Cumhurbaşkanı Erdoğan: AB önceliğimiz değil
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması İktidarın Yeniden Yönünü Orta Doğu’ya Çevirmesi Anlamına Mı Geliyor?” başlıklı son yazımda özetle Mekke Paktı’nın hedefinde İran ve onun bölgedeki vekil güçlerinin bulunduğunu, ABD’nin üçlü ittifakın kurulmasından memnun olduğunu, üçlü ittifak üyelerinin Netanyahu başta olduğu sürece, İsrail’le sorunlar yaşayacaklarını, ancak Netanyahu sonrasında İsrail’le ilişkilerini düzeltmelerinin beklendiğini, Türkiye’nin Orta Doğu bataklığının parçası olmaktan kaçınması ve Batı’dan kopmaması gerektiğini belirtmeye çalışmıştım.
Yazının yayımlanmasının üzerinden günler geçmeden önemli gelişmeler yaşandı. Bunlardan en çarpıcısı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın El Cezire televizyonuna verdiği mülakatta AB üyeliğinin Türkiye’nin önceliği olmadığını vurgulamasıydı. Bu sözler, Türkiye’nin dış politikasında öteden beri stratejik bir öncelik teşkil eden AB hedefinin terk edildiğinin ilan edilmesiydi. Türkiye’nin AB stratejik hedefi yakın zamana kadar ısrarla vurgulanır ve temel siyaset belgelerinde altı çizilirken, bu kez Cumhurbaşkanı tarafından medyaya verilen bir demeçle yok sayılması tek adam sistemlerine özgü bir karar alma tarzı.
Benzeri şeyleri Trump da yapıyor. Daha birkaç gün önce ABD’nin Orta Doğu’daki en yakın müttefiklerinden Umman’ı bombalayabileceğini söylemesi ibretlikti. Keza Hürmüz’ü ABD toprağı ilan edeceğini söylemesi veya Kuzey Kore diktatörüne olan sevgisinden dolayı Güney Kore-ABD ortak askerî tatbikatlarını azaltacağını açıklaması hep aynı ruh ve siyaset tarzının tezahürleri.
Devletin temel siyaset ilkelerinin değişmesi o kadar kolay olmamalı. Önemli konular parlamentoda, basında, kamuoyunda ayrıntılarıyla tartışılmalı, parlamenter süreçlerden sonra kabul edilmeli.
Ama tek adam rejimlerinde yüce lider herkes namına düşünebiliyor ve kararlarını televizyonlardan ilan edebiliyor.
Tepkiler cılız kaldı
İşin üzücü yanı Cumhurbaşkanı'nın AB’yle ilgili açıklamasına gelen tepkilerin çok cılız kalmasıydı. Bu durum sadece korku ve yılgınlık iklimiyle açıklanamaz. AB’ye olan ilgi ve güvenin yıllar içinde kamuoyunda iyice zayıflamış olması da bir etken. Bu sonucun doğmasından Türkiye kadar AB de sorumludur.
Muhalif aydınlar da dâhil olmak üzere büyük bir çoğunluk Cumhurbaşkanı'nın sözlerini malûmun ilamı olarak kabul ettiler. AB ile ilişkilerimize sarahat getirilmiş olmasından dolayı yararlı bulanlar dahi oldu. Bu da demokratik duruş bakımından ne kadar eksik olduğumuzu yüzümüze vurdu.
Konudan ayrılarak bir parantez açmak gerekirse, büyük ümitler bağlanan Yeni Parti’nin “Çerçeve Yasa” konusundaki ikircikli tutumunu da benzer bir zaaf olarak gördüğümü belirtmem gerekir. Türkiye’ye demokrasi getirme vaadiyle yola çıkan bir partinin seçmen tepkisinden çekinmeden tavır alması gerekirdi. Demokratların hukuk devletini öncelemeleri ve tavırlarını halka anlatma cesareti göstermeleri gerekir. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü toplumdaki haksızlıkların da terörün de panzehridir. Bunun yapılamamış olması Yeni Parti için daha ilk günden önemli bir zaaftır. Yeni Parti tabiri caizse, iki cami arasında binamaz kalmıştır. Yenikapı ruhu hâlâ aramızda dolaşıyor ne yazık ki.
Türkiye Batı’nın ABD cenahında kaldı - Orta Doğu’da Türkiye’nin artan nüfuzu
Türkiye AB’yi stratejik bir hedef kabul etmekten vazgeçti ama Batı’nın ABD kanadıyla kader birliği yaparak Orta Doğu’da liderlik hedefinden vazgeçmedi. İktidarın eski hastalıkları bir kez daha nüksetti. Ama bu sayede Trump’ın ve Tom Barrack’ın övgü ve teşviklerine mazhar olduk.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Mekke Paktı’nın daha mürekkebi kurumadan soluğu Libya ve Mısır’da aldı. Bunların daha önce planlanmış ziyaretler olması içeriklerini önemsizleştirmez. Libya’da düşman iki kampla görüşülebilmiş olması, özellikle Bingazi’de Halife Hafter ile yapılan temaslar önemlidir. Türkiye, Libya’da sanki Trablus hükûmetini küstürmeden Bingazi cephesinde Rusya’nın yerini almaya çalışıyor gibi.
Hakan Fidan’ın Mısır’daki temaslarında ise bu ülkenin Mekke Paktı’na katılımı; Gazze, Libya, Sudan ve Somali sorunlarında ortak hareket edilmesi, Etiyopya-Mısır anlaşmazlığında Türkiye’nin arabuluculuğu ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ve enerji işbirliği meseleleri konuşuldu.
Gazze ve Lübnan’da Türkiye’nin taşeronluğuna İsrail karşı
Bunlar Türkiye’nin artan bölgesel etki ve nüfuzunun göstergeleri olarak not edilmeli. Üstelik, Türkiye’nin bölgesel performansı bir müttefik olarak Trump yönetimini memnun ediyor. Özellikle Gazze’de Hamas’ın silahsızlandırılması Trump için öncelikli bir konu. Trump yönetiminin kritik 3 Kasım ara seçimleri öncesinde Türkiye’den Gazze’de ve Lübnan’da yüksek beklentileri var. Zira Gazze barış planının ikinci aşamasına geçilmesi için Hamas’ın silahsızlandırılması; İran savaşı bağlamında ise İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarına son vermesi için Hizbullah’ın silahsızlandırılması gerekiyor. Bu konuları Trump Türkiye’ye havale etti.
İsrail Gazze’de Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda Türkiye’nin attığı adımlardan memnun değil. Zira Hamas’ın silahlarını bırakması için İsrail’in işgal ordusunu Gazze’den çıkarması gerekiyor. Netanyahu hem Gazze’de hem Lübnan’da Trump’a direniyor. Netanyahu’nun kaderini belirleyecek 27 Ekim’deki genel seçimler öncesi ne Gazze’den ne de Lübnan’dan çıkmaya niyeti var. Bu kritik seçimler yaklaşırken İsrail’in çıkarlarını savunan yılmaz lider portresi çizmek için her türlü provokasyonu fütursuzca tezgahlamaktan ve kan dökmekten geri durmayacaktır.
Netanyahu’nun başında olduğu Likud partisinin ve onun siyasî ortağı diğer aşırı sağ partilerin baş düşmanlarından biri Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan.
İdlib’te Ebu Zuhur Hava Üssü’nün bombalanması
İsrail uçakları İdlib’de sınırın hemen yakınlarındaki Ebu Zuhur Hava Üssünü bombalarken hedefte Türkiye vardı. Her aşırı sağcı lider gibi çatışmadan beslenen Netanyahu bombalamadan sonra açık açık Türkiye’ye meydan okudu. İki ülkenin uçaklarının Suriye semalarında kapışması Netanyahu için seçimler öncesi arayıp da bulamayacağı bir fırsat olur. Bu yüzden Netanyahu’nun provokasyonlarına gelmemek, sakin hareket etmek gerekiyor. Washington’un Ankara Büyükelçisi ve bölge özel temsilcisi Tom Barrack’ın bu olayla ilgili olarak Türkiye’nin lehinde konuşması önemli. Yahudi dostu ABD’nin Kudüs Büyükelçisi Mike Huckabee’nin bile son günlerde Batı Şeria’da işgalci yerleşimcilerin şiddet eylemlerini eleştirmesi Netanyahu’nun son zamanlardaki davranışlarının Washington’da rahatsızlık yarattığını gösteriyor. Buna karşılık Trump, Erdoğan’dan ve Türkiye’den memnun.
Rusya Türkiye’den rahatsız
Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında izlediği tarafsızlık politikasını terk ederek bir kısım ABD füzelerini ve askerî malzemeyi Ukrayna’ya satmak istemesi de keskin bir dış politika manevrası sayılmalı. Rusya bu konuda sert bir açıklama yaparak Türkiye’den hesap sordu. Rusya ile çatışma çizgisine girmemizden herhalde Ukrayna’dan sonra en fazla Rusya’ya tavır alan AB üyeleri memnundur.
Türkiye AB’den uzaklaşıyor ama Batı’dan kopmuyor
Türkiye’nin Orta Doğu ve Ukrayna gibi coğrafyalarda Batı’nın ileri karakolu gibi hareket etmeye başlaması iktidarın yeni bir siyasî rotaya yöneldiğini gösteriyor. Bu rotada AB yok ama Batı ve özellikle ABD fazlasıyla var. Türkiye bu rotadan kazançlı çıkamaz, ancak yönünü kaybetmekten dolayı korkarım kayıpla çıkacak. Bize düşen görev Türkiye’nin yerinin Orta Doğu’da değil, muasır medeniyetler arasında olduğunu ısrarlı vurgulamak.


