Müslüman ve Arap kökenli Dr. Abdul El-Sayed ABD Michigan senatörü olabilir mi?

Müslüman ve Arap kökenli Dr. Abdul El-Sayed ABD Michigan senatörü olabilir mi?

Yahudi lobisi AIPAC daha önseçimlerde kesenin ağzını açtı. Süper özgeçmişe sahip heyecan yaratan bir aday. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici isimler onu destekliyor. Amerika’da en çok Arap Michigan’da yaşar ama bu seçimi kazanmayı garantilemez. El-Sayed Cumhuriyetçilerden çok AIPAC’ın maaşa bağladığı diğer Demokratlardan korkmalıdır

Müslüman ve Arap kökenli Dr. Abdul El-Sayed ABD Michigan senatörü olabilir mi?

Michigan’daki 2026 Senato seçimleri Amerikan ara seçimlerinin en ilginç yarışlarından biri olmaya namzettir. Bunun başlıca nedeni Demokratların adayı Abdul El-Sayed’dir.

El-Sayed artık “Senatör adayı olabilir mi?” aşamasını geçti. 4 Ağustos’taki son derece çekişmeli Demokrat önseçimini kazanarak partinin resmî adayı oldu. Kasım ayında karşısında Cumhuriyetçi Mike Rogers var. 

Michigan gibi bazen Demokratların, bazen Cumhuriyetçilerin kazandığı, 2024’te Donald Trump’ın kazandığı salıncak eyalette kendisini açıkça ilerici olarak tanımlayan Müslüman ve Arap kökenli bir siyasetçi ABD Senatosu’na seçilebilir mi?

Bence seçilebilir, ama işi hiç de kolay değildir. 

El-Sayed küçümsendi

Abdul El-Sayed’in önseçim zaferinin kendisi seçilebilirliği konusunda önemli bir veridir. Karşısında Demokrat Parti teşkilatının önemli bölümünün desteğini alan Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens vardı. Ülke çapında tanınan Michigan Valisi Gretchen Whitmer de Stevens’ı destekledi. Buna rağmen El-Sayed kazandı.

Üstelik kampanyası çok büyük miktarda dış kaynaklardan gelen harcamanın hedefiydi. Associated Press onun yükselişini Demokrat Parti’nin ilerici kanadı açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirdi, El-Sayed’in güçlü parti ve çıkar grubu desteğine sahip rakiplerine rağmen Senato adaylığına yükseldiğine dikkat çekti. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici isimler El-Sayed’i destekledi.

El-Sayed’in en önemli avantajlarından biri heyecan yaratabilmesidir.

Tüm seçimlerde bu küçümsenmemesi gereken bir özelliktir. Bir adaya “idare eder” diyen seçmen ile yağmurda iki saat kuyrukta bekleyip ona oy verecek seçmen bir değildir.

Michigan’ın demografisi

Michigan herhangi bir Amerikan eyaleti değildir. Detroit ve çevresi güçlü bir Demokrat seçmen tabanına sahiptir. Ann Arbor üniversite öğrencileri ve eğitimli liberal seçmen açısından önemlidir. Dearborn ve çevresi ise Amerika’nın en büyük Arap-Amerikan topluluğunu barındırır.

El-Sayed’in önseçimdeki performansında bu koalisyonun izlerini görmek mümkündü. Dearborn’da önseçime katılım rekor düzeye çıktı. Oyların yüzde 71’i Demokrat önseçiminde kullanıldı.

Fakat El-Sayed yalnızca Arap-Amerikan seçmene dayanarak Michigan’ı kazanamaz.

Detroit, Dearborn ve Ann Arbor’da büyük fark yapmak yetmez. Oakland County’nin banliyö seçmenlerini, sendikalı işçileri, Grand Rapids çevresindeki bağımsızları ve eyaletin daha muhafazakâr bölgelerindeki kararsız seçmenlerin hiç değilse bir bölümünü de kazanması gerekmektedir.

El-Sayed’in ilerici seçmeni heyecanlandıracak, ama merkez seçmeni korkutmayacak bir yol izlemelidir. 

2026 ara seçimi

El-Sayed’in belki de kişisel özelliklerinden daha önemli avantajı seçim takvimidir.

Kasım 2026’daki seçim bir başkanlık seçimi değil, Temsilciler Meclisinin ve Senato’nun üçte birinin ve tüm yerel politikacıların seçildiği ara seçimdir. İktidardaki başkanın partisinin ara seçimlerde cezalandırılması Amerikan siyasetinin en güçlü tarihsel eğilimlerinden biridir.

Ağustos başındaki kamuoyu anketleri ulusal siyasi ortamın Cumhuriyetçiler açısından ciddi biçimde zorlaştığını göstermektedir.

Bu nedenle Michigan’da Trump’ın 2024 performansını doğrudan 2026’ya taşımak yanlıştır.

Trump’ın adı 2026 Senato pusulasında olmayacak, El-Sayed’in karşısında Mike Rogers olacaktır.

 Alexandria Ocasio-Cortez, Abdul El-Sayed ve Bernie Sanders

Rogers hafife alınacak bir rakip değildir

Mike Rogers sıradan bir Cumhuriyetçi aday değildir. Eski bir kongre üyesidir ve Michigan seçmeni tarafından zaten tanınır.

Rogers 2024’te Michigan Senato seçiminde Demokratların adayına karşı Son zamanlarda çok küçük bir farkla kaybetti. 

Cumhuriyetçiler El-Sayed’i Demokrat Parti’nin aşırı sol yüzü olarak tanıtmak için şimdiden ciddi para harcamaya başladılar ve Rogers’in kasasını doldurdular.

Müslüman kimliği avantaj mı, dezavantaj mı?

El-Sayed Mısır kökenli bir babanın oğlu, Michigan doğumlu, University of Michigan mezunu, Columbia’da tıp eğitimi almış ve Oxford’da Rhodes bursiyeri olarak doktora yapmış bir hekim ve halk sağlığı uzmanıdır.

Bu yalnızca Amerikan siyaseti açısından değil dünya çapında son derece etkileyici bir özgeçmiştir.

Müslüman ve Arap kökenli olması özellikle Detroit-Dearborn bölgesinde mobilizasyon avantajı yaratabilir. Ayrıca genç ve çok kültürlü Amerikan seçmeni açısından El-Sayed Demokrat Parti’nin geleceğini temsil eden bir siyasetçi görüntüsü vermektedir.

Ancak Michigan’ın kırsal ve muhafazakâr bölgelerinde aynı özelliklerin Cumhuriyetçi propaganda tarafından onun aleyhine kullanılacağı da açıktır.

Burada kritik nokta El-Sayed’in seçim kampanyasını kimlik üzerine değil, ekonomi ve sağlık sistemi üzerine kurmasıdır.

Kampanyasının vurguladığı başlıklar reçeteli ilaç fiyatları, kamu sağlığı, ekonomik geçim sıkıntısı ve tüm vatandaşları kapsayan sağlık sigortası gibi konulardır.

Michigan’lı seçmene sürekli Ortadoğu anlatırsa kaybedebilir.

“Markette niçin bu kadar para ödüyorsunuz, sağlık sigortanız niçin bu kadar pahalı?” diye sorarsa kazanabilir. 

En hassas alan İsrail-Gazze konusu

El-Sayed’in Filistin yanlısı tutumu Demokrat önseçiminde onu ilerici ve Arap-Amerikalı seçmen arasında güçlendirdi. Aynı tutum genel seçimde Cumhuriyetçilerin kullanabileceği en önemli saldırı alanlarından biridir.

Bu nedenle Kasım’a kadar ilginç bir denge kurması önemlidir.

Kendi tabanını hayal kırıklığına uğratmadan Michigan’ın daha ılımlı Yahudi, bağımsız ve banliyö orta sınıf seçmenlerine dış politika konusunda ideolojik değil pragmatik bir senatör olacağı mesajını vermesi gerekmektedir.

Önseçim kazanmak ile genel seçim kazanmak arasındaki fark buradadır.

Demokratların birleşmesi şart

El-Sayed önseçimi çok küçük bir farkla kazandı. Bu nedenle Demokratların Stevens seçmenlerinin tamamına yakınını Kasım ayında sandığa taşıması gerekiyor.

Parti liderlerinin “El-Sayed’i destekliyoruz” demesi kolaydır.

Stevens’a oy vermiş banliyödeki orta yaşlı merkez Demokrat seçmenin Kasım sabahı kalkıp El-Sayed’e oy vermesi daha önemlidir.

Kazanabilir mi?

Ağustos 2026 itibarıyla El-Sayed’in kazanma ihtimalini yüzde 50 civarında görüyorum.

El-Sayed’in lehinde üç büyük faktör var. 2026’daki ulusal ortamın Demokratlara 2024’e göre daha elverişli olması, Detroit-Dearborn-Ann Arbor hattındaki yüksek katılım potansiyeli ve önseçim zaferinin gösterdiği güçlü taban enerjisi.

Aleyhine çalışan üç önemli unsur Rogers’ın Michigan’da daha önce neredeyse Senato seçimi kazanmış deneyimli bir aday olması, El-Sayed’in ilerici görüşlerinin Cumhuriyetçiler için kolay hedef oluşturması ve Demokrat Parti’nin banliyölerdeki merkez seçmenlerinin tamamını arkasında tutup tutamayacağının henüz belli olmaması.

Abdul El-Sayed’in zaferi artık Amerikan siyaseti açısından bir sürpriz sayılmamalıdır.

Ama onun Senato’ya giden yolu Dearborn’dan değil, büyük ölçüde Michigan’ın kararsız banliyölerinden geçmektedir.

ABD senatörü olabilmesi için kendisine fazla solcu gözüyle bakan tüm Michigan’lı seçmenleri de ikna etmesi gerekmektedir.

Bence aşması gereken en büyük engel AIPAC’ın maaşa bağladığı Demokrat partili kodamanlar ve merkez medyadır.

Bunları başarırsa Amerikan siyasetinde tarihi bir sonuç ortaya çıkacak ve El-Sayed ABD Senatosu’na seçilen ilk Müslüman olacaktır.

