Al yanaklı Amerikan kızı Suzi

Al yanaklı Amerikan kızı Suzi

19. yüzyıl gazeteciliğin parladığı zamanlardı, bir sonraki yüzyıl ise iktidara cevap verebilme gücüne kavuştuğu, şimdiyse basılı gazeteciliğin çöküşe geçtiği vakitler olarak tarihte yerini alıyor. Gazeteciliğin resim sanatında karşılık bulması, yine 19. yüzyılın marifetidir

Al yanaklı Amerikan kızı Suzi

Görünüşe bakılırsa, ortalık yerdeki masada okunmakta olan gazete haberine en çok sevinen, al yanaklı genç kız olmuştur.

Ayakta, genç bir erkekle yan yana duruyor; bir masanın etrafında toparlanmış aralarında çok çok sekiz on yaşlarında bir çocuğun da olduğu birkaç kişiyle beraber.

Post Office yazısı kapısının üst pervazına kazılmış postanenin ön tarafındalar.

Genç adamın elindeki New York Daily Tribune gazetesidir, tarih 1849’dur; gününü bilmiyoruz!

Tablonun sağ köşesine sıkışmış birisi daha var; silik ve sessizce duruyor, öylece izliyor.

Hürriyetine kavuşmuş Afrikalı bir New Yorklu görünüyor o köşede; yüzünde sakin bir tebessüm, ama hâlen masaya doğrudan dahil olamıyor, kendi talihinin ıssızlığındadır henüz…

Gazetenin çevresinde toplanmış hepsinin yüzlerinde birden bir ümit ışığı parlamış.

Gazetedeki havadise göre Kaliforniya’da altın bulunmuştur; ümit kapısındaki sevinçleri bundandır.  

Amerikan Vahşi Batı tarihçesinin en büyük akını, sanki bu tabloda haberi dinler dinlemez karar verip yollara düşecek bu insanlarla başlayacaktır.

New York’ta tabela ressamlığı yaparak geçimini sağlayan, öte yandan gerçekçi resim sanatına eserler yaratan William Sidney Mount bu tabloyu günlük 70 bin tirajı olan Daily Tribune’nün patronu Mr.Horace’ın siparişi üzerine 1849’da yapar.

Gazete 600 bin nüfuslu şehrin en büyük gazetesidir.

Kaça anlaştılar, bilmiyoruz. Patronun keyfine kalmış bir fiyat mıydı, bu da belli değil!

Ekmek parası için yaptığı tabela reklamcılığının yanı sıra ürettiği sanat eserlerinde toplumsal hayatın hikâyecisi gibiydi ressamımız. Ne ki, elimizdeki bu çalışması biraz özensizce yapılmış gibi göze çarpmaktadır. Fakat tematik kompozisyon mükemmeldir.

Nişanlısı, sözlüsü, yavuklusu, artık her kimse o genç delikanlının yanında alı al, moru mor olan genç kız gibi birisi daha var: Al yanaklı, kaşı gözü yerinde, fena beslenmediği yüzünden anlaşılan bir küçük çocuk; efendiden bir delikanlı olacak, şimdiden belli.

Al yanaklı çocuğun hemen arkasında bastonuna dayanmış yaşlıca bir adamı görüyoruz; iki kuşak bir arada. Kaliforniya’dan gelen baştan çıkarıcı haberi temkinli ama yüzlerinde saklamayı beceremedikleri bir hevesle dinliyorlar.

Ellerini birleştirerek heyecanını gösteren genç kıza, onu ikna etmeye çalışan, bizim ona nişanlısı olmaklığı layık gördüğümüz genç erkek sol eliyle gazeteyi işaret ediyor. Diğerleri de bu büyük maceraya atılmaya hazır görünmektedir. Zaten postane duvarlarında yolculuğa dair gemi ilanları da çoktan asılmıştır.

Gazetenin 9 sütuna sürmanşet üzerinden verdiği habere, gazetenin sihirbaz yayın yönetmeni Horace, şöyle bir başlık atmıştır: ¨Go West, Young Man!¨  

Bu slogan, aslında, kıtalara yayılalım, kabımıza sığmayıp genişleyelim doktrini ile Amerika’nın yolunu çizmiş olan ABD’nin 11. Başkanı James Polk’un diline pelesenk olmuş bir deyişti. Altının sarı ve sevimsiz yüzündeki ışıltı onun da gözünü almış olmalı.

Masadan hep beraber kalkıp, limandan yola çıkacak bir gemiye hemen bilet alacaklar, handiyse… Postanenin duvarına asılı bir afişte ¨Perşembe sabahı¨ yola çıkılacağı yazılı. Altında yolcu taşıyacak olan geminin adı Loo Chooolarak okunmaktadır. Gemiyle Latin Amerika’nın çevresinden dolaşarak uzun bir yolculuk yapılacaktır, fakat altının sapsarı hatırına buna katlanmak gerekir.

Çince ismini, uzak doğuya çay ticaretine gidip geldiği için alan Loo Choo gemisi, birkaç yıl sonra batar; o facianın kayıp bilançosu, üzerine hikâyesini konuştuğumuz bu tabloya ait değildir, ayrı mevzudur.

Şimdilerde The Long Island Museum’da sergilenen bu tablonun başından ayrılmazdan evvel postane kapısına asılı tüfek de gözümüzden kaçmaz! Çehov’un bir sahnede duvara asılı tüfek varsa ikinci sahnede muhakkak patlamalıdır biçimindeki önermesi burada beklentimize cevap vermez, tablo yapıldığı günden beri öylece durmaktadır.

Bizi enterese eden şey Altına Hücum meselesi değildir, gazete denilen sihirli dünyanın yarattığı haber etrafında toplanan sıradan insanların bir haberi kamusal alana dönüştürebilmesi ve gazetelerin toplumsal bağ kurmasıdır.

19. yüzyıl gazeteciliğin parladığı zamanlardı, bir sonraki yüzyıl ise iktidara cevap verebilme gücüne kavuştuğu, şimdiyse basılı gazeteciliğin çöküşe geçtiği vakitler olarak tarihte yerini alıyor.

Gazeteciliğin resim sanatında karşılık bulması, yine 19. yüzyılın marifetidir.

1877’nin Almanya’sında Wilhelm Leibl adında bir ressam ¨Köyün Siyasetçileri~Die Dorpolitiker¨ başlıklı bir tablo yaptı, resim birçok el değiştirip en sonunda kendisine İsviçre’nin Winterhunt Müzesi’nde bir yer kaptı; hâlen oradadır.

Leibl’in tablosunda köye ait beş kişiyi görürüz, hepsi yaşını başını almış muhterem insanlardır. Baş başa vermişler, sanki fısıldar gibi sessiz duruyorlar; aralarından genç olanı, belli ki okur yazarlığı var, diğerlerine gazetedeki havadisi anlatıyor. Şöyle olmuş olabilir: O yıl Almanya’da seçimler yapılmıştı ve yeni parlamento tahıl ithalatına uygulanacak gümrük tarifelerini Alman köylüsü lehine yeniden belirlemişti, belki meclisin bu kararını konuşmaktadırlar.

Köyün Siyasetçileri~Die Dorpolitiker, Wilhelm Leibl

Gazete okuyanların resimleri müzelere sığmaz; bir tanesi de şimdiki Belçika’nın Ghent kentinden çıkıp tablo olmuştur. Louis Tytgadt, mahir bir ressam olup 1877 yılında ¨Ghent şehri gazetesini okumak¨ başlıklı bir tablo yapar. Burjuvalarıyla meşhur Ghent’in bu gazetesi 1850’de ilk nüshasını yayınlamış, 1880’e kadar her gün okurlarına haber taşımıştır. Tabloda tabloid gazeteyi miyopluğundan yüzüne iyice yaklaştırmış bir genç adamı görürüz; çevresi, onu dinlemek üzere kulak kesilen insanlarla çevrilidir. Gazette van Ghent o günkü sayısında Plevne Savaşına dair şu başlığı yayınlamıştı: ¨Osmanlı Ordusu kuşatmaya direniyor!¨

Avrupa matbuatı-basını savaş haberlerine böyle ilgi gösterir de Amerika ondan geri mi kalır!

Ghent şehri gazetesini okumak, Louis Tytgadt

Gazeteyle her sabah buluşup, Hegel’in dediği gibi ¨sabah duasını birlikte yaparak¨ birleşen bir ulusun, sayfaları elinde hışırdayan, mürekkebi parmaklarına bulaşan insanlarını tabloya taşımak maharetine Amerikalıların savaş ressamı diye tanıdığı Richard Woodwille da bir hayli sahiptir.

1848 tarihli ¨Meksika’dan Savaş Haberleri¨ başlıklı tablosunda okur yazar, civan bir delikanlı bir otelin girişinde çevresini saranlara gazetedeki haberi okumaktadır. Bugünkü Kaliforniya’dan başlayın, coğrafyayı ezberinden bilenlerin kolayca zihinlerindeki haritada göreceği gibi, Utah, Nevada, New Mexico, Colorado ve hatta Wyoming’in bir kısmına sahip olan Meksika’nın oralardan tası tarağı toplayıp paşa paşa şimdiki sınırlarına çekilmesiyle sonuçlanan o ünlü Meksika-Amerika savaşına dair nihai zaferi okuyor; Amerika 1-0 galiptir, Meksika deplasmana bile çıkamaz.

Dikkat edilsin, otelin girişindeyiz ancak içeride yine Post Office var; evet var, çünkü gazeteler posta arabalarıyla kasabalara gelir, ulaştırılır, dağıtılır.

Meksika’dan Savaş Haberleri

Haberi dinleyenler arasında kırmızı gömlekli bir Afrikalı ¨Zenci¨ görülüyor, derisi pul pul döküldü dökülecek kalmış ayakkabılarının yanında, yerdeki bir şişeyi hasır şapkası bizden gizlemektedir; muhtemelen alkolik birisidir. Yanı başında, üstü başı yırtık pırtık, pejmürde halde olan çocuğu dikiliyor.

Gazeteyi yüksek sesle okuyan genç delikanlının yüzü hayret içindedir, sol yanında oturan yaşlı adam belli ki işitme özürlüdür ve okunan haberi kulağına bir başkası fısıldamaktadır. Başka işitme özürlü birisi daha var, sırada…

Şimdi başka bir tablonun başına geçip azıcık da orada oyalanalım.

Tablonun adı ¨Napoli’deki Gazete Okurları¨dır; Moskova’da Tretyakov Müzesi’ndedir, fakat oraya varana kadar, tamamlandığı 1831’den beri pek çok serüven yaşamış, nice badireler atlatmıştır.

Sol elinde tutmakta olduğu gazeteyi yanındaki üç kişiye bir yandan okurken, öte yandan kucağındaki Spanier cinsi, güzel bakışlı cins köpeği taşıyan erkek, Polonez kontlarından Potocki’dir, ülkesini sürgün nedeniyle terk etmek zorunda kalmıştır. Kontun elindeki gazete, Paris’te basılan ve ancak birkaç gün arayla Napoli’ye ulaşmış olan Gazette de France’ın son nüshasıdır. Kucağında Cavalier King Charles Spaniel cinsi köpeği tutmakta devam eden kont, sol eliyle kavradığı gazetesini yanı başındaki meraklı üç arkadaşına okuyor.

Napoli’deki Gazete Okurları

Diğer üç çehreden birinde galiba bir parça sağırlık var; sanki iyi işitmemektedir. O  nedenle kulağını dayamış gibidir; yüzünü hafifçe eğmiştir. Bir diğeri ise uzak ihtimalleri hayale kalkışmadan evvel hesap kitap yapmaya cesaretsizlik göstermekte, dereyi görmeden paçayı sıvamayacağı için dalgın dinlemektedir.

Gazete haberini dinlemekte olanlardan bir öteki ise doğrudan ressamımıza bakmaktadır. Ressamın koltuğunda şimdi biz olduğumuzdan, tabloyu seyreden asıl bizleri, biraz da şaşkınlıkla şimdi o seyretmektedir. Ressama bakan aslında ressamın ta kendisidir, sürgündeki ressam Adamovich Kiprensky bu tabloda kendisine bakmaktadır.

Gazete sayfalarına bulaşmış ressamların eserleri böylece uzar gider; bütün bir 19.yüzyıl külliyen ve kâmilen, mütemadiyen gazete okuru kesilmiştir. Fakat bu yazının karatahtasında tebeşir gezdirmeye kalkışmış deneme yazarının aklı da New York’taki postanede kalmıştır.

Altına Hücum tablosundaki sevincini bizimle paylaşan al yanaklı genç Amerikalı kıza Suzy adını koydum; kelimelerin sihirbazı şairimiz Attilâ İlhan’ın, Beyoğlu’nun Kallavi Sokağında görüp bir daha karşılaşamadığı genç kadına Belma Sebil adını yakıştırması gibi…

Suzy, Loo Choo gemisiyle Kaliforniya’daki büyük serüvene karıştı mı, yoksa fakir bir işçi ailesinde doğduğu New York’un Doğu Yakası’ndaki ‘Five Points¨ mahallesinde, evinde altın ve servet peşine düşmüş nişanlısını bekleye mi kaldı!

Bunları bilmiyoruz, bazı bazı gönlümüz Suzy’nin Kaliforniya güneşi altında nehir boyunda, eteğini beline dolamış, beyaz bacakları suya batmış, en azından dizlerine kadar su içinde elek sallayarak altın toparlayıp zenginleşmesinden yanadır, fakat tehlikeli Vahşi Batı’da gözden yitip gideceğinden korkar ve kızcağızı baba ocağında bırakmaya razı oluruz.

Ne de olsa ¨Baba ocağı, has ekmek çıkarır!¨

Bir başka Suzy de 1951’de İtalya’da Torino şehrinde doğdu; İtalyan çizerler yarattılar al yanaklı fakat yüzünü çil basmış kızı. Tom Miks adıyla, 1955’te Ceylan Yayınları tarafından yayınlanan, orijinal adıysa Capitan Miki olan Western tarzındaki çizgi romanda yüzbaşı rütbesindeki korucunun nişanlısıydı.

Nevada kırlığında vahşileri yola getiren Capitan Miki’ye Türkçe ismi veren, isim babası da illüstratör ve yayıncı Samim Utkun oldu.

Okurdan dikkat isteriz: O tarihlerde 24 milyon nüfuslu Türkiye’de Tom Miks matbaadan, daha onu kimseler bilip tanımazken, 35 bin adet basılarak çıktı, bir günde tükendi, ikinci baskı yapıldı. Tom Miks’in uzatmalı nişanlısı Suzy, altın aramaya çıkıp işi kabadayılığa dökenleri yola getirmeye kararlı kanun adamlarının kalesindedir, albayın kızıdır; güven altındadır, tehlikeden uzaktır. Fakat zaman zaman başı derde girince çifte revolver tabancalarını göz kırpışı kadar süratle çekip haydutları yerinde mıhlayan Tom Miks tarafından kurtarılır; aşkları bir güzel devam eder.

Nevada’daki Suzy’nin başına gelecekler Torinolu çizerlerin kalemi ucundaydı; New York’taki Suzy’nin ona yakışan güzel bir talihi oldu mu, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz, lakin onu bıraktığımız postane kapısındaki yerinden bir saniye sonrasını hep merak edeceğiz.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler