Beni Kadir İnanır ve PKK yüzünden mi sildiniz, A. Hanım?

Beni Kadir İnanır ve PKK yüzünden mi sildiniz, A. Hanım?

Diğer sorunlarımız gibi Kürt meselesinin de kavgasız gürültüsüz konuşulabilmesinden yanayım; kırmadan, kırılmadan, küstürmeden, küsmeden, mümkünse “silmeden”, terk etmeden…

Beni Kadir İnanır ve PKK yüzünden mi sildiniz, A. Hanım?

Not çok kısaydı:
“Sizi siliyorum.”
Baktım bunu yazan kim diye.
A. G. adında bir kadın. İzin alma şansım olmadığı için adını yazmayacağım.
Hafızamı ve sosyal medyayı bir yokladım, tanıyor muyum diye. Hayır.
Bu kısa cümleyi bizim 8 aydır sürdürdüğümüz formatımız 59 Saniye projesinde bir paylaşımın altına yazmış.
O videonun başlığı şöyle:
Kadir İnanır o günleri göremeden öldü.
Orada bir dakikadan kısa süre içinde Kadir İnanır’dan bahsediyorum.
Ve onun ülke sorunlarına gösterdiği ilgiden, “Artık barış sağlansın” diyerek harcadığı çabalardan…
Kadir İnanır’ın ağzından birkaç cümle de var videoda. Kapı filminde söylediği şu sözler, mesela:
“Gencecik çocukların ne uğruna öldüklerini bilmeden yitip gitmeleri mi etik? Kendi dilinin bile unutulması mı etik? Bir annenin ölmüş oğlunu acaba gelir mi diye 25 yıl beklemesi mi etik?”

* * *

YouTube, Facebook, Twitter ve Tiktok’ta da paylaşılan 59 Saniye, sanırım en çok Instagram’da ilgi görüyor.
Seyrek ve bazen gecikerek de olsa seyirci yorumlarına bakıyorum.
Beğenilerini genellikle emojilerle gösteriyorlar. Bazen de kısa cümlelerle. Uzun yazanlar da çıkıyor.
Beğenmediği, kızdığı paylaşımların altına eleştiri, hakaret ve küfür dolduranlar da çıkıyor.
Onların arasında gördüm A. Hanım’ın o cümlesini:
“Sizi siliyorum.”
Bana ilginç geldi. Bir hakaret, küfür ya da tehditten daha etkili…
Sonra düşündüm. Önce A. Hanım’ın nasıl biri olabileceğini. Sonra beni neden terk etme kararı aldığını.
Elbette benden bıkmış olabilir (ben de bazen kendimden bıkıyorum). Ya da 59 Saniye formatından.
Ama nedense daha güçlü ihtimaller içerikle ilgili gibi geliyor.
O kısa videoda Kadir İnanır’ın Kürtler ile barışı sağlama çabaları ile Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’le fotoğrafı da vardı. Ve yukarıda aktardığım sözleri…

* * *

Belki A. Hanım, Kadir İnanır’ın Kürt konusundaki çabalarından ve açıklamalarından hoşlanmıyordu. Ve dolayısıyla benim bu konuyu gündeme getirmeme tepki gösterdi.
Belki çok sevdiği ülkesinin bu gibi adımlarla bölünüp parçalanacağı, halkın çok daha mutsuz olacağı kanısındaydı.
Belki de PKK tarafından öldürülen bir akrabası vardı.
Bu konu onun en hassas olduğu meselelerden, moda deyişle “kırmızı çizgilerinden” biriydi belki.
Diğer videoları beğenerek beni izlemiş ama bunu görünce dayanamamıştı.
Kızmamış, küfretmemişti.
Ama sessizce gitmeyi de kendine yakıştıramamıştı.
Onun için “belki görür” umuduyla o kısa cümleyi kalabalık seyirci yorumları yumağına usulca bırakarak benimle vedalaşmıştı.
Günler sonra gördüm. Üzüldüm.

* * *

Bu yazıyı A. Hanım’ın okuma ihtimali az. Yine de içimden gelen birkaç şeyi yazmak istiyorum.
Ben Kürt değilim, A. Hanım. PKK üyesi, sempatizanı falan hiç değilim.
Hiçbir partide üyeliğim yok. Siyasi ve ideolojik hiçbir kutsalım da bulunmuyor.
Ama bu, siyasi tavrımın olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece bu tavrı her seferinde kendi aklı ve ahlak anlayışı çerçevesinde bağımsız kalmaya özen göstererek belirlemeye çalışan biriyim.
Hayatımın önemli bölümünü geçirdiğim ve hâlâ yakından izlediğim Rusya ve eski Sovyetler Birliği benim öncelikli gündemlerim arasında.
Ama memlekete döneli 16 yıl oldu. Muhtemelen sizin de iyi bildiğiniz gibi, ülkemiz için zor 16 yıl…
Siyasi baskılarla, ekonomik sıkıntılarla, ahlaki yozlaşma ile geçen ağır bir dönem…
İzlediğim kadarıyla bu dönemden çıkmak için vazgeçmemiz gereken çok sayıda zaafımız var. Empati yoksunluğundan tutun da, “milliyetçilik” adına başka etnik kökenlerden insanlara düşmanlık beslemek, onlardan peşinen nefret etmek gibi…
Kürt sorununun çözülmesi, Türkiye’nin huzurunun sağlanması için en önemli görevlerden biri bence. (Siyasi manipülasyon için “süreç” diye bir şeyler uydurarak seçimlere kadar “oyalama taktiği” değil elbette benim kastettiğim. Gerçek, samimi ve şeffaf bir çözüm.)
Uzatmayayım ve şunu ekleyeyim:
Diğer sorunlarımız gibi bunun da çok farklı görüşten insanlar arasında kavgasız gürültüsüz konuşulabilmesinden yanayım.
Ve kırmadan, kırılmadan, küstürmeden, küsmeden, A. Hanım.
Mümkünse “silmeden”, terk etmeden…
Diyalogdan korkmadan… Dinlemesini becererek… Ve kimseyi düşmanlaştırmadan kendi görüşünü sakince dile getirerek…

* * *

Bu yazıyı okuyorsanız bile büyük ihtimalle sizi fazla ilgilendirmeyecek birkaç şey daha ekleyeyim, A. Hanım.
Geçen gün bir genç yolda beni durdurdu ve 59 Saniye videolarından övgüyle söz etti.
Ona teşekkür edip ayrıldım. Yürüyüşe devam ederken kendi kendime gülmeye başladım.
Seyrek de olsa yıllardır yolda, metroda, sinemada, konser salonunda ya da çeşitli kalabalık etkinliklerde bu sahneyi yaşarım.
Bazıları T24’teki yazılarımdan bahseder...
Kimileri hâlâ NTV’de, “Hakan Aksay Moskova’dan bildiriyor”da kalmıştır...
Hafızaları ta eskilere, Cumhuriyet’teki pazar yazılarına uzananlar da çıkar…
Kim bilir on yıllar boyunca ne kadar okurum ve seyircim oldu...
İlk yıllardan bugüne kadar beni sürekli izleyenler galiba çok çok azdır.
Her yeni medya mekânında farklı okurlarla ve izleyicilerle tanıştık.
Bazıları benimle bir yerden diğerlerine gitme ilgisini ve özenini gösterdi. Çoğu kayboldu, çoğu için ben kayboldum.

* * *

Bir de bana kızıp tepki gösterenler oldu.
Bazen “Atatürkçülük”, bazen “ulusalcılık-liberallik” tartışmalarına (ben onlara ne kadar mesafeli ve titiz yaklaşmaya çalışsam da, daha çok içinde bulunduğum kurumlarla ilgili olarak) “kurban” edildim. Ve tabii “Kürt sorunu” polemiklerine…
Rusya-Ukrayna Savaşı ile ilgili Türkiye’de en sık video yayını yapan ve yazı yazanlar arasındayım. Burada da “Rusçuluk-Batıcılık” çarpışması başladı. Bazen tek bir video ve yazı her iki cepheden 180 derece farklı yorumlar gelmesine yol açıyor; ilginç, çünkü söylenen sözler ortada; nasıl aynı sözlerle hem “Putinci” hem de “ABD yanlısı” olabiliyorum?
Sosyal medyadan sık sık kötülük, kabalık, kompleksli şiddet kıvılcımları saçılıyor.
Doğrusu eski, sıcak “okur mektupları”nı özlüyorum.
Gerçi ara sıra içten e-mailler aldığım oluyor.
Anlayacağınız her türden tepki geliyor.
Yazıları ve videoları sevenler, “beğen” yapanlar, eleştirenler, kızanlar, küsenler…
Böyle yaşayıp gidiyoruz işte.
Hoşça kalın, A. Hanım.
Size huzurlu ve güzel günler diliyorum.


P.S.: Size bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde ve yazı boyunca yaklaşık 10 yıl öncesinden bir okurumu, S. Hanım’ı, onun için yazdığım yazımı hatırladım. Vaktiniz olursa ona da bir göz atın lütfen: Kürtleri sevmediğiniz için beni terk ediyorsunuz, S. Hanım.

İlgili İçerikler