AIPAC’ın ABD siyaseti üzerindeki etkisi

Amerikan siyasetinde İsrail denildiğinde akla gelen en güçlü kuruluşlardan biri AIPAC - Amerika İsrail Kamu İşleri Komitesi’dir. AIPAC kendisini Amerika-İsrail ilişkilerini güçlendirmeye çalışan Amerikan vatandaşlarının oluşturduğu bağımsız bir siyasi hareket olarak tanımlar. Kuruluş İsrail hükümeti tarafından yönetilmediğini veya finanse edilmediğini özellikle vurgular.

AIPAC’in gücünü yalnızca klasik anlamdaki lobicilik harcamalarıyla ölçmek yanıltıcıdır. Asıl tartışma yaratan güç son yıllarda seçim kampanyalarına müdahil olmasından kaynaklanmaktadır.

AIPAC eskiden adaylara doğrudan mali destek sağlayan bir örgüt değildi. Bu durum 2022’de Süper PAC niteliğindeki Birleşik Demokrasi Projesinin (UDP) kurulmasıyla değişti. Süper PAC’ler adaylarla doğrudan bağış yapamaz, fakat bağımsız reklam ve kampanyalara sınırsız miktarda para harcayabilir. UDP 2024 seçim döneminde yaklaşık 68,4 milyon dolar topladı ve 56 milyon dolar harcadı. Harcamaların önemli bölümü Demokrat Parti önseçimlerine yöneldi.

Bir kongre üyesi İsrail politikalarını sert biçimde eleştirdiğinde büyük ihtimalle bir sonraki önseçimde rakibini destekleyen milyonlarca dolarlık bağımsız reklam kampanyasıyla karşılaşır.

2026 önseçimlerinde AIPAC ve UDP 104 milyon dolardan fazla harcadı. Paranın önemli bir kısmı (30-32 milyon) El-Sayed’in rakibi Stevens’i desteklemek için harcandı. Bu tek bir yarışta şimdiye kadar kullanılan en yüksek tutardı. Stevens’in kampanyası toplam 62 milyon dolardan fazla bağış aldı.

Buna karşın El-Sayed bunun onda birini zor toplamıştı. Çok sayıda gençten gelen küçük bağışlar dikkat çekiciydi.

Bunun yalnızca bir önseçim olduğunu, genel seçimlerin Kasım’da yapılacağını tekrar belirtmek isterim. Genel seçimlerde çok daha fazla para harcanacağından eminim.

Bu yöntemin savunucuları bunda demokratik olmayan hiçbir şey bulunmadığını söylerler. AIPAC da eylemlerini Amerikan vatandaşlarının anayasal siyasi katılım hakkının kullanılması olarak savunur. Kuruluşun amacı İsrail yanlısı Demokratların ve Cumhuriyetçilerin seçilmesini sağlamak ve ABD-İsrail ittifakını Kongrede güçlü tutmaktır.

Eleştiriler ise özellikle Gazze savaşı sonrasında sertleşti. Eleştirmenlere göre büyük miktardaki bağımsız seçim harcamaları İsrail politikasını sorgulayan adayların karşısına olağanüstü bir mali güç çıkardılar. 

Devlet ve AIPAC arasındaki döner kapı ilişkisi

AIPAC’ın etkisi yalnızca kampanya bağışlarıyla sınırlı değildir. Örgüt döner kapı ilişkisi olarak tanımlanan bir sistemle eski çalışanlarının Beyaz Saray, Pentagon ve Kongre gibi kritik kurumlarda görev almasını sağlar. Aynı zamanda mevcut AIPAC çalışanlarının bir kısmının da daha önce ABD hükümetinde veya İsrail devlet kurumlarında çalışmış olması bu organik bağı gösterir.

Ancak AIPAC’in gücünü çok da abartmamak gerekir. Para seçim kazandırabilir ama garanti etmez. Nitekim 2026 önseçimlerinde bazı AIPAC destekli adayların yenilmesi ve AIPAC desteğinin Demokrat Parti’nin ilerici kesimlerinde giderek siyasi bir yük haline gelmesi kuruluşun etkisinin sınırlarını gösterdi.

Eleştirmenler örgütün yabancı bir hükümetin çıkarlarını temsil ettiğini, Kongreyi rehin aldığını ve özellikle Gazze savaşı sonrası artan eleştirilere rağmen koşulsuz askeri yardımı dayattığını savundular. Sol kanatta soykırım suçlamaları ve “AIPAC parası kabul etmiyorum” taahhütleri yaygınlaştı, sağda “Önce Amerika” çizgisindeki isimler de İsrail’in ABD politikası üzerindeki etkisini sorgulamaya başladı.

Geçenlerde yapılan bir ankette Amerikalıların yüzde 60'ının İsrail'e yönelik olumsuz bir görüşe sahip olduğu ortaya çıktı. Bu durum özellikle Demokrat Parti tabanında İsrail politikalarına yönelik artan eleştirilerle birleşince AIPAC'ın geleneksel desteğinde çatlaklar oluştu.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler