Kayseri’de bir “aquapark” açıldı geçen hafta büyükşehir belediyesi tarafından. “Anadolu’nun en büyüğü”, “yazın yeni adresi” diye tanıtılıyor. Havuz yani. Ancak sadece erkeklere mahsus. Daha doğrusu öyleydi ama, gelen tepkiler yüzünden haftanın üç günü kadınlara tahsis edildi. Bunun üzerine ailesiyle birlikte serinlemek isteyenler “yahu çoluk-çocuk birlikte giremeyecek miyiz” diye itiraz etti. Yani “milletimizin nankörlüğü”nü anlamak mümkün değil! Evet yerli-millî-dinî hassasiyetlerimiz var ama, bakınız “su parkı” bile değil adı. Aquapark! Ayrıca suya ne kadar klor basılırsa basılsın, özellikle erkek havuzcuların sıkışınca ne yapacaklarını düşünmek bile istemeyiz. Dolayısıyla Kayserili kardeşlerimize havuza girmeden önce tüm vücudu sıkıca saran dalgıç kıyafetleri ve tabii gözlük önermek isterim.
Ancak Kayseri Belediyesi’ni de bir noktada takdir etmek lazım. Bu amansız sıcaklar ve olağandışı rutubete karşı hiç değilse bir alternatif geliştirmek istemişler. Kuraklık ve küresel ısınma, bu sene Paris’ten Hakkari’ye uzanan coğrafyada olağandışı bir etki gösteriyor. Avrupa tarihinde şimdiye kadar kaydedilmemiş, kayıtlar başlamadan önceki zamanlarda da bu kadar uzun sürmemiş ve kalıcı hasar bırakmamış bir sıcak. Sıcak dalgası da değil, sıcak denizi. Son sekiz ayda Batı Avrupa’da aşırı sıcaklar yüzünden ölen insanların sayısı 30 bin civarında. Bunlar çoğunlukla +55 insanlar (delirenlerle ilgili bir veri göremedim). Yine bu nedenle çıkan orman yangınları, özellikle İspanya ve Yunanistan’ı perişan etti. Kümülatif zararın 2026’da şimdiye kadar 180 milyar Euro’ya ulaştığı tahmin ediliyor. Bu arada yağmurların başlaması da durumu pek kurtaramayacakmış; zira aşırı kurumuş toprak suyu içine alamıyormuş.
Orta Avrupa’da Tuna başta olmak üzere, tüm nehirlerde sular çekildi. Bu da bir başka tarihî gelişmeye yol açtı. Özellikle Nazilere ait gemiler, tekneler, askerî mühimmat, vesaire 80 sene sonra ortaya çıktı. Patlayıcıların kimi hâlâ aktif olabileceği için bunlara müdahale edilemedi. Bulgaristan’da nehir yatağında açığa çıkan bir şey daha var: Mamut kemikleri! 7.000 yıllık oldukları tahmin ediliyor. Mamutlardan Nazilere uzanan bu nehir dibi tarihi, şimdiki zamanı mutlak sayanları tabii daha çok şaşırtmış olmalı.
Nazilerin cinayetleri-soykırımları ve diğer rezillikleri malum. Belgeleri, tanıklıklarıyla ortaya konmuş-dökülmüş meseleler. Ancak 1930’ların ikinci yarısından itibaren Sovyetler Birliği’nde (SSCB) yaşanan kepazelikler, özellikle Stalin devrinin kepazelikleri bizde pek yazılmaz, dillendirilmez. Zira ne de olsa SSCB 2. Savaş’ta çok büyük acılar çekmiştir ve Nazi işgaline karşı amansız bir mücadele vermiştir. Ülkemizde Sol’un büyük bir bölümü de bu anlamda maalesef Stalincidir.
Sovyetler’in 1939’da Nazilerle anlaşması (Hitler-Stalin Paktı), “arkadaki Rus halkını yaklaşan savaştan korumak ve millete vakit kazandırmak” içindir! Yine aynı tarihte Nazilerle ortak olup Polonya’yı ilhak etmeleri, “Lehlerin başına geçmiş diktatörü devirerek, Polonya halkının özgürlüğünü sağlamak” amacını taşır! 1 milyon civarında Sovyet askerinin bu harekatta görev alması, Hitler’in niyetini anlamayan “aptal Fransız ve İngilizler”i de korumak içindir aslında! 1939’daki Katyn ormanı katliamında kurşuna dizilen Polonyalılar karşı devrimcidir; zaten bunlar hepi-topu 20-22 bin insandır! 1953’e kadar “temizlenen” insan sayısı 10 milyonun üzerindedir. “Halkların babası”nın bu insanların analarına yaptıkları, sağ bırakılanların çektiği acılar, uğradıkları tecavüzler falan kayda değer olmadığı için kaydedilmemiştir.
Stalin, iktidarı ele geçirdikten sonra ortalama 3-5 senede bir yaptığı temizliklerle, kendi adamlarını da yeni adamlarına öldürtüyordu. “Cinayetlerde devamlılık” gösteren Stalin, Moskova Mahkemeleri (1936-1938) sürecinde baş işkencecilerden Yejov’u sonradan öldürtmüş, beraber çektirdikleri fotoğraftan da sildirtmişti! Bu süreçte sadece siyasetçiler değil yönetmen Meyerhold, biliminsanı Korolev, piyanist Gayibova, yazar Babel gibi yüzlerce entelektüel de katledildi
Gelelim günümüze. Ülkemizdeki kimi Solcu kardeşlerimiz ve çeyrek entelektüel yazarımsı-gazetecimsi hanımlarımız-beylerimiz, bugünkü Rus dünkü Sovyet sempatilerini çeşitli ideolojik kombinasyonlarla sürdürüyor. Peki nerede ve ne şekilde?
Ortak özelliği Stalin sevgisi-sempatisi olan bu ekipleri ikiye ayırmak gerekiyor. İlk grupta gerçekten inanmış,“zeki ama kullanışlı” ideolojik kişiler-birimler yer alıyor. Bunlar arasında “Stalin’in sevgisi”ni paylaşan, onun bir elini ceketinin göğsünden içeri sokarak gülümseyen suratının babacanlığına bayılan tipler var. “Kitle” adını verdikleri taraftarlarıyla, çeşitli vesilelerle yaptıkları marjinal gösterilerle belli bir sempati, nostaljik bir esinti bile oluşturdukları oluyor.
İkinci grupta ise daha akil kardeşlerimiz yer alıyor. Bunların ortak özelliği ise, adı üstünde daha akıllı olmaları. Esas olarak twitter üzerinden yayın yapan bu gruptakilerin, hatırı sayılır seviyede takipçisi var. Bunlar “tamamen duygusal nedenlerle” (bunu söylerken baş parmağımızla işaret parmağımızın ilk boğumunu birbirine sürtüyoruz) hâl-i hazırdaki Rus rejimini destekleyenler. Bunlar aynı zamanda kuzeyden aldıkları talimatları ilk gruptakilere yönlendiren kardeşlerimiz.
Ancak bunlara da belki fazla yüklenmemek gerekiyor. Zira bu vaziyet -derler ya- büyük resmin sadece bir parçası. Diyelim Ukrayna’nın başındaki artist şahsiyetin Türkiye’de “çalıştığı” sosyal medya unsurları yok mu? Veya Avrupa’nın mühim ülkeleri, Türkiye’de de yıllardır “besleme” görevlendirmiyor mu? Veya Pekin’in, Suudilerin, hattâ “barış süreci alt komite üyesi” (üst kurula da alınsın!) Apo beyin finanse ettiği “bağımsız” kalemler? ABD’yi saymıyorum bile.
“Foreign office”lerin ülkemizde özellikle son 150 yıldır gösterdikleri faaliyetlerde, “yerli unsurlarımız” arasından da epey yetenekli kişiler kullanılmıştır. Yani bu alanda bir devamlılık var! İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, haftabaşında şöyle bir kısa tivit yazdı:
“Son günlerde ülkemize yönelik toplumsal birliği, kardeşlik ve huzur iklimini hedef alan, dış kaynaklı ve maksatlı bir psikolojik harekât stratejisinin devreye sokulmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Birlik ve beraberliğimize kasteden, asılsız iddialarla dezenformasyon ve provokasyon üreten odaklara karşı adli ve idari süreçler uygulanmakta; gerekli tüm tedbirler ilgili kurumlarımızca anbean hassasiyetle ve kesintisiz bir şekilde alınmaktadır. Milletimizin engin feraseti ve sağ duyusu, devletimizin kararlı duruşu karşısında hiçbir kirli plan ve odak amacına ulaşamayacaktır. Vatandaşlarımızın, art niyetli içeriklere karşı hassas olması; kaynağı belirsiz paylaşımlara geçit vermeyerek yalnızca resmî açıklamalara itibar etmesi büyük önem taşımaktadır”.
Açıkçası “…süreçler uygulanmakta…” ibaresi dışında herhangi bir hata görmedim. Bu arada yazıyı yazarken 24 yıl evvelki Kuzey Kore seyahatimi hatırladım (Atlas dergisi için gerçekleştirdiğimiz bu 1 haftalık ziyarette ülkenin kuzeyine, yani Kore Savaşı sırasında Türk birliklerinin savaştığı Kunuri’ye gidebilen -Özcan Yüksek’le birlikte- dünyadaki ilk gazetecilerdik). Şu sıralar, o dönemki başkanın (Kim Yong-il) oğlu iktidarda ve giderek etkisi artıyor. Acaba ben de bir “Kuzey Kore kapılanması” yapıp sebeplensem mi? Yoksa o taraf da kapıldı mı? Evet, şimdi teyit ettim; kapılmış!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|



