Bir millî marş nasıl yozlaştırılır?

Bir millî marş nasıl yozlaştırılır?

Bir ülkenin aydınları her zaman azınlıktır

Bir millî marş nasıl yozlaştırılır?

Bugüne kadar bu köşe yazılarımda yaşayan herhangi bir sanatçıyı alenen eleştirmemeye özen gösterdim. Kimseyle polemiğe girmek istemedim. Fakat bugün bunu göze alacağım. Çünkü bu millî bir mesele. Bilinçli veya bilinçsiz, milletin algısını ve sanat zevkini köreltmeye yönelik bir operasyon söz konusu.

Millî bayramlarımızda her gittiğim kutlamada çalınan 10. Yıl Marşı'nın Kenan Doğulu versiyonundan bahsediyorum. Bu kadar önemli günlerde, nice marşımızın hem kaliteli, hem de gümbür gümbür coşkulu bando düzenlemeleri varken, Cemal Reşit Rey gibi usta bir bestecimizin 4 kıtalık eserinin kuşa çevrilmiş çıstaka çıstak pop düzenlemesinin halka dayatılması beni çileden çıkarıyor!

Geçtiğimiz hafta 30 Ağustos sabahı kahvaltı ettiğimiz mekanda yine o vardı. Ara ara çaldılar, biz de bayrak salladık. Her sefer olduğu gibi kendimi alçakça kapana kıstırılmış hissettim. Sapına kadar Atatürkçü bir vatandaş olduğum halde kulaklarımı tıkayarak bağıra bağıra Salat-ı ümmiye okuyarak protesto etmek istedim!.. ama yapamadım. İnsanlar düzenlemeye değil, marşın kendisine, marşın sözlerine, marşın temsil ettiği değerlere tepki gösterdiğimi düşünürler.

Neden bu versiyon son yıllarda bu kadar popüler oldu? TSK Armoni Mızıkası'nın koroyla birlikte seslendirdiği şu versiyonun nesi eksik? CSO'nun koroyla birlikte seslendirdiği şu versiyon yeterince coşkulu değil mi? Neden hiçbir Atatürkçü belediyenin, derneğin, organizasyonun aklına gelmiyor bu kayıtları kullanmak?

Kenan - Ozan Doğulu versiyonunun arkasındaki mantığı tahmin edebiliyorum. Yeni nesle, gençlere hitap etsin diye popüler müzik tarzında bir düzenleme yapılmış. Popülist mizaçlı etkinlik komiteleri de ya bu versiyonun "güncel" karakterinin koro + piyano, bando veya senfonik versiyonlarına kıyasla günümüz insanları tarafından daha iyi benimseneceğini düşünüyorlar, ya YouTube'a ve Spotify'a "10. Yıl Marşı" yazınca ilk Kenan Doğulu versiyonu çıktığı için düşünmeden onu yapıştırıveriyorlar, ya Doğulu kardeşlerin CHP'de dayısı var, ya da yukarıdakilerin hepsi.

Gerçekten öyle mi oluyor dersiniz? Manzaraya bakarsanız sorun yok. Bu müzik çaldığında millet bayraklarını sallıyor, marşı söylüyor. Herkes katılıyor. Çünkü o an oradaki çoğu insan için marşın versiyonu falan önemli değil. "10. Yıl Marşı"nı söylüyoruz ya işte! Daha ne olsun!

Peki ya aynı etkinlikte ses sisteminden eserin bando eşlikli versiyonu verilecek olsa insanların tepkisi farklı mı olacak? "Aaa, bu modası geçmiş versiyonu; yok birader, bu beni açmıyor" mu diyecekler? Bayraklarını aynı coşkuyla sallamayacaklar mı? Dikkatleri mi dağılacak? Birlik, beraberlik ruhu yeterince dinamik hissedilmeyecek mi?

Yukarıda verdiğim CSO video linkine bakacak olursanız milletimizin hiç de öyle bir problemi yok. Bu marş nerede, ne şekilde çalınırsa çalınsın, aynı etkiyi yaratıyor. Sorun çıstak versiyonun "halk" tarafından ısrarla istenmesi değil, bu versiyonun STK'ların ve CHP'nin millî bayram etkinlik komiteleri tarafından matah bir şeymiş gibi sürekli halka zerk edilmesi (Yeni Parti bunu sürdürmez umarım).

Allah aşkına söyleyin, sizler ne hissediyorsunuz bu düzenleme hakkında? Buz dolabında taze balık, organik salata ve göbek rakı dururken önünüze içi boş, bayat simit konmuş gibi hissetmiyor musunuz? Benden başka kimse itiraz etmiyor mu bu duruma?

Geçen yıl CHP Sarıyer teşkilatının düzenlediği bir 30 Ağustos yürüyüşünde müzikten sorumlu gence düşüncemi arz etmişliğim var. Ne kadar dikkate alındı, bilmiyorum. "Millet bunu seviyor" algısı var onlarda. Ancak kimse millete sormuyor ki! "30 Ağustos, 29 Ekim ve 19 Mayıs kutlamalarında 10. Yıl Marşı'nın hangi versiyonunu dinlemek istersiniz?" diye bir anket yapılıyor mu?

Aslında, sorsalar ne yazar? Kaçımız hatırlıyor bu marşları? Millete sormak değil, milleti eğitmek, milletin kültürünü geliştirmek, hafızasını tazelemek, milletin zevkini yükseltmek lazım.

Milletimiz yıllardır sistematik olarak yozlaştırılan bir eğitim sisteminin esareti altında. Bunu sadece okullar bazında söylemiyorum. Eskiden tek kanal TRT varken bu kurum halkı eğitme, halkın zevkini yüksek tutma görevini de üstlenmişti. Şimdi o yok. Müzik ve sanat zevki giderek yozlaşan, sanatta kaliteden anlamayan, kaliteyi ayırt edemeyen, kolay tüketim ürünlerine alışmış bir güruh var. Bu güruhun çoğunluğu temsil ettiği varsayılıyor. Aralarından benim gibiler sesini çıkarmadıkları için sayılarımız bilinemiyor.

Benim gibiler azınlıkta bile olsa "e tamam işte, çoğunluk bunu istiyormuş" demekle sorun ortadan kalkmaz. Bir ülkenin aydınları her zaman azınlıktır. O azınlık, ülkenin çoğunluğunun zevkini yukarı çekebilecek kudrettedir. Millî bayramlarda kalabalık kitlelere ses sistemlerinden canlı müzik dinletme veya konser düzenleme gücünü elinde bulunduranlar o aydınlara danışarak müzik programlarını belirleseler ülkelerine daha iyi hizmet etmiş olurlar. "Halk bunu istiyor", "bizimkiler anca bundan anlar" diye diye halka vasat ve kıt müzik programları sundukça halk hem kaliteli seçeneklerden habersiz kalır, hem de haberdar olsa bile kaliteli olanı tercih etmeyecek kadar zevksiz bir hale gelir. Halkın zevksiz olması ise bir grup vicdansız kapitalistin cebini doldurmaya yarar. Ülkeye, halka yaramaz.

Atatürk'e "halkın seviyesine in" dendiğinde ne cevap vermiş biliyor musunuz? "Ben, bu kadar yıllık yüksek öğrenim gördükten, sosyal ve uygar hayatı inceledikten sonra neden halk seviyesine ineyim? Onları kendi seviyeme çıkarırım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar" (Afet İnan'ın el yazmalarından, 2000'e Doğru dergisi, sayı 8)

Bu cümleler müzik devriminin ruhunu özetliyor. Gerçek bir Atatürkçüye yakışan yaklaşım budur.

Ha, 10. Yıl Marşı'na güncel bir düzenleme mi yapmak istiyoruz? Yapılır. Daha iyisi yapılır. İlle çıstak çıstak bir eşlik mi lazım? Onun da daha iyisi yapılır.

Hayır efendim, bunları söylerken kendimle çelişmiyorum. Evet, ben her tür müziğin her türlü eğilip bükülmesini mübah sayan bir sanatçıyım. Müzik hepimizin oyuncağıdır. İsteyen istediği eserle istediği gibi oynar. Yaratıcı kısıtlanamaz. Bir gece Chopin'in bir prelüdüne darbuka katarak yaptığım doğaçlama eleştiri aldı, "bozdunuz" diye. Evet, bozdum! Bile isteye bozdum. Ama hayır, kalitesini düşürmedim. Onu özüne çok tezat bir stilde yorumlayarak, karakterini "bozdum". Bu Chopin'e hakaret değildir, dinleyiciye bir saldırı değildir, bir müzikal şakadır. Mizahtır. Mizaha uygun bir ortamda gerçekleştirilmiştir. Deniz Göktaş'ı kodese tıkan zihniyet anlamaz mizahtan; fakat sizler, sevgili T24 okurları anlarsınız, bilirim. O doğaçlamamın tamamını dinleyen dikkatli bir besteci, Chopin'in verdiği motifi geliştirirken Beethoven'in 5. Senfonisinde kullandığı teknikten yararlandığımı ve bunun yüksek kaliteli mizahî sanat olduğunu teslim edecektir. Bu çalışmamda bazı kulaklara "bozuk" gelen şey tamamen stille ilgilidir. Kalite, stilden bağımsızdır.

Peki nesi mi kötü Kenan - Ozan Doğulu versiyonunun?

  1. Aşırı basit bir intro çok fazla tekrar ediyor. Cemal Reşit Rey'in de çok basit bir introsu var, fakat kısacık, etkili, dozunda. Doğulu'nun 2 nota arasında gidip gelen bitmek bilmez introsunun gerekçesi ne olabilir? Sözler başlayana kadar coşkuyu tırmandırmak. Bu yeri geldiğinde kendi başına geçerli bir yoldur. Ancak daha kaliteli bir introyla, insanın başına sentetik trompet sesi kakmadan ve daha dozunda yapılabilir.
  2. Elektronik seslerle orkestra/bando çalgıları taklit ediliyor. Bu kadar parası olan birisi gerçek müzisyenler tutsa ve gerçek trompetlere çaldırsa o pasajı, hatta stüdyoya müzisyen sokmuşken biraz daha "müzik" yaptırsa onlara, Cumhuriyet'in ruhuna daha uygun olurdu. Yanlış anlaşılmasın: elektronik seslerin kullanımına karşı değilim, akustik çalgıların elektronik olarak taklit edilmesine karşıyım, çünkü bu müziğin kalitesini düşürüyor. En azından o dönemki elektronik taklitler için bu böyle. Bugün yapay zeka gerçeğinden ayırt edilemez şekilde taklit ediyor çalgıları, o ayrı.
  3. Sözler eksik. Bu versiyon hayatımıza girene kadar hepimiz 10. Yıl Marşı'nın 4 kıtasından ilk 2'sini söylerdik. Bu versiyonda 1. kıta iki kez tekrar ediyor. Ne olabilir bunun mazereti? "Ne kadar basit olursa milletin kafasına o kadar kolay girer." İşte bu Atatürk'ün "ben onların seviyesine inmem, onları kendime çekerim" mantığıyla ters düşüyor. Bir diğer olası mazeret: 2. kıta "Türk'üz, bütün başlardan üstün olan başlarız" diyor. Bu şovenist bir ifade. Sağlıklı milliyetçilik söylemi değil. Sağlıklı milliyetçilik kendi milletini korurken başka milletleri de kardeş beller, onlara üstünlük taslamaz. Atatürk milliyetçiliği budur. Kenan ve Ozan Doğulu kardeşler belki de tam bu hassasiyetten dolayı 2. kıtayı müziğe hiç katmıyor, 2. kıtanın "Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız / Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız" diyen ilk iki mısraını bir kız çocuğuna düz metin olarak söyletiyor, diğer iki mısraını söyletmeden Atatürk'ün sesiyle marşı bitiriyor. Amenna. Fakat benim buna alternatif bir önerim var: Aynı kıtayı 2 kere söyletmek yerine marşın 4. kıtası tam haliyle söylenecek olsa çok değerli bir mesajı var:

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz
İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz
Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz

