Rusya-Ukrayna Savaşı’nda son aylarda bazı önemli değişiklikler oldu. Böyle devam etmesi halinde savaşın sonu yaklaşır, ateşkes masası kurulur mu, yoksa daha tehlikeli gelişmeler mi gündeme gelir, kısaca ele almaya çalışalım.
Ukrayna’da uzun süredir sınırlar ciddi değişiklik göstermiyor. Rusya ülkenin beşte birini işgal etmiş durumda. Ama epeydir kayda değer ilerleme sağlayamıyor.
Bununla birlikte son aylarda insan kaybı eskisinden daha fazla. Üstelik sadece askerler değil, bu Mayıs ve Haziran aylarında iki taraftan da rekor sayıda sivil öldü.
Son 1,5-2 ayın önemli bir özelliği de, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik İHA saldırılarının eskisine göre daha sık, coğrafi olarak daha yaygın ve sonuç alıcılık açısından daha etkili olmasıydı.
3-5 Haziran Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu sırasında kente ve çevresindeki Leningrad Bölgesi’ne yönelik Ukrayna saldırıları, Kremlin yönetimi açısından kaygı vericiydi.
Ama başkent Moskova’ya 17 Mayıs’ta, 17-19 ve 22 Haziran’daki İHA atakları daha büyük bir endişe kaynağı oldu. Böylece başkentin “oldukça sağlam” olduğu söylenen hava savunma sisteminin yetersiz olduğu, Kiev’in savunmayı delebildiği ortaya çıktı.
Ukrayna İHA’ları ve yer yer de füzeleri Belgorod’dan Voronej’e, Kırım’dan Sibirya’daki Tyumen’e kadar çok geniş bir alanı içine aldı. Böylece “Ukrayna’daki savaş Rusya’ya yayıldı”.
Özellikle de Rus petrol üretim ve işleme merkezleri vuruldu. Ülkede benzin sıkıntısı ortaya çıktı. Giderek yaygınlaşıyor. Fiyatlar da artıyor.
İHA saldırıları ve benzin krizinin yanı sıra “millî güvenlik” gerekçesiyle yaşanan internet kısıtlamaları da toplumu rahatsız ediyor ve halktan tepki görüyor. Bu durum, iktidarının 26. yılındaki lider Vladimir Putin’i yavaş yavaş zorlamaya başladı.
Trump tavır değiştiriyor
ABD Başkanı Donald Trump daha görevine başlamadan önce Ukrayna’daki savaşı kısa sürede bitireceğini vaat etmişti. Ancak geçen 1,5 yıl içinde başarılı olamadı. Son aylara kadar Trump genellikle Putin’e yakın duruyor, Kiev yönetimini sık sık aşağılıyordu.
ABD direkt ekonomik ve askerî yardımları kesince Ukrayna, Avrupa ile ilişkilerini güçlendirdi, oradan aldığı yardımlar arttı.
AB geçen yılın sonunda 2026-2027 yıllarında Kiev’e 90 milyar euroluk yardım yapma kararı almıştı. Bunun 3,2 milyarlık ilk dilimi önceki gün ödendi.
Ukrayna’nın yoğunlaşan drone ve füze saldırılarında Batı’nın katkılarının artmış olması da sır değil. Geçen gün Financial Times gazetesi, Moskova’ya yönelik ataklarda Washington’un Kiev’e istihbarat bilgileri verdiğini öne sürdü.
Bir başka önemli iddia da Trump’ın, son aylarda bir türlü barış görüşmelerine yanaşmayan Putin’den duyduğu hayal kırıklığının etkisiyle tutum değiştirmiş olmasıydı. 15-17 Haziran'da Evian/Fransa'da düzenlenen G7 zirvesinde Trump başta olmak üzere Amerikalı yöneticilerin Ukrayna’yı destekler bir çizgiye geldikleri haberleri yoğunlaştı.
Daha sonra NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşen Trump’ın “Ukrayna’nın işleri hiç de fena gitmiyor” dediği yazıldı. NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirvesinde de Kiev lehine açıklama ve kararların gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacak.
Başından beri Trump’ı manipüle etmek için büyük çaba harcayan ve önemli ölçüde başarılı olan Putin, birkaç gün önce Batı’nın Rusya’yı zayıflatmayı amaçladığını ve bu yolda provokasyonlar düzenlediğini söyledi. (Bunu söylerken haklıydı ama Rusya’nın zaman içinde kendisini iyice zayıflatan bu savaşa girerek neden “provokasyona düştüğünü” açıklamadı).
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha sert konuştu ve Anchorage/Alaska’da 15 Ağustos 2025’te yapılan Trump-Putin zirvesindeki görüş birliğinin terk dilmesinden dolayı Amerikan tarafını suçladı. “Batı’ya arabulucu olarak güvenmiyoruz” dedi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise söz konusu zirvede herhangi bir anlaşma yapılmadığını vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy
Savaş yayılabilir mi?
Eğer Avrupa’nın ve belki ABD’nin de katkılarıyla Ukrayna saldırıları daha etkili bir hale gelirse Putin’in, hem uluslararası dengeleri hem de ülke içindeki sıkıntıları göz önüne alarak ateşkes masasına oturması ihtimali var.
Ancak bunun kalıcı bir barış anlamına geleceğinin garantisi yok. Ateşkes, taraflar arasında resmî bir anlaşma olmadan uzun süre devam edebilir. İhtimallerden biri de, bu savaştaki zaferi kendisinin “Rusya tarihindeki misyonu”çerçevesinde gören Putin’in, ateşkes şartlarında yapılması gereken Ukrayna seçimlerinde çıkabilecek olası karışıklığı da değerlendirerek yeni bir işgale girişmesi.
Olumsuz ihtimallere girmişken iki tehlikeye daha dikkat çekelim.
4 yıl 4 ayı aşkındır devam eden savaşta Rusya’nın zorlandığını gören bazı çevreler (Konstantin Malofeyev-Aleksandr Dugin gibi sertlik yanlısı aşırı milliyetçi kesimlerden Sergey Karaganov gibi danışmanlara kadar) Ukrayna’ya daha büyük şiddetle saldırılmasını, gerekirse taktik nükleer silah kullanılmasını savunuyor. Batı’nın buna nasıl tepki vereceğiyle ilgili net bir öngörüleri olmadan…
Ve nihayet bir başka tehlike de Rusya’nın yakın bir zamanda Ukrayna’nın müttefiki bir Avrupa ülkesine saldırabileceği öngörüsüyle gündeme geliyor. Tahminlere göre, bu, üç Baltık cumhuriyetinden biri de olabilir, Polonya veya Moldova da…
Burada da NATO’nun nasıl bir karşılık vereceği konusunda farklı fikirler ileri sürülüyor. Trump’ın Avrupa’yı aşağılayan bakışının etkisiyle Batı’nın çaresiz kalacağını düşünenler de var, Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkacağını iddia edenler de.
Her durumda Avrupa’da 1586 gündür devam eden ve yaklaşık 2 milyon insanın ölümü ve yaralanmasına yol açan bu korkunç savaşın bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Ne var ki savaşlara başlamak kolay bitirmek zordur. Siyasi liderler, barışı kendi seçmenlerine “zafer” olarak pazarlamakta zorluk çekeceklerini düşündükleri sürece kan akmaya devam edebilir.


