Kendimizi ne kadar iyi tanıyoruz?

Kendimizi ne kadar iyi tanıyoruz?

İçimden bir kıro çıktı. İnsanlar kendilerini değil, kendileri hakkında yazdığı güzel hikâyeyi tanır. Toplumun dayattığı ideal ben ile gerçek ben arasında büyük fark vardır. Herkes en az iki kişidir: Kalbini dinleyen ve beynini dinleyen. Kalbini dinleyen davulcuya ya da zurnacıya kaçar. Sokrat: Kendini bil. İnsan kullanma kılavuzu olmayan tek makinedir. O kılavuzu yazmak kullanıcıya bırakılmıştır

Kendimizi ne kadar iyi tanıyoruz?

Yan odadan gelen sesler içimden bir kıro çıkardı

Hiç kendi düşüncelerinize ya da davranışlarınıza şaşırdığınız oldu mu? Yıllar önce Amerika’daki ev arkadaşım kız yan odada bir erkekle beraber olunca ve incecik duvarlardan her şey duyulunca içimden iki kişilik çıktı.

Modern, ilerici ve hoşgörülü yanım “Cinsellik herkesin hakkı” deyip arkadaşı için sevindi. Öte yandan hiç beklemediğim kıro, gerici ve tutucu yanım önceden tanımadığım o şeker oğlana kızdı, “Sen nasıl başka mahalleden gelip bizim mahallenin kızını ayartırsın? Üstelik bu işler gizli yapılır” diye bozuldu.

Ben kimim?

İnsan evrendeki en karmaşık varlıklardan biridir. Oysa “Ben kimim?” sorusunu çok azımız sorarız. Bu sorunun doğru cevabını bulmak hiç de kolay değildir.

“Kendimizi ne kadar iyi tanıyoruz?” sorusu felsefenin, psikolojinin ve günlük hayatın kesişim noktasında duran derin bir sorgulamadır. Çoğumuz kendimizi sandığımızdan daha az tanırız.

Ne kadar iyi tanıdığımızı sandığımız kendimizin aslında ne kadar yabancısı olduğumuzu fark etmek hayatın en çarpıcı ironilerinden biridir. Sokrat’ın “Kendini bil” sözü felsefenin en temel öğütlerinden biridir. Ancak bu öğüdü yerine getirmek bir aynaya bakmaktan çok daha zor ve sabır isteyen bir kazı çalışmasıdır.

İnsan ilginç bir canlıdır. Markete gidip zeytinyağını tadına bakmadan satın almaz ama ömrünü birlikte geçireceği insanı iki çay içip seçebilir. Yeni bir televizyon alacağı zaman kırk video izler, yüz yorum okur, ama hayatını altüst edecek bir kararı verirken "İçimden öyle geldi" demekle yetinir.

Daha da ilginci çoğumuz kendimizi çok iyi tanıdığımıza inanırız. Bundan on yıl önceki sen bugünkü seni görseydi gurur mu duyardı, yoksa "Bu da kim?" diye mi sorardı?

İnsan kendisini tanıdığını sanır çünkü her gün aynı kişiyle uyanır. Oysa aynı aynaya her sabah bakmak, yüzünüzdeki değişiklikleri fark etmemenize neden olur. Kişilik de böyledir. Her gün birlikte yaşadığınız için değişiminizi göremezsiniz.

Trafikte sakin adamların içinden bir Viking ordusu çıkar

Hayat acımasız bir psikologdur. "Ben asla öfkelenmem" dersiniz. Sonra biri trafikte önünüze kırar ve içinizden bir Viking ordusu çıkar.

"Ben paraya önem vermem" dersiniz. Parasız kalınca ekonomist kesilirsiniz ve cimrileşirsiniz.

"Ben çok sabırlıyım" dersiniz. İnternet bağlantısı otuz saniye kesilince bilgisayarla kişisel bir hesaplaşmaya girersiniz.

Kendimizi değil, kendimiz hakkında yazdığımız güzel hikâyeyi tanırız.

İnsan kendisinin basın sözcüsüdür. Sürekli iyi taraflarını anlatır, zor sorular gelince de konuyu değiştirir.

Bazen başkaları bizi bizden daha iyi tanır.

Ego bizi dış dünyadan korurken bazen gerçeklerden de korur.

Kendini bilmek güçlü yönlerini saymak değildir. Zayıflıklarını da kabul edebilmektir. Kıskandığını itiraf edebilmek, hata yaptığında özür dileyebilmek, fikrinin değişmesini yenilgi değil gelişme olarak görebilmektir.

Ancak bunlar insanların pek hoşlandığı şeyler değildir.

Bugün çoğu kişi kendisini anlatır ama çok az kişi kendisini dinler.

Sosyal medyada insanlar kahvaltılarının fotoğrafını paylaşır ama hayattan beklediklerini paylaşmaya cesaret edemez. Filtrelerle yüzünü güzelleştirir, ama aynı özeni önyargılarını temizlemek için göstermez.

