Müstehcenlik, genel ahlak ve diğer ahlaki şeyler

Müstehcenlik, genel ahlak ve diğer ahlaki şeyler

Türkiye gerçekten ahlaki bir çöküntü yaşıyor. O çöküntü müstehcenlik, genel ahlak gibi kavramlarla açıklanamayacak kadar büyük. Artık kimse kimin nasıl bu serveti edinmiş olduğuna bakmıyor zira herkes hangi yöntemle olursa olsun benzer bir zenginliğe ulaşma arzusu taşıyor. Ahlak kavramının içini doldurmak çok kolay değil. Tanımlamak da öyle… Ama ahlaksızlığın nerede başlayıp nerede bittiğini anlatmak o kadar da güç değil. Emek-değer ilişkisinden başlayalım söze…

Müstehcenlik, genel ahlak ve diğer ahlaki şeyler

Türkiye’de karar vericiler, tanımları belirsiz, istedikleri zaman istedikleri gibi içini doldurabilecekleri kavramları pek severler.

İnanılmaz kullanışlı kanun maddelerinin soyut bir biçimle çıkartılmasının sebebi budur.

Terör tanımı öylesine esnektir ki misal sağ bir örgütün bütünüyle terör olarak tanımlanabilecek eylemi bu tanımın içine sokulmazken, herhangi bir fikir paylaşımı bir terör suçu olarak gösterilebilir.

Bugün AB ile Türkiye arasında açılan makasın ana nedenlerinden biri de Türkiye’nin bu tanımı değiştirmek istememesidir.

Elbette sadece terör tanımıyla sınırlı değil.

Müstehcenlik, genel ahlak, yakın tehlike gibi kavramların içi de iktidarın o dönemki keyfine ve buna paralel yargı pratiklerine göre doldurulur.

* * *

Adalet Bakanı Akın Gürlek, binlerce sosyal medya hesabının “sanal devriyeye” bir kelime nedeniyle takılmasından dolayı erişime engellendiği, muhalif hesapların yasaklandığı, yargı kararlarının eleştirilmesinden dolayı hesapların kapatıldığı, Cumhurbaşkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin son derece tartışmalı ve öznel konularda mutlak doğru gibi paylaşımlar yaptığı bir ortamda bütün bunlar yetmiyor gibi adliyelerde “dijital ortam güvenliği ve dezenformasyonla mücadele büroları” kurulacağını açıkladı.

Adliyelerde hangi haberin doğru, hangi haberin yanlış olduğuna kim, nasıl karar verecek de dezenformasyonla mücadele yürütülecek elbette belirsiz. Ama sorsanız, “siber vatan” güvenliği için böyle büroların kurulması şart!

“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gibi son derece soyut bir tanımla onlarca gazetecinin tutuklandığı bir ortamda bunu tartışmanın çok da anlamı yok elbette. Bu kanun çıkarken de aynı soruları gazeteciler sordu ama yanıt alamadılar. Sonrasında da vahim örneklerle karşılaştık. Halkı hangi haberin hangi unsurunun yanılttığı, kamu barışının nasıl zarar gördüğü soruları yanıtlanmadan insanlar aylarca cezaevinde tutuldu.

Bütün bunlar yetmemiş olacak ki dijital güvenlik ve dezenformasyonla mücadele büroları aracılığıyla hoşa gitmeyen hangi fikir, hangi haber varsa hepsine müdahale olanağı da yaratılacak.

* * *

Baskının dozu bazen artıyor, bazen de hafifliyor. Türkiye burası. Günün sonunda bir çemberin içerisinde tur atıp duruyoruz.

20 sene öncesine gidelim misal.

Kaos GL’nin o dönem çıkarttığı dergi için, 2006’da genel ahlak ve müstehcenlik gerekçesiyle toplatma kararı verildi. Derneğin o dönemki başkanı ve yazı işleri müdürü hakkında da müstehcenlik gerekçesiyle dava açıldı.

“Müstehcenlik” de elbette diğer kavramlar gibi bilerek içi boş bırakılan, tanımlanmayan bir kavram. Günü geldiğinde istediğiniz gibi içini doldurabiliyorsunuz.

Ancak açılan ceza davası beraatle sonuçlandı. Bunun üzerine toplatma kararının kaldırılması için de başvuru yapıldı.  Yıllar geçti, dergi ancak beraat kararları kesinleştiğinde iade edildi. Tam 5 yıl 7 ay sonra…

Kaos GL, bunun üzerine AİHM’ye başvuru yaptı.

2016’da bu başvuru sonuçlandı ve AİHM, Türkiye’nin hak ihlalinde bulunduğu sonucuna vardı.

Yorumları son derece anlaşılır ve basitti.

AİHM, bir devletin, özellikle reşit olmayanları gözeterek, “eşcinsel, müstehcen içeriklere erişmelerine müdahale edebileceğini belirtti. Ancak müdahalenin boyutunu tartıştı.

Derginin toplatılması yerine, küçüklerin erişiminin engellenmesinin, reşit olmayanlar için uyarı şartları konulmasının yeterli olacağını vurguladı.

Ayrıca derginin hangi yazısının, görselinin genel ahlaka zarar verdiğinin, müstehcen sayıldığının belirtilmediğine işaret etti.

* * *

AİHM kararının üzerinden 10 yıl geçti. Türkiye, genel ahlak ve müstehcenlik tanımlarını değiştirmedi.

Yine bu tanımların içini doldurmadan Kaos GL’den başlayarak onlarca derneğe baskın yaptı, onlarca insan tutuklandı.

Cinsel sağlıkla ilgili çalışmalar yapan derneklerden, psikiyatri alanında çalışan derneklere kadar onlarca STK’nın hesapları engellendi.

Yüzlerce insanın sosyal medya hesaplarına erişim engeli uygulandı.

Mesele AİHM kararı da değil. Türkiye’nin kendi yurttaşlarına reva gördüğü uygulama bu.

Yasaklar, engellemeler, soruşturmalar, tutuklamalar…

Yetmiyormuş gibi yeni yasaklar için yeni kurumlar oluşturma çabası.

Yetmiyormuş gibi “siber vatan” gibi kavramlara başvurarak, vatan kurtarıyormuş gibi meşruiyet zemini yaratma amacı…

* * *

Oysa Türkiye gerçekten ahlaki bir çöküntü yaşıyor.

O çöküntü müstehcenlik, genel ahlak gibi kavramlarla açıklanamayacak kadar büyük.

Fon vurgununa, vurgundan sonra ortaya çıkanlara bakın.

Henüz yirmilerindeki insanlara bugüne kadar “finans dehası” gözüyle bakılabilmesinin, akıl almaz servetlerinin olağan karşılanmasının bir nedeni var.

Artık kimse kimin nasıl bu serveti edinmiş olduğuna bakmıyor zira herkes hangi yöntemle olursa olsun benzer bir zenginliğe ulaşma arzusu taşıyor.

Kumarın yaygınlaşması, uyuşturucunun normalleşmesi, dolandırıcılığın vardığı boyut, hepsini bu zenginleşme arzusu ile açıklamak mümkün.

Türkiye, daha önce de benzer vurgunlar, zenginleşmeler gördü ama tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok, bu kadar normal, bu kadar yaygın olmamıştı.

Fon skandalı patladığında yer yerinden oynamıyorsa, iktidara yakın medya kurumları bütün bunları olağanmış gibi karşılayabiliyorsa bir nedeni var elbette…

Ahlak kavramının içini doldurmak çok kolay değil. Tanımlamak da öyle…

Ama ahlaksızlığın nerede başlayıp nerede bittiğini anlatmak o kadar da güç değil.

Emek-değer ilişkisinden başlayalım söze…

Ve bu yoksulluk dünyasında bu kadar zenginliğin en hafif tabirle ayıp ve sorgulanabilir olduğunun altını çizelim önce.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

Dezenformasyonu da bu büyük skandallara gözünü kapatan medyada aramaya başlarsak fena olmaz. Gerisi doğruyu arama çabası değil baskı ve sansürden ibaret kalıyor zira…

Bütün bunlardan sonra da cocuklara kimin nasıl kötü örnek olduğunu tartışmaya başlayalım.

İlgili İçerikler