‘Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete’

‘Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete’

Şimdilerde “zararlı otları temizleyerek yola devam ederiz” buyuran zihniyet, neredeyse bütün bahçeyi-ormanı kaplamış bu “bitki örtüsü” karşısında ne yapabilir? Fransa’da liseliler ayakta; bizde ise “İzmir’in dağlarında çiçekler açar…” türküsü revaçta

‘Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete’

Türkiye’de siyaset-futbol-TV dizisi üçlemesinin gündelik hayatta ve sosyal medyadaki üstünlüğü sona erdi. Gündemde artık sadece siyaset kaldı. Evet, T24 sitesine uygulanan blokaj; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne -daha doğrusu buradaki taşınmazlara ve paralara- hakim olmak için neredeyse her sabaha karşı yaptırılan operasyonlar (yahu, bir kaçma şüphesi varsa şüphelinin kapısının önünde ve-veya sınır kapısında önlem alırsın!); “fan-fin-fon” skandalının siyasi iktidar tarafındaki unsurlarına ilişkin bir yok sayma ve onun yerine muhalefete yüklenme pozisyonları...

Aslına bakarsanız -gerçekten düşünülüp tasarlanmışsa-, siyasi iktidar tarafının bu yaklaşımında bir rasyonel, hattâ daha fazlası var. Zira ülkemizde muhalif kanatlar, böyle bir skandallar silsilesinde dahi biraraya gelemiyor! Yani en temel pozisyon alışlarda bile, “yok senin dediğin gibi değil, esas muhalefeti biz yapıyoruz; hükümete karşı en tutarlı ve radikal yaklaşım bizimki; o radikal arkadaş öyle diyor ama, önce kendisinę baksın; yani sen en baştaki kişinin bunlardan haberi yok mu demek istiyorsun?” gibisinden yaklaşımlara tanık oluyoruz. E, böyle bir manzarada iktidar yanlılarının ve iktidar medyasının ekstra bir şey demesine ihtiyaç kalmıyor tabii. “Bunlar her zamanki gibi birbirlerini yiyorlar” diyerek ve çekirdek çitleyerek gülümsüyorlar.

Son hadiselerin ortaya dökülmesine vesile olan Fatma Betül Sayan Kaya (FBSK) hanıma bir anlamda teşekkür borçluyuz! Zira kendisi, ülkenin genelinde ama özellikle siyaset sahasında epey zamandır devam eden çürümeyi bambaşka bir seviyeye taşıyarak unutulmaz bir referans oluşturdu. Şimdilerde “arada böyle zararlı otlar çıkar; onları temizleyerek yola devam ederiz” buyuran zihniyet, neredeyse bütün bahçeyi-ormanı kaplamış bu “bitki örtüsü” karşısında ne yapabilir? Hani bu skandallar silsilesini açığa çıkaran siyasi iktidarın kendisi olsa; bu düzenbazları kendisi ifşa etmiş olsa ve sonrasında cezalandırılmaları için yargıyı hareket geçirmiş olsa neyse. Bunların hiçbiri yok. Neden? Cevabı basit tabii. Zira bu pisliklerin nerelere, kimlere kadar uzandığı tam olarak kestirilemiyor. Hattâ daha fena ihtimal şu: kestiriliyor, biliniyor ve tabii geçiştiriliyor.

FBSK ve benzerlerinin işleri günlük hayatın neredeyse bütün alanlarını etkilerken, daha küçük çaptaki avanta-avantaj elde etme işleri doğal olarak “önemsiz” kalıyor. Ancak bu hanımefendinin görevde bulunduğu süre içerisinde özel kalem müdürünü 60 defa değiştirmiş olması, bunlara bu yolla sınava falan girmeden direkt devlet memurluğu statüsü verilmesi... Gerçi bu 1965’te çıkmış bir yasa, hiç yeni değil; yani askerî darbeciler, 12 Eylül Anayasası ve sonrasında gelenler de bunu değiştirmeye lüzum görmemiş! Zaten son gelişmeler de, “para ve çıkar” devreye girdiği zaman diğer konuların “hâllederiz abi” olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyor.

