Bir üzüm uyanıyor

Bir üzüm uyanıyor

Denizli’nin bağlarıyla ünlü Çal ilçesinin gölgede kalan üzümü Çal Karası, zengin içerikli bir sempozyuma konu oldu. Şaraplarının kalitesinin arttığı da dikkati çekti…

Bir üzüm uyanıyor
Çal Karası Sempozyumu'na Türkiye'nin dört yanından akademisyenler ve şarap insanları katıldı

Güneş yanığı yüzünde yıllarca bağlarda, tarlalarda ziraat yapmanın derin çizgileri görülen orta yaşlı adam, salonu gülümseyen bir yüzle süzerek “Eskiden de bazen böyle toplanırdık” dedi. “Ama dinleyenler bir süre sonra usulcacık kaçarlar, soran olursa da ‘Benim işim var’ derlerdi. Burada hiç kimse çıkmıyor, ne güzel…”

160 bin dönümde Türkiye’nin şaraplık üzümlerinin büyük bölümünü yetiştiren Çal’ın önde gelen bağcılarından Ömer Ayhancı devam etti: “Bizim hayatımız bağdır. Çocuklara bile ‘Sen üzümlere ben düştüğünde doğmuştun’ denir. Can damarımız da yöremizin Çal Karası üzümüdür. Bu bağlara Cabernet’den Chardonnay’ye, Merlot’dan Şiraz’a nice üzümler de diktik ama kimi hastalığa, kimi donlara yenik düştü. Çal Karamız ise hepsine dayandı…”

18 bin nüfuslu bu şirin ilçenin göbeğindeki Gençlik Merkezi’ndeyiz. 120 kişilik salon hıncahınç dolu, organizatörler “60 kişiyi de üzülerek geri çevirdik. Neyse ki konuşmaları internete yükleyeceğiz, bildirileri de bir kitap yapacağız” diyor.

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen akademisyenler, önologlar, someliyeler ve diğer şarap insanlarının yanı sıra yöre bağcılarının da izlediği Çal Karası Sempozyumu, bölgede bir ilk.

Koyu gül pembesi renginde şaraplar veren Çal Karası üzümü, ilk kez bir sempozyuma konu oldu

Türk şarabının gizli kahramanı

Yörede yüzyıllardır yetiştirilen ve miktarı Türkiye’de yetiştirilen şaraplık üzümlerin yüzde 10’una yaklaşan Çal Karası, yıllarca gölgede kalmış. 1960’lardan bu yana Kavaklıdere roze şarabı Lâl’i bu üzümden yaptığı için “rozelik üzümdür, kırmızıda fazla varlık göstermez” denilmiş, renginin açıklığı ve burukluk veren tanenlerinin de düşüklüğüyle tek başına kırmızı şaraba pek işlenmemiş. Kimi üretici Boğazkere ile karıştırarak baharat ve tanen aşılamış, kimi de karışımda bolca kullandığı halde imajından dolayı adını bile geçirmemiş. Ve “makus talih”, 2000’lerde yörenin bir çocuğu olan işadamı Salih Kuzu’nun köyüne yaptığı bağ yatırımı ile değişmiş. Hançalar köyü ve civarına 500 dönüm bağ diken Kuzu Fransız üzümlerinin yanı sıra başrolü yörenin üzümüne vermiş, düşük verim aldığı sulamasız ve gübresiz bağlarının Çal Karaları’ndan tek başına beğenilen şaraplar yapmış. Bu üzümden beyaz, roze ve tatlı versiyonlar da denemiş ve hepsinde de belli bir kaliteyi yakalayabilmiş. Bir başka yatırımcının, tıp profesörü Hürriyet Yılmaz’ın çok yakındaki Lermonos şaraphanesi de yeni Çal Karaları’na hayat vermiş. Bölgenin en büyük üreticilerinden Küp’ün de üzüme farklı bir gözle eğilmesi ve alçakgönüllü bir üretici olan Erdel’in kalite yükseltmesi, bu dört üreticiyi Çal Bağ Yolu Derneği’nde bir araya getirmiş. Sempozyum da, bu güçbirliği ile düzenlenmiş.

Çal Bağ Yolu Derneği Başkanı Asım Altıntaş: Türkiye'de üretilen 10 üzümden biri Çal Karası…
Prof. Turgut Cabaroğlu'nun yönettiği panelde çoğu öğrencisi olan önologlar, “Çal Karası beş farklı tip şaraba hayat veriyor” dediler

“Eski bağların değeri anlaşılıyor”

Her ânını izlediğim sempozyumda son yıllarda benzer toplantılarda sıkça yapıldığı gibi havanda su dövülmedi, bilinenler tekrarlanmadı, içi boş hamasi konuşmalara da yer verilmedi. Her konuk iyi çalışmış, sunumlar hazırlamış ve rakamlarla desteklemişti. Bir şarap yazarı olarak benim için de sürpiz olan bilgiler aktarıldı. Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Altındişli, “Uluslararası Bağcılık Ofisi OIV, modern telli bağlar yerine eski usul yer bağlarına dönülmesini tavsiye ediyor, o eski bağların üzümlere gölge yaparak küresel ısınmaya dayanıklılığını arttırdığını saptıyor” dedi mesela. Doç. Dr. Burak İşçi de Çal Karası üzümlerinin en iyi klonlarının belirlenip çoğaltıldığı çalışmaları müjdeledi. Çal Karası şaraplarına ilk altın madalyayı kazandıran, üniversite tezini ünlü Château Margaux’da hazırlayan önolog Semril Zorlu ise üzümün bir başka avantajını anlattı:

“Çal bölgesinde 700 ila 1200 metre arası rakımlarda pek çok bağ var. Hasat tarihi, erkenci ve geççi köyler arasında 1 ay fark edebiliyor. Bu hem işgücü planlaması açısından bağbozumunu kolaylaştırıyor, hem de bir önoloğun eline farklı özellikte şaraplar verdiğinden daha kompleks şaraplara olanak sağlıyor. Ayrıca farklı bağlar iklimden gelecek kötü sürprizlere karşı da bir tür sigorta oluyor…”

Üreticiler de kendi seanslarında diğer konuları dile getirdi, Prof. Hürriyet Yılmaz’ın “Şarap turizmine daha fazla ağırlık vermeli, Çal Bağ Yolu ile Denizli turizmi arasında bağ kurmalıyız. Çal’da şarapsever konukların kalacağı oteller yapmalıyız. Sadece Portekiz’in şarap turizminden aldığı pay, milli gelirinin yüzde 9’una ulaşmış durumda. Biz de bu pastadan pay almalıyız” sözleri ilgi uyandırdı. Salih Kuzu da, “Çal’da 12 üretici 40 milyon litre kapasiteyle Türkiye’de içilen şarabın yüzde 40’ını üretiyor. Bunların büyük bölümü uygun fiyatlı sofra şarapları olarak kitle turizmine gittiğinden Türk şarapsever bölgeyi az tanıyor. Biz dört üretici bu kaderi değiştireceğiz, umarım zamanla sayımız da artacak” dedi.

Yörenin dört üreticisi, bir araya geldikleri Çal Bağ Yolu ile üzümün tanınırlığını arttırıyor

Antik miras da gündeme geldi

Son yıllarda Türkiye’de yapılan belki de en önemli bağcılık ve şarapçılık buluşması, sempozyumun ertesi günü antik bölgelerin gezilmesiyle de devam etti. Buluntuları arasında 3500 yıllık üzüm çekirdeklerine rastlanan Aşağıseyit Höyük ile Ekşi Höyük kazıları, bölgenin tarihî zenginliğini de kanıtladı. Kuzubağ’ın peysaj ödüllü modern şaraphanesinin terasındaki şarap tadımı, Erdel’in Türkiye’de bir köyde bulunan ender fine-dining lokantasında ziyafet, Lermonos’un bağ manzaralı ve esintili bahçesinde öğle yemeği, Küp Şarapçılık’ta mahzen ziyareti derken, bölgenin şarap turizmi açısından da farklı seçenekler sunduğunu görmek güzeldi.

Şanslısın Çal Karası… Uzun yıllar süren ihmal edilmişliğin ardından, ileri görüşlü yatırımcılar tarafından yeniden ele alındın, özenle işlendin, madalyalara kavuştun. İki gün boyunca yüzlerce kişinin bir numaralı konusuydun. Ramp ışıklarının altında, şarapseverlerin gündemindesin. Artık geleceğin daha parlak. Darısı, yine uzun yıllar gölgede kalmış, seninle aynı kaderi paylaşmış bağlardaki beyaz kardeşin Sultaniye’nin başına…

Sempozyum sonrasında someliyelerin elinden onlarca Çal Karası şarabı tadıldı

İlgili İçerikler