Buzdağının görünmeyen kısmı

Çoğumuz buzdağının görünen yüzüyle yetiniriz. Oysa buzdağının görünmeyen kısmı, yani bilinçaltımız, korkularımız, bastırılmış arzularımız, çocukluğumuza uzanan kırılma anlarımız ve en önemlisi her zaman çalışmaya devam eden savunma mekanizmalarımızdır. Kendimizi gerçekten tanımak bu derin sulara dalmayı göze almayı gerektirir.

Bu zor bir iştir. Çünkü kendimizi tanımak aynı zamanda kendimizle yüzleşmektir. Kendimize itiraf etmekte zorlandığımız yönlerimiz vardır. Kıskançlığımız, öfkemiz, yetersizlik hissimiz, başkalarını memnun etme takıntımız veya başarısızlık korkusu bunların başlıcalarıdır. Toplumun dayattığı ideal ben ile gerçek ham ben arasındaki uçurum bizi kendimize yabancılaştıran en büyük etkendir.

Bazen “Ben aslında böyle biri değilim” deriz. Oysa tanıma reddetmekle değil, kucaklamakla başlar. Karanlık yönlerimizi görmezden gelmek onları daha da güçlendirir, onlara sahiplenmek onları dönüştürme olanağını sağlar. 

Neden kendimizi tam tanımıyoruz?

Kendimizi tanımamızı engelleyen birçok psikolojik mekanizma vardır.

Onaylama seçiciliği: Sadece kendi görüşümüzü destekleyen bilgileri kabul eder, çelişenleri görmezden geliriz.

Dunning-Kruger etkisi: Yetkin olmadığımız konularda kendimizi fazla yetkin zannederiz. Tersine gerçekten yetkin olduğumuz alanlarda ise yeterince güvende hissetmeyiz.

Savunma mekanizmaları: Freud egonun acı verici gerçekleri bastırdığını söyler. Başarısızlığımızı şanssızlık, eleştiriyi kıskançlık olarak yorumlama eğilimindeyizdir.

Sosyal maskeler: Toplum içinde kabul görmek için farklı kişilikler takınırız. Zamanla hangi maskenin gerçek ben olduğunu unuturuz.

Yalnızlık yalnızca Allah'a mı mahsus?

Kendimizi tanımanın en etkili yollarından biri yalnızlıktır. Sessizlik dış dünyanın gürültüsü sustuğunda iç sesimizi duyabilmemizi sağlar. Bu iç ses çoğu zaman eleştirici ve yargılayıcıdır.

Bir başka yol ise ilişkilerimizdeki aynalardır. Başkalarında bizi rahatsız eden özellikler çoğu zaman kendi reddettiğimiz yanlarımızın yansımasıdır. Bir insana sinirlendiğimizde aslında onda gördüğümüz kusur kendi içimizde bastırdığımız bir özelliğe işaret ediyor olabilir.

Günümüz dünyasında kendimizi tanımak dijital kimliklerimizle daha da karmaşık bir hal almıştır. Sosyal medyada yarattığımız filtrelenmiş, kusursuz görünen benlikler gerçek benliğimizi gölgelemektedir. Beğeni sayıları, takipçi grafikleri ve başkalarının hayatlarıyla kıyaslamalar bizi kendi özümüzden uzaklaştıran bir sis perdesi oluşturmaktadır.

Hayatın farklı evrelerinde farklı koşullarda kendimizin yeni katmanlarını keşfederiz. Yirmi yaşında doğru bildiğimiz şeyleri elli yaşında sorgularız. Kendi karanlığımızla barıştığımızda başkalarının karanlığına tahammül etmeyi de öğreniriz.

Ben başkalarının benden beklediği hayatı mı yaşadım?

Bu soruya dürüstçe cevap verebilen insan kendini tanımaya başlamıştır.

Herkes en az iki kişidir: Kalbini dinleyen ve beynini dinleyen. Kalbini dinleyen davulcuya ya da zurnacıya kaçar.

İnsan, kullanma kılavuzu olmayan tek makinedir.

Üstelik o kılavuzu yazmak da üreticiye değil, kullanıcıya bırakılmıştır.

Yani ömrümüz boyunca hem kitabı yazarız hem de ilk kez okuyormuş gibi şaşırırız.

Johari Penceresi

Joseph Luft ve Harry Ingham’ın geliştirdiği Johari Penceresi modeli kendimizi tanımamızı dört bölgeye ayırır.

  1. Açık alan: Hem kendimizin hem başkalarının bildiği yönlerimiz.
  2. Gizli alan: Sadece kendimizin bildiği, başkalarından sakladığımız yönler.
  3. Kör alan: Başkalarının gördüğü ama bizim fark etmediğimiz özelliklerimiz.
  4. Bilinmeyen alan: Ne bizim ne de başkalarının farkında olduğu potansiyel veya bastırılmış yönler.

Çoğumuzun hayatı bu pencerelerin dengesizliğinden ibarettir. Özellikle kör alan bizi sık sık şaşırtır. Bir arkadaşımızın “Sen çok sabırlısın” demesine şaşırmamız ya da bir tartışmada ani öfke patlamamız aslında kendimizi yeterince tanımadığımızın göstergesidir.

Günlük hayatta bunun yansımalarını sıkça görürüz. Kariyer seçimlerimizde, ilişkilerimizde ve hatta mutluluk tanımlarımızda kendimizi yanıltırız. Birçok insan “Ben bunu severim” der ama aslında yıllardır sevmediğini fark etmez. “Ben sakin biriyim” derken içindeki fırtınayı bastırır.

Bir kişi “Ben çok iyimserim” deyip çevresi onu “kötümser ve eleştirel” olarak görüyorsa bu kör alandır. Geribildirim sayesinde farkındalık artar ve tutum değişebilir.

İş ve takım çalışmasında uygulama

Johari Penceresi takım dinamiklerini iyileştirmek için en sık kullanılan araçlardan biridir.

Takım toplantısında herkes kendi Johari tablosunu doldurur. Takım üyeleri birbirleri hakkında çoğu olumlu ve yapıcı geri bildirim alırlar.

Ortak kör alanlar belirlenir. Örneğin bir yöneticinin çok baskıcı olması ama kendisinin fark etmemesi onun kör alanıdır.

Açık alanı genişletmek için iletişim kuralları netleştirilmelidir.

Liderlik gelişimi: Yöneticiler kör alanlarını keşfederek daha etkili lider olur.

Çatışma çözümü: “Senin fark etmediğin şu davranışın beni rahatsız ediyor” konuşmaları daha kolay yapılır.

Yeni eleman entegrasyonu: Takıma yeni katılan kişiler gizli alanlarını açarak hızlı uyum sağlar. 

Aile, arkadaşlık ve romantik ilişkilerde uygulama

Partnerle karşılıklı Johari egzersizi yapmak, “Bende fark etmediğin yönler neler?” sorusunu periyodik olarak sormak ve gizli alanı kontrollü şekilde açmak güveni ve yakınlığı artırır. Korkuları, hayalleri ve geçmiş yaraları paylaşmak iletişimi kolaylaştırır.

Bir çiftte eşlerden biri “Ben çok bağımsızım” derken diğeri bunu “Bana mesafeli duruyor” olarak algılıyorsa bu kör alandır. Konuşmayla açık alan genişler ve ilişki derinleşir.

Beklenen kazanımlar daha yüksek öz farkındalık, daha iyi iletişim ve empati, azalan çatışma, artan güven ve takım performansı ve daha bilinçli kararlar almaktır.

Johari Penceresi sihirli bir değnek değildir ama düzenli uygulandığında hayat kalitenizi yükseltir. Özellikle kör alanı küçültmek çoğu insanın en büyük dönüşüm noktasıdır.

Johari Penceresi testi ve değerlendirmesi için tıklayın.

Kendini tanıma yöntemleri

Kendini tanımak geliştirilebilir bir beceridir. Bazı etkili yöntemler şunlardır.

Düşünce günlüğü tutmak: Her gün duygularınızı, tepkilerinizi ve aldığınız kararları yazın. Zamanla kalıplar ortaya çıkar.

Geribildirim almak: Güvenilir insanlardan dürüst geribildirim istemek kör alanımızı aydınlatır.

Meditasyon ve farkındalık: Farkındalık pratikleri zihnimizin otomatik pilot modundan çıkmamıza yardımcı olur.

Yeni deneyimler: Konfor alanından çıkmak gizli yönlerimizi ortaya çıkarır. Seyahat, yeni hobiler veya yeni hedefler bu konuda çok etkilidir.

Profesyonel destek: Terapi veya koçluk bilinmeyen alanlarımızı keşfetmede güçlü araçlardır.

Özellikle dijital çağda bu yolculuk daha da zorlaşmıştır. Sosyal medya bize kusursuz versiyonlarımızı gösterir ve gerçek benliğimizi bulmayı zorlaştırır. Beğeni odaklı bir dünyada iç sesimizi duymak giderek güçleşir.

Kendimizi yüzde yüz tanıma diye bir şey yoktur. İnsan doğası sürekli değişir, yaşadıkça, öğrendikçe, acı çektikçe ve sevindikçe evrilir. Önemli olan bu değişimin farkında olmak ve merakla kendimizi sorgulamaya devam etmektir.

Kendimizi ne kadar iyi tanırsak o kadar özgür oluruz. Kararlarımız daha tutarlı, ilişkilerimiz daha derin, hayatımız daha anlamlı hale gelir.

Kendini bilen insan başkalarını daha iyi anlar.

Beyninizi daha fazla dinleyin, kalbiniz aptalın tekidir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler