Bu kez size kız kardeşimden bahsedeceğim. Suzan’dan… 29 yaşında. Üç çocuğu var…
Biz hiç karşılaşmadık Suzan’la. Onun güzel gözlerine bakmadım. İki lafın belini kırmadık. Ne sevincini paylaştım, ne kederini. Ne bayramda kucaklaştık, ne seyranda. Yani aslında Suzan’ı hiç tanımadım. Ama bana sanki yıllardır yan sokakta oturan, markette karşılaştığım, çocuklarını okul yolunda gördüğüm bir komşum gibi geliyor. Kardeşim gibi geliyor.
Suzan’dan kardeşi Nalin vasıtasıyla haberim oldu.
Yani vurulunca…
Bu satırları bir gazeteci olarak değil, bir kardeş olarak yazıyorum. Çünkü bu acılar hepimizin ortak yükü. Ve artık bu yük çok ağır geliyor. Öldürüldüğü, şiddet gördüğü için tanış olduğumuz kız kardeşlerimin sayısının artmasından yoruldum. Biz kadınlar, kardeşlerimizin fotoğraflarını taşımaktan, onlar için adalet istemekten usandık.
Suzan Elik, 29 yaşında, üç çocuğu var. En küçüğü daha yedi yaşında. Çekmeköy Soğukpınar Mahallesi’nde, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski eşi tarafından “konuşmak” için dışarı çağrıldı ve sokak ortasında kurşunlandı.
Suzan şimdi yoğun bakımda. Yaşam savaşı veriyor. Ve katiller yerine kadınların nerede, nasıl olduğunu, ne ‘o saatte orada ne yaptığını’ sorgulayan bir düzen de sürüp gidiyor.
7 aydır yeni bir hayat kurmaya çalışıyormuş Suzan. “Kuş gibiydi, yuvasını yapmaya çalışıyordu” diyor kardeşi. 7 aydır çocuklarıyla huzurlu, güvenli bir yaşam kurmaya çalışıyormuş. Şimdi yaşam savaşı veriyor. Doktorlar, yaşama tutunursa da sakat kalabileceğini söylüyor. Kardeşi Nalin, ablasının yıllarca şiddete maruz kaldığını anlatıyor; “Bu bir pusu, bu planlı bir saldırı” diyor. Sesini duyurmak için destek istiyor. Ablasını istiyor Narin ve ablası için adaleti.
İki gündür Nalin’in uğraşılarını izliyorum. Haber bültenlerinde yer almadı Suzan’ın vurulması. Sosyal medyada birkaç kişi dışında kimse görmedi. Üç çocuk annesi Suzan sanki hiç yaşamamış ya da bunlar hiç olmamış gibi bir suskunluk yaşanıyor. Oysa bir kadın canının kıyısında…
Kendimi kardeşi yerine koymaktan alamıyorum. Ona “durumu nasıl” sorusunu sorduğumda alacağım yanıttan korkuyorum. Nalin’in bütün uğraşlarına, çığlıklarına rağmen yaşanan suskunluktan utanıyorum. Bu kimsesizlik ağrıma gidiyor. İçim daralıyor. Çünkü biliyorum ki Suzan tek değil. Onun hikâyesi, bu ülkenin binlerce kadınının hikâyesi. Bir gün televizyonda izliyoruz, ertesi gün gazetede okuyoruz, belki öbür gün kapı komşumuzun başına geliyor.
Her kadın cinayetinde “Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok” diyoruz ama eksiliyoruz.
Daha kaç kadın sokak ortasında vurulacak bilmiyorum. Daha kaç çocuk annesiz kalacak?
Suzan çocuklarına sarılabilecek mi bilmiyorum. Adalet yerini bulacak mı? Ama bildiğim bir şey var; bütün bunlar kendi kız kardeşimizin başına gelmiş gibi davranmadığımızda daha çok eksileceğiz. Kadınlar yerine katilleri durduran bir sistem olmadıkça eksileyeceğiz.
Not: Bu yazıyı yazdıktan iki saat sonra Suzan’ın kardeşi Nalin aradı ve ablasının beyin ölümünün gerçekleştiğini söyledi. Bir kişi daha eksildik. Katili hâlâ firari.


