Katiyen erişime engellenmesi akla bile getirilmeyen -ki getirilmesin- kanallardan birinde, memleketin en önde gelen sivil toplum örgütü olarak gösterilen bir sivil toplum örgütünde yönetici konumunda bulunan bir isim, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişini yorumluyordu gün içerisinde:
“Elbette oy veren seçmenler var, onların durumu ayrı ama onu bir tarafa bırakalım.”
Bir tarafa bırakılan mesele “seçmenlerin tercihi…”
Devam ediyordu uzman:
“Elbette soruşturmalar falan da oluyor, bir tarafa bırakalım.”
Bir tarafa bırakılan diğer “önemsiz” mesele…
Sonra şöyle yorumluyordu Tugay’ın AKP’ye geçişini:
“Çok sayıda belediye başkanı transfer oldu. Demek ki ana muhalefet partisinin iyi yönetilmediğini düşünüyorlar.”
Türkiye’nin gerçeklikle bağı işte bu kadar…
* * *
Elbette arzulanan yorumlama biçimi bu.
Kitlelerin duymasını istedikleri yorumlar bunlar.
Bu nedenle de AKP iktidarı, 24 yıllık uzun iktidar süresinin ikinci yarısından itibaren medyadaki bütün kapıları tutmayı bir yöntem olarak benimsedi.
Dünyadaki örneklerin aksine yazılı basının yerlerde sürünmesi, bir anda kepenk kapatması bundan.
İzlenmeyen onca kanalda, onca programda birbirine benzer isimlerin aynı cümleleri sarf etmesinin bir nedeni var.
* * *
Ancak bu da yetmedi.
Kabul edelim ki yaşadığımız çağda belli bir işin uzmanı olmak çok kolay değil.
Medyayı kontrol edebilmek de özel bir uzmanlık gerektiriyor.
Öyle ya televizyonu var, gazetesi var, radyosu var, sosyal medyası var… Bir sürü açık, bir sürü gedik var.
Nereyi kapatırsanız kapatın, bir yerlerden “kaçak” oluyor.
Bu kaçakları kapatmanın yolu olarak sosyal medyada toplu kampanyalar nasıl yapılır, bunun için kaç kişi gerekli konularında uzmanlaşıldı önce.
Birkaç dakika içerisinde bir isim nasıl binlerce hesap tarafından paylaşılır, yapılacaklar konusunda nasıl bir meşruiyet zemini oluşturulur, bunun eğitimleri yapıldı.
Sonuç alındığını söylemek, hakkını vermek lazım!
* * *
Bu da yetmedi.
Buna rağmen hâlâ yazmayı çizmeyi sürdüren, fikirlerini söyleyen insanlar vardı. Bu kez sıra onların hesaplarına geldi.
Herhangi bir soruşturmanın konusu olmaksızın hesaplara erişim engeli getirilmeye başlandı. Soruşturmanın konusu olsa ne olur hem? Soruşturmaya konu mesajı engellersiniz olur biter değil mi, hayır öyle yapılmadı, insanların yıllardır kullandıkları hesaplar görünmez hale getirildi. Bunun için de X’in yönetimi ile yakın ilişkiler geliştirildi.
Ama burada da bir boşluk vardı. Hesabı engellenenler yeniden hesap açıyordu.
Üstelik bazıları yeni bir mesaj bile paylaşmıyordu.
Ama sanki bu insan yokmuş, hiç olmamış, bu ülkenin yurttaşı değilmiş gibi yeni hesabı da görünmez hale getirilmeye başlandı.
Hukuki bir mantığı elbette yok.
Suçu önlemek deseniz suç yok, yakın bir tehlikeyi önlemek deseniz mesaj bile yok. Gerekçesiz, hukuksuz…
* * *
T24’ten önce de haber sitelerine erişim engeli getirilmeye başlanmıştı. Birçok site bu yöntemle engellendi.
Şimdi de kısıtlı olanaklarla dünyadaki haber merkezleri arasında, üstelik Türkçe içerikle, en önlerde yer bulmayı başarmış T24 erişime engelli.
Olmayan bir suçtan, “Ailem Güvende” soruşturması gerekçe gösterilerek erişime engellendi.
Erişim engelleme öncesinde yüzlerce hesaptan gerçeğe aykırı bilgiler servis edilerek.
Elbette ülke gerçeğinden kopuk değiliz, ülkenin gerçekleri ortada.
* * *
Ama engellemeye gerekçe gösterilen haberlerden birinin başlığını atalım ortaya:
“5 Ocak 2015'te 23 yaşında bir genç, 'en mutlu günüm' diyerek köprüden aşağıya bıraktı kendini... İntihar değil herkesin katili bildiği bir cinayetti...
Kırmızı bir cinayet: Eylül Cansın'ı kim öldürdü?”
Gencecik bir insan fuhuş çetelerinin elinden kurtulamadığı için, son anlarını kameraya da alarak yaşamına son vermiş ve bunu yazmak propaganda suçunu oluşturuyormuş!
Devlet, bu çeteleri engellemek yerine bunun peşine düşmüş.
Propaganda yapıldığı iddia edilen diğer içerikler suç mu? Elbette değil…
Her birini ayrı ayrı tartışırız bir tartışma zemini yaratılırsa…
Öyle sloganların arkasına saklanmak kolay. En çok dışlanan, ötekileştirilen, yok sayılan kesimleri düşmanlaştırıp üzerinden politika yapmak da kolay.
Ama bir ölümün, gencecik bir ölümün bile “kelime tarayarak” bu kapsama alınmasını da tartışmayalım değil mi?
Suç olmayan bir suç yaratmak… Bu nedenle yapılan operasyonu meşrulaştırmaya çalışmak… Kanunlara aykırı yasaklı alanlar oluşturmak… Üstelik gerçek olmayan bir biçimde bunları servis etmek… Ne ararsan var…
Devlet nedir?
Başınıza bir iş geldiğinde aradığınız polistir… Haksızlığa uğradığınızda başvurduğunuz adalettir… Hastalandığınızda gittiğiniz hastanedir devlet.
Susturma yeri değildir, yaşayan insanları “dijital ölü” haline getirmenin aracı da değildir… Kanunsuz suç yaratma yeri de değildir.
Ve biliyoruz ki birilerine ait de değildir…
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


