sezon uzun. Bir derbi kaybedildi diye şampiyonluk yarışının dışında kalınmaz. Fakat şampiyonluklar yalnızca iyi oynanan maçlarda kazanılmaz. Bazen kötü oynarsınız ve kazanırsınız. Bazen rakibiniz sizden iyi oynar ama oyunun içinde kalırsınız. Bazen planınız tutmaz, başka bir plan bulursunuz. Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yapamadığı tam olarak buydu. Plan A çalışmadı, Plan B bulunamadı. Öne geçti, koruyamadı. Beraberlik geldi, oyunu yeniden ele alamadı. Geriye düştü, reaksiyon veremedi. Bütün bunların sonunda da sezonun ilk derbisini kendi sahasında kaybetti.

Şimdi soru sorma zamanı Bu yenilginin ardından kimse paniğe kapılmamalı. Ama kimse de “Daha sezon başı” diyerek sorunların üzerini örtmemeli. Çünkü sezon başında görülen zaaflar, düzeltilmezse sezon sonunda kader haline gelir. Fenerbahçe’nin önünde çok uzun bir yol var. Fakat bu yolun devamında daha güçlü rakipler, daha zor deplasmanlar ve daha büyük baskılar olacak. Kadıköy’de yaşananlar bu nedenle iyi okunmalı. Çünkü Beşiktaş Fenerbahçe’ye yalnızca nasıl kazanılacağını göstermedi. Fenerbahçe’nin nasıl kaybedebileceğini de gösterdi. Şimdi teknik heyetin, futbolcuların ve yönetimin önünde tek bir görev var: Bu maçın bahanesini değil, sebebini bulmak. Çünkü 1-2 değiştirilebilir. Bir sonraki derbide 2-1 de kazanılabilir. Ama eğer aynı oyun anlayışı, aynı savunma zaafları ve aynı reaksiyon eksikliği devam ederse, sorun artık bir derbi yenilgisi olmaktan çıkar. Bir kimlik problemine dönüşür.

Kadıköy’de Beşiktaş kazandı. Fenerbahçe ise bir derbiden çok daha değerli bir şey kaybetti: Kendisine duyduğu güveni. Şimdi mesele, o güveni ne kadar çabuk geri kazanacağıdır.

 

 

İlgili İçerikler