Bu enkazın altından Kızılay’la bile çıkamayız. Hattâ dron uçurarak ve suni zekaya güvenerek de yükselemeyiz. Onu sansürle, bunu sustur, diğerini hapset, berikini geçiştirle nereye kadar gidilebilir? Dünyanın da raydan çıkmış olmasına “güvenerek” zaman zaman kendi durumumuza şükretsek de, artık “normal hayat”ı sürdürmek imkansızlaşıyor.

Bu hafta, önce bir firmanın küçük çocuklar için ürettiği “kurşun geçirmez çanta” reklamlarına tanık olduk. Poligonda çekilmiş sahneler, küçük çocuğun çantasının arkasına sığınarak kurşunlardan korunduğu görüntüler... Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bir açıklamasını görmedim. Sosyal medya hesaplarında bol bol “sayın Bakanımız şurada konuşmasını yaptılar; şu kişiyle istişarede bulundular, çocuklarımızın başını okşadılar…” gibi cümleler var. Daha sonra, İstanbul’da Japon çizgiroman sanatı üzerine düzenlenen bir çocuk etkinliği, “ailem güvende” diyenler tarafından saldırıya uğradı. Hem çocuklara hem polise saldıran kimi yaratıklar, Müslüman mahallesinde salyangoz satan kendini bilmez hadsizlere derslerini verdi! Aile Bakanlığı’nın yine bir resmî açıklaması olmadı. Yani diyelim Tokyo’da düzenlenen ve Türk çizgi sanatının tanıtıldığı bir etkinlikte, Japon Şintoist militanların “yerli ve millî değerlerimiz aşağılanıyor” diye oradakilere saldırdığını düşünelim. Onlar bile çocuklara dokunmazdı herhalde.

Epey bir süredir Edirne-Diyarbakır arası bir vizyonla idare ettiğimiz için, dünyadaki gelişmeleri “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” şeklinde gayet hayvansever bir şekilde değerlendirdiğimiz için ve tabii esas olarak dışarıdaki gelişmeleri ülkemize yansıtan-anlatan gazeteci diye bir insan evladı pek kalmadığı için; son birkaç haftadır Fransa’yı sarsan hadiseleri de pek anlayamıyoruz.

“Öğrenci olayları” falan diye geçiştirdiğimiz şeyler işte. Oysa durum bu defa epey farklı. Meşhur 68 hadiselerinden bu tarafa, Fransa’da-Avrupa’da yaşanan en büyük kitlesel hareket. 70 bini Paris’te olmak üzere, ülke çapında yaklaşık 300 bin göstericiden- belki fazlasından- bahsediyoruz. Bu neredeyse benzersiz hareketin motoru ise lise öğrencileri! Gerek eğitimin kalitesini gerekse sınıfların teknik yetersizliğini gerekse öğretmen yokluğunu ve derslerin boş geçmesini öne çıkaran öğrenciler, başta ana-babaları olmak üzere itfaiyecilerin, hocalarının, birçok resmî ve gayriresmî kurumun desteğini almış durumda.

Fransa’yı sarsan liseliler, “bütçeyi silahlara değil bize ayırın” diyerek sokakları doldurdu

Ülke çapında liselerin neredeyse tamamı kapalı. Aileler endişeli. Parasal durumlar, son rezilliklerden sonra Türkiye’ye benzer vaziyette. Bizde ise “acaba ülkemizde de böyle bir şey olur mu?” endişeleri var. Benim kişisel kanaatim olmayacağı yönünde. Zira bizde lise eğitimi her bakımdan şahane! Öğrenciler ve ana-babalar memnun! Şaka bir yana, bu satırları yazdığım sırada, İstanbul-Başakşehir’deki bir okulun önünde yine bir saldırı gerçekleşti ve 1 öğrenci öldü, 7’si yaralandı. Yani bizim çok daha ağır problemlerimiz var. Yaşı 18’in altındaki çocuklarımızı bize maalesef kendimize benzetiyoruz, birbirlerine düşürüyoruz.

En iyisi, “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” diye başlayan meşhur türküyle bitirelim. Artık kimlerin elinde, ne tür büyük ahlaksızlık görüntüleri-yazışmaları varsa…

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler