18 yaşındaydım. Ona 12 yaşımdan beri aşıktım -Kayınvalidem yine hoşlanmayacak bu yazıdan ama Allah’tan karım sorun etmiyor-. Külleri geçen yüzyılda soğumuş bu karşılıksız, toy ama destansı aşkın öyküsünü burada yazmıştım. Kısacası aşkımı itiraf etmek için 5 yıl beklemiş, sonunda da kibarca reddedilmiştim. Üstünden aylar geçmişti. Halen günlük yaşamın, okula gidip gelmelerin, sosyal hayatın akışı içerisinde yakamı bırakmayan yalnızlık, değersizlik, çaresizlik duyguları, denizler dolusu aile sevgisinin ve dost sıcaklığının unutturamayacağı boyutlardaydı. Tepeden tırnağa mutsuzdum.
Bir bagatel daha yazdım ona. O güne kadarki sekizinci müzikal armağanımdı. Hissettiklerimi anlattım, sözlere başvurmadan, 2 sayfa ve bir dakika içerisinde.
Son bir mektup yazdım.
O güne kadar ona çok şey vermiştim, fakat ondan hiçbir şey isteyecek pozisyonda değildim. Aşk arkadaşlığa benzemez; gönlün keyfî seçimine kalmıştır. Karşı tarafın talebi olmadan verdiğin şeylerin -hayallerinin, yıllarının, eserlerinin- hiçbir hatırı olamaz. Sevgiliye sunduğun her şey denize atılmış bir iyilik gibidir.
Bagatelimin adını “Mektup” koydum, notasını mektubumun arasına ekledim ve mektupta ufak bir şey istedim ondan: bir fotoğraf. “Çok şey mi istiyorum? Ayıp olur mu?” diye çekinsem de, mümkünse yalnız başına çekilmiş bir fotoğraf olmasını rica ettim.
1994 yazıydı. İnternet yoktu, insanların fotoğraflarını uluorta paylaştığı dijital dünya henüz ufukta görünmüyordu. PTT kullanıyorduk. O fotoğraf elime geçseydi, başka türlü elde etmem mümkün olmayan bir hazine, bir ağlama duvarı olacaktı. Onca yıl onun yüzünü görmeden, hayaliyle yaşamıştım, günün birinde yapacağım büyük itirafa hazırlanarak. Farklı şehirlerde yaşıyorduk, yılda 1 veya 2 kere bir araya geliyorduk, birkaç saatliğine. Benim dünyam gece gündüz onunla doluydu. Onun içinse ben ara sıra gündeme gelen yetenekli ve iltifatkâr bir “iyi çocuk”tum.
O mektuba hiç bir zaman cevap vermedi. Öncekilerin de çoğuna cevap vermemişti. Fakat iyi bir kızdı. Umarsızlıktan olduğunu sanmıyorum; elime kendi yaramı deşmeme vesile olacak bir araç vererek acımı gereğinden fazla uzatmak istemediği için göndermemiştir, sağolsun.
Yıllar sonra sosyal medyadan haberleşip buluştuk. Kilo almıştı, o yeşil gözlü masalsı peri kızı bir tonton ablaya dönmüştü. “Teyzeye benzemişsin” dedim. “Bana bak, döverim seni” dedi.
Bu buluşma 15-20 yıl kadar önce bir yaz günü gerçekleşti vallahi anneciğim, bir daha görmedim! Zaten çoktan evlenmişti, çoluk çocuğa karışmıştı; biz arkadaşça görüşmüştük, billahi anneciğim! Ayrıca senin kızın daha güzel, yeminlen anneciğim!
“The Letter”ın kaydı 2 gün önce çıktı. Buradan veya tercih ettiğiniz herhangi bir dijital platformdan dinleyebilirsiniz.
…
9 Ekim’de İstanbul’da Palazzo Donizetti Otel’de çalıyorum. Detayları burada. Beklerim.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


