Tarihte o kadar yakınlığımız bulunmasına, 60 yıldır ‘Almancı’ dediğimiz insanlarımız aracılığıyla içli dışı olmamıza rağmen, Almanya ve siyasal sistemi, Alman siyaseti hakkında çok az şey biliriz. Garip bir yabancılık ve mesafeye yaklaşmışızdır daima bu ülkeye. Oysa, Merkel sonrasında Almanya çok ciddi bir dönüşüm geçiriyor. Merkel ise, Türkiye’nin AB’ye girmesini açık açık engelleyen kişi olarak aklımızdadır. Almanya, şimdi sürdürdüğü silahlanmayla, Naziler aracılığıyla tarihin en büyük zulümlerinden birini yaşamış bir ülke olmasına rağmen gitgide daha açık hale gelen Neo-Nazi hareketiyle gerçekten yakından izlenmesi gereken bir ülkedir.
Almanya’yı anlamak bakımından vazgeçilmez kitaplardan biri, Thomas Mann’ın Politik Olmayan Bir Adamın Düşünceleri adlı kitabıdır. Almanya’yı bir romancıdan mı öğreneceğiz demeyin. Her zaman bu konularda en parlak görüşleri öne sürenler romancılardır. Mann ayrıca zor ve ‘muhtelit’ bir insandır. Şimdi gösterime giren ve onu anlatan Fatherland filmini merakla bekliyorum.
Pazar günü yapılan Berlin Eyalet seçimlerini sol partinin kazanması, Elif Eralp’in o partinin Başbakan adayı olması ne kadar önemliyse, Saksonya seçimlerini ‘aşırı sağ’ denilen AfD’nin kazanması bir o kadar önemli. Hatta daha da önemli, çünkü Berlin’de kazanmasa bile oylarını artırdıkça artırdı. Avrupa’da yükselen bu sağ dalganın üstünde düşünmek gerekiyor.
* * *
Bizim için elbette rahatsızlık veren yanları mevcut, Almanya’da/Saksonya’da yapılan seçimleri kazanan AfD’nin. İslam’a karşı olması orada yaşayan Türkler açısından herhalde en irkiltici ilkesi bu partinin. Ezanı, baş örtüsünü, burkayı, diğer İslami din sembollerini yasaklayacak. Camilere yapılan yardımları durduracak. Sonra göçmen politikası geliyor. Sınırların dikkatle kontrol altına alınacağını vurguluyor ve düzensiz göçe şiddetle karşı çıkacağını beyan ediyor. Mültecilere dönük harcamaları kısacağı, sığınmacılara para yardımını olabildiğince keseceği zaten belli olmuş durumda. Kısacası benzeri partilerin hepsinde görülen öneriler, iddialar.
Buna mukabil AfD, parlamentoyu küçültecek, parlamenterlere seçim süresi/sayısı kısıtlaması getirecek. Doğrudan demokrasi uygulanmasını öngörüyor. İsviçre’deki yönetim model ve metodunu yerleştirme gayreti içine gireceğini vurguluyor. AB’den çıkmayı düşünmesi herhalde en önemli yanlarından biri. Ertesinde ulusal paraya, ulusal hukuk sistemine rücu edecek. AB’nin ortak para uygulamasına tepeden tırnağa karşı. Aynı şekilde AB merkezli yönetim modelini, AB’nin merkezi uygulamalarını benimsemiyor. AB’nin Rusya karşıtı politikalarına tepki gösteriyor. Rusya’yla ilişkileri güçlendirecek, o ülkeye uygulanan zecri önlemleri kaldıracak, yaptırımlara son verecek.
Böyle bir parti, yani hemen herkesin aşırı sağ olduğunu benimsediği böylesi bir parti önümüze geldiği zaman ne yapmalıyız, ne düşünmeliyiz hakkında? Soruyu sorarken partinin resmî açıklamaları reddetse bile, tabandaki Neo-Nazi yanlısı tutumlarını, Hitler dönemini normalleştirme yaklaşımlarını bir yana bırakmıyorum. Tersine bu yazıda ele aldığım konuları o gerçeği de işin içine katarak irdeliyorum.
Az buz değil, herkesin üstünde ciddi ciddi düşünmesi gereken çok zor bir soru soruyorum. Çünkü, aşırı sağ olduğu öne sürülen bu partinin politikalarının Türkiye’deki siyasal partilerde nasıl bir karşılık bulduğunu merak ediyor, irdelemek istiyorum. Soruya esas olan ilkeleri ayıklayalım ve Türkiye’deki siyaset arayışları açısından ele alalım.
* * *
Herhalde Beyaz Türkler laikçilik bağlamında AfD’nin İslam karşıtı uygulamalarını benimseyecek ve onu bu planda destekleyecektir. Aynı şekilde pek dile getirilmese bile göçmen ve mülteci karşıtı yaklaşımlarına da kabul gösterecektir. Bu durumda BT için aşırı sağcı mı demeliyiz?
Ulusalcılarımız var. Bazen Beyaz Türklerle kesişen görüşlere sahipler. Fakat kimi konularda onlarla ters düşmüyor ve ayrışıyorlar. O tartışmaların başında AB geliyor. BT, tepeden tırnağa AB yanlısıyken, Ulusalcılar a’dan z’ye AB’ye ve ABD’ye karşı. Yine de ben kimsenin AB’den kesinkes çıkalım dediğini duymadım. Rusya konusu da biraz öyle. AB yanlısı olanlar Rusya’ya ne kadar karşı olduklarını bilmiyor. Ulusalcılar, AB üstünden gelen bir hassasiyetle Rusya karşıtı tutumu pek desteklemiyor ama Putin politikalarını savunamıyor da. Bu durumda kime aşırı sağ demeliyiz?
Peki, demokratik uygulamalar konusunda bu taraflar ne düşünüyor? BT herhalde parlamentonun küçültülmesinden yana olur ama doğrudan demokrasiden muhtemelen ürker. Ulusalcıların bu türden meselelerle zaten bir ilgisi yok. Aşırı sağcılık payesi bu durumda kime düşüyor?
Şimdi gelelim AKP’ye. AKP’nin İslam’la ve göçmenlerle ilgili konuda ne düşündüğünü tartışmanın anlamı yok. Öteki netameli konuya geçersek, AB’ye karşı mı iktidar partisi? Kısmen, ama ondan ayrılmayı düşünmüyor, kendi başına bir süreç yürütüyor. Rusya’yla ve Ukrayna’yla ilişkilerde ise öyle AB doğrultusunda hareket etmediği muhakkak. Kendisine ait bir yol tutturmuş gidiyor. Demokratik konulara gelince, hiç şüphe yok ki, AKP, açık açık plebisiteryen bir demokrasiden yana olacaktır, zaten bütün CB seçimlerini de bu mantıkla yürütüyor. Ne demeliyiz, nasıl bir lakap takmalıyız? Plebisiteryen demokrasinin kendi içindeki zaaflarını bir yana bırakıyorum.)
Bir de henüz ne olduğunu bilmediğimiz, körün fili tarifine benzer şekilde tanımladığımız liberaller var. AB’ye taraflar. İslam’a demokratik bir değerlendirmeyle yaklaşarak kabul gösterirler ama İslamcı bir otoriter modeli kabul etmeyeceklerdir. Doğrudan demokrasi konusunda herhalde hayır demezler. Göçmenlere de ılımlılıkla yaklaşacaklardır. Acaba liberaller kısmen aşırı sağcı mı oluyor?
* * *
Öyle anlaşılıyor ki, bu tanım çerçevesi içinde tavrını en net şekilde belirten kesim BT. Ama onların da Ulusalcıların birçok yaklaşımıyla arasında bir Çin Seddi yok. AKP’nin ise bu kümeler, setler, Venn diyagramları içinde ikisiyle de kesiştiği hususlar var. Ciddi ayrışma, İslam-laiklik temelinde ortaya çıkıyor. Gerisi pek o kadar önemli değil. AB konusunda bile zıtlaşma o kadar belirgin değil. Paris’in ortasında daha çok insan döner satacağına inandığından bütün partiler AB’yi destekliyor. Ulusalcıların da tam üyeliğe hayır demeyeceği muhakkak.
Peki bu durumda AfD’nin ‘aşırı sağ’ diye nitelendirilmesini nasıl yorumlayacağız? Mademki, bu kadar konuda ortak payda var, bu durumda çoğu sosyolojik kesim aşırı sağ pozisyonda kalıyor. Peki, Türkiye’de bu türden sosyolojik grupların dışında siyasal partiler bu esaslarda nasıl ayrışıyor? Örneğin plebisite dayalı bir demokratik sistem üstünde gerçekten düşünen ve görüş geliştirmiş, demokrasinin doğrudan veya temsili sistemleri üstünde model geliştirmiş bir siyasal parti/hareket var mı? AB konusunda kim hangi parti net bir tavır belirtiyor? Hangi parti acilen Rusya'yla ilişkileri keselim veya devam etmeliyiz diyor? Karmakarışık bir haldeyiz.
* * *
Temel sorun şu: 2001’den yani İkiz Kuleler saldırısından bu yana siyaset, daha önceki sınıfsal ayrışmalardan koptu ve git gide daha fazla kültürel değerler etrafında kurgulandı ve işledi. Oysa o kültürel değerler de kaçınılmaz bir şekilde sınıfsal köklere sahipti. Fakat o kökler görmezden gelindi. Ortaya çıkan belirsizlik ve boşluk demokratik sistemi akıl almaz ölçülerde yıprattı ve sosyo-ekonomik sorunları doğurdu. Ama kültürel değerler üstünden gelişen bir tartışma içinde kimse onları aşacak bir başka tutum geliştirmedi. Bu şartlarda kim aşırı sağdadır, kim liberaldir cevap vermek hem zor hem de gereksiz. Mevcut hal bütünüyle merkez siyasetinin çözülmesiyle ve belirsizleşmesiyle ilgilidir. Merkez siyasetler birbirinin içinde erimiş, daha doğrusu bulanıklaşmış bir haldedir. Sola duyulan hayati ihtiyacın nedeni de budur. Yeni bir siyaset üretilecekse bu ideolojiden türetilecektir.
Herkes AfD adlı turnusol kağıdını kendisi için kullansın.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