Düzenlemenin hoşuma gitmeyen başka yanları da var. Gıcık olduğum, her duyduğumda kusma isteği doğuran bir müzik bu. Ancak bunlar benim pop müzikten haz etmeyen kişisel zevkimle ilgili. O nedenle eleştiri olarak sunmuyorum. Chopin'in o zarif, yumuşacık prelüdüne darbuka ekleyerek nasıl ki bazı insanları sinir ettiysem, 10. Yıl Marşı'nın altyapısında çıstak duymak da aynı şekilde benim sinirlerimi kaldırıyor. Bir de, her şeyin yeri var. Birileri darbukalı Chopin kaydımı alıp da eserin orijinalinin yerine her ciddi piyano resitalinde çalmaya kalkarsa ilk ben isyan ederim.

Tüm bunları söyledikten sonra şunu eklemeliyim: Her bestecinin bir gelişim süreci vardır. Hatta sadece gelişim değil, zaman zaman gerilemeler de olabilir. İnsan bu. Her besteci her eserinde aynı kaliteyi tutturamayabilir. Kenan Doğulu'nun "Kurşun Adres Sormaz Ki" şarkısını beğenirim mesela. Bir 10. Yıl Marşı düzenlemesinde benim standartlarımı tutturamadığı için kendisine tepkili değilim. Her şeyden öte, biz Atatürkçülerin şu günlerde sımsıkı kenetlenmesi lazım. En kaliteli müziği yapan irticacı, bölücü, kaypak sanatçıya karşı Kenan Doğulu benim müttefikimdir.

Benim tepkim daha çok Kenan Doğulu versiyonunu en önemli günlerimizde temcit pilavı gibi kitlelerin tepesine çakıp duran, bunu yapa yapa marşın daha yetkin versiyonlarını ve diğer marşlarımızı unutturan STK ve parti yetkililerine. Yeter yahu! Yeter!

“Peki ne çalalım?” diyorsanız, sayın yetkili, buyrun, 1 saatlik TSK Marşları. Yeter de artar bile bir millî bayramı dolu dolu kutlamaya. O linkte olmayan bir de Faik Canselen var, önemli marş bestecilerimizden. Özellikle kaliteli kayıtları seçtim.

Bu arada kendi 100. Yıl Marşı'mı da hatırlatmama izin verin. Evet, biliyorum, halk arasında sentetik orkestra sesleriyle bezeli "Parla" kadar tanınmıyor. Ama neden acaba? Siz her fırsatta Parla'yı çala çala millete ezberlettiğiniz için olmasın?

10. Yıl Marşı nasıl popüler oldu sanıyorsunuz? İlk bestelendiği zaman etkinlik organizasyon komitesi "ama bunu millet bilmiyor ki. Bunu geç. Bilindik bir şeyler çalalım" dese sonuç ne olurdu? Devlet eliyle popülerleştirildi o marş.

Millî bayramlarımızda kaliteli eserlere ve düzenlemelere yer vermekten çekinmeyin. Merak etmeyin, halk sıkılmaz. Göreceksiniz, aynı şekilde bayrak sallamaya devam edeceklerdir. Örnek program önerim:

-Önce en bilindikler: kaliteli düzenleme, icra ve kayıttan birer 10. Yıl, İzmir ve Gençlik Marşı

-Ardından eski kuşakların duyunca hatırlayacağı Harbiye Marşı, Sakarya Marşı, Cumhuriyet Marşı, Akdeniz Marşı gibi "oldies but goodies"lerden birkaç tane,

-Son olarak 1-2 tane de yeni eser: popüleritesine göre değil, usta bir müzisyene danışılarak kalitesine göre seçilmiş.

Bu yeni eserlerde potansiyel varsa, birkaç bayram sonra hafızalarda yer etmeye başlayacaklardır ve siz böylelikle zaman içinde milletimizin müzik zevkini yükseltmeye katkı sağlamış olacaksınız. Bu azımsanamayacak bir millî hizmettir.

Tüm ilgili kurumların ilgili organizasyon komitelerinin dikkatine saygılarımla arz ederim.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler