Floransa günlüğümden...

Floransa günlüğümden...

Yıkıcı güçler ancak yaratıcılığın gücünden kaynaklanacak güzellikle yok olup giderler. Bildik protestolarla biri gider öteki gelir. Tarihte örneğini çok gördük. Erdemi de unuttular. Biz unutmayalım...

Floransa günlüğümden...

12 Eylül dönemi. Yurt dışındayken çıkma yasağı koymuşlardı. Döndüğümde arkadaşlarıma, “Totaliter rejimde yaşamaya nasıl tahammül edebiliyorsunuz?” diye sorduğumda şaşmışlardı.

Niyetim sorgulamak değil, döndüğüme göre nasıl baş ettiklerini anlayabilmekti.

Geçenlerde İran’da milyonların ayaklanmasıysa devletin şiddetine rağmen baskıya tahammülümüzün aşılabileceğini, ne var ki bu tür protestolarla kurbanların da sonunun gelmeyeceğini gösteriyor. Kendilerine özgü baskı rejimleriyle, Çin, Türkiye, ABD, Rusya gibi başka nice ülke var, uyumun otomatikleştiği, toplumun yetti gayri demediği, diyemediği, kimininse aklından bile geçirmediği.

ABD, özgür hissettirildiğin ülkelerden biri. Orada da sınır, devleti devlete şikayet etmek. “Bu kış soğuk geçiyor,” diye yakındığında, kış, soğuk olduğunu umursarmış gibi.

Akıllı totaliter devletler protestolarımızla, imza kampanyalarımızla, içimizi boşaltmamızı mümkün kılıyor, fazla ileri gidersek bir kaç tokatla bizi susturuyor. Zaten biliyorlar, bizim, hele her seferinde kurban olan gençlerin, bir kaç defa deneyip sonuç alamadıktan sonra, eski tas eski hamam, yolumuza devam edeceğimizi.

Son yıllarda demokrasi denilen düzenin meşruiyetini yitirmesiyle devleti, tahtları sanan megalomanlar da türedi. Tepkimizi gerektiğinden de fazla ciddiye aldıklarında, paranoyalarının korkusunda azıyor, devletin şiddet kullanma hakkını kullanarak bizi susturabiliyorlar. Hele bir düzenlerini kurdular, bizi de itaate bağladılar mı, otoriterliği içselleştirmemizle toplumu kuşaklarca susturmayı, yaşam kültürümüzü, sanatımızı, vicdanımızı şekillendirmeyi becerebiliyorlar.

Totaliter rejimlerin evrensel değerlerimize rağmen yıllarca sürebilmeleri güçlerinden çok itaatimizin tarihi. Düzenin bile kendi ölçülerine göre çoktan gayrimeşrulaşmış olmasına rağmen, ‘’faul yaptın’’larla sınırlı muhalefetle, rejimleri oyunun kurallarına göre oynamaya çağırmakla, raf ömrünü uzatıyor, ufkumuza perde çekiyoruz.

Ne yapmalı?

ABD Bilim Vakfı’nın (NSF) 2014 raporuna göre yetişkin Amerikalıların yüzde 25’i, başka araştırmalara göre de Avrupalıların yüzde 34’ü, Kopernik Devrimi’nden beş yüz yıl sonra hala güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inanıyor.

Avcı toplayıcı, tarım, ve sanayii toplumlarında yetişkinlerden öğrenen gençlerdi. Yeni teknolojilerle roller değişti. Türümüzün tarihinde ilk kez başat konumdalar. Araştırmalarsa, toplumunun onları kaybettiğini gösterirken a politik oldukları söyleniyor. Tersine, yetişkinlerin gayrimeşrulaşmış düzeninde, topa girmeyerek politikler. Aklımda, o zaman 16 yaşında olan Greta’nın Birleşmiş Milletler’de iklim krizine dünyanın dikkatini çektiği ‘’Ne haddinize!’’ konuşması.

Gençlerin de söz sahibi olmasıyla yenilenmeliyiz.

Seçme ve seçilme yaşı kaldırılmalı.

 ‘’Yediden yetmişe’’ her yaşın seçmesi ve seçilebilmesini sağlayacak yeni vatandaş kabulündekine benzer ölçütlerin dünya çapında geliştirilerek meslekleri yalan üzerine kurulu politikacıların pabucunun dama atılması.

Sanatçıdan simitçiye, öğrenciye, işsize, kadar siyasetin herkesin sorumluluk alanına girmesi. Bir zamanlar, şu anda bulunduğum Floransa dahil, başka bir çok şehir devlette eskiden yüzyıllarca olduğu gibi yöneticilerin kısa dönemler için kurayla seçilmesi.

Ne yapmalı diye sorduğumuzda sonu yok düş gücümüzle yolumuzu açmamızın.

Yeter ki şikayetle yetinip edilgenliğimizin kalıplarına çakılmayalım.

Gezegenimizde tüm canlılar için alarm çalan iklim krizine çanak tutan, yakın gelecekte milyonları güneyden kuzeye göçe zorlayanların,

-Nükleer silahların bırakın yapımını, bir hafta önce uluslararası anlaşmaların yenilenmeyerek karşılıklı denetimini kaldıranların,

-Yapay zekanın kontrolsüz gelişmesinde trilyonlarca doları aşan sermayeyi tarihte görülmediği kadar seferber edenlerin,

-Medyanın ballandırarak sunduğu Epstein’in ibret verici serüvenlerinin ahlak tanımayan egemen düzenin olağan ifadesi olduğunu kabullenmekten kaçanların,

-Kurtuluşlarını, uzayı da sahiplenirken Marsta görüp, gezegenimizi feda etmeye hazır karunlaşmış teknokratların seyircisi olmaya daha ne kadar tahammül edebiliriz?

Sorun biziz.

‘’Kıyametin kopacağını bilsen de , elindeki fidanı dik,’’ lafı birlik olmadıkça beni kesmiyor. Tek başına kalınca vicdanımızı aldatmaktan öteye gitmiyor, ufkumuzu birlikte oluşturmamızı engelliyor.

Soru,

Ne yapabiliriz?

Yıkıcı güçler ancak yaratıcılığın gücünden kaynaklanacak güzellikle yok olup giderler. Bildik protestolarla biri gider öteki gelir. Tarihte örneğini çok gördük.

Erdemi de unuttular. 

Biz unutmayalım.

İlgili İçerikler