Bir yanda 'çerçeve yasa' diğer yanda yargı kararları: İbrahim Kaboğlu ve akademisyenler devlete göre hâlâ 'iltisaklı'

Bir yanda 'çerçeve yasa' diğer yanda yargı kararları: İbrahim Kaboğlu ve akademisyenler devlete göre hâlâ 'iltisaklı'

Türkiye, “çerçeve yasa”yı ve PKK’lıların geri dönüşünü tartışıyor. 10 yıl önce sadece barış görüşmelerinin sürdürülmesini istedikleri için mesleklerinden olan Barış Akademisyenleri’nin mesleklerine dönmesine ise izin verilmiyor. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına, Yüksek Seçim Kurulu’nun imzacı akademisyenlerin vekil olabileceklerine karar vermesine rağmen İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, DEM Milletvekili Sevilay Çelenk’in de aralarında bulunduğu akademisyenler hakkında istinaf mahkemesi, “terör örgütü ile iltisaklı” kararları vermeye devam ediyor

Bir yanda 'çerçeve yasa' diğer yanda yargı kararları: İbrahim Kaboğlu ve akademisyenler devlete göre hâlâ 'iltisaklı'

Görüş açıklamasından, yazıdan, fikirden bu kadar ürkmek normal mi? Bir yandan ifade özgürlüğünden, özgürlüklerden söz etmek, dünyadaki kimi ülkelerin farklı fikir özgürlüğüne engel olduklarını söyleyip, sadece fikirlerini açıklayan akademisyenlere yapmadığını bırakmamak normal mi?

2016’da, bugün olduğu gibi bir çözüm sürecinin yürütülmesini talep eden akademisyenlerin başlarına gelmedik kalmadı.

Barış Akademisyenleri hakkındaki süreç nasıl ilerledi, kısaca anımsayalım:

  • Bazı üniversiteler, 15 Temmuz darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmamasına rağmen OHAL ihraç kararnamelerine bu bildiriye imza atan isimleri de eklemeye başladı. Garip olan, bazı üniversiteler hiçbir zaman bu yolu izlemedi. Aynı eylemi yapan bir bölüm akademisyen ihraç edilirken, bir bölümü mesleğini sürdürdü.
  • OHAL Komisyonu, ihraç kararlarına karşı yapılan itiraz başvurularını Ekim 2021’den itibaren reddetmeye başladı. Bunun üzerine idare mahkemelerine başvurular yapıldı.
  • Burada da gariplikler devam etti. İdare mahkemelerinin bir bölümü başvuruları reddederken bir bölümü yerinde buldu. Yine ikili hukuk işledi.
  • İdare mahkemelerinin verdikleri kararların itiraz başvuruları, Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin 13, 14 ve 15. İdari dava daireleri tarafından incelendi.
  • Bu incelemeler yapılmadan önce Anayasa Mahkemesi, barış bildirisinin düşünce özgürlüğü kapsamında olduğuna, bu nedenle akademisyenlerin cezalandırılamayacağına karar vermişti. Bu kararın anayasa gereği bağlayıcı olması gerekiyordu.

* * *

  • Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. Daire ise Anayasa Mahkemesi kararına rağmen, bildirinin imzalanmasının PKK/KCK ile irtibat ve iltisak açısından yeterli olduğuna karar vermeye başladı.
  • Danıştay 5. Daire, bu kararlara karşı pilot bir karar verdi. Anayasa Mahkemesi kararının anayasa gereği bağlayıcı olduğunu belirterek, sadece bildiriye imza atılmasının irtibat/iltisak anlamına gelemeyeceğine hükmetti.
  • Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın bu kararlarına rağmen Ankara BİM 13. Daire, aynı yöndeki kararlarını sürdürdü. Danıştay’ın bozduğu kararlara karşı, ilk kararında ısrar etti.

* * *

  • Bu durum öyle sistematik bir hal aldı ki 20 Temmuz itibarıyla haklarında lehe karar verilen 40 akademisyen için Ankara BİM 13. Daire’nin kararıyla ya aleyhe yürütmeyi durdurma kararı verdi ya da ilk kararında ısrar ederek, ihraçların doğru olduğunu belirtti. Akademisyenler bu nedenle ya görevlerine dönemedi ya da dönmüş olanlar yeniden üniversiteden uzaklaştırıldı.
  • 47 akademisyen hakkındaki ihraç kararının doğru olduğuna hükmeden ilk derece mahkemelerinin kararını da büyük hızla yerinde buldu. Onların da dönüşünü engelledi.
  • Bu süreçte sadece 1 akademisyen hakkında adı TBMM’nin imzacı listesinde yer almadığı ve imzacı olduğunu saptayamadığı için lehe karar verdi.
  • Üstelik Danıştay, verilen bu kararların 27’sini bozdu. Gelen dosyaların 8’ini değerlendiren BİM 13. Daire, ilk kararında direndi ve dosyaları Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na gönderdi.
  • BİM’in bu kararları nedeniyle, barış bildirisinin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen onlarca akademisyen görevlerine dönemedi, dönenlerin yeniden ilişiği kesildi. Artık üniversiteler sonradan ilişik kesme yapmamak için BİM 13. Daire’nin kararlarını beklemeye başladı.

* * *

  • Buna karşılık aynı yetkilere sahip BİM 14 ve BİM 15. Daireler, Anayasa Mahkemesi’nin kararını bağlayıcı kabul ediyor. Sadece imza atılmasının irtibat/iltisak için yeterli olmadığına hükmediyor. Ancak onlar da Anayasa Mahkemesi kararını farklı yolla aşıyor. İmzanın yanına sosyal medya mesajı ekleyerek, bir basın açıklamasına katılmasını gerekçe göstererek irtibat/iltisak yaratmaya çalışıyor. Akademisyenlerin tüm hayatı güvenlik raporu hazırlanması için didik didik ediliyor. Fikir özgürlüğü, temel ifade özgürlüğü hakları ihlal ediliyor.
  • Olumlu kararlar veriyormuş gibi görünen Danıştay 5. Daire’nin de durumu farklı değil. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanması gerektiğine hükmeden daire, buna karşılık bir sosyal medya mesajını irtibat ve iltisak kanıtı sayabiliyor. Davanın konusu buymuş gibi akademisyenlerin basit bir mesajından irtibat ya da iltisak çıkartabiliyor. Bir ceza mahkemesi gibi karar verebiliyor. Üstelik akademisyenlerin terör suçlamasından beraat etmiş olmalarına rağmen…

* * *

Buraya kadar olanların bir bölümünü biliyoruz.

Barış akademisyenleri sistem tarafından neredeyse düşman ilan edilmiş durumda. İhraç edilmeyenlerin bile kademe ilerlemeleri durduruldu ya da fiilen bu akademisyenlere kadro verilmeyerek mesleki ilerlemelerinin önüne geçildi.

İhraç edilenler 10 yıldır türlü mesleklerle geçimini sağlamaya çalışıyor. Bu 10 yıllık süreçte ne hikmetse hiçbirinin terör eylemi olmadı! Olmayacağı da belliydi zaten. Bu olmayınca yargı ne yapsın, sosyal medya mesajından “iltisak” yaratılmaya çalışıldı.

Düşünün bir tarafta ihraç edilen, 15 Temmuz gecesi sağı solu bombalamış insanlar var bir tarafta sosyal medya mesajı yayımlayanlar.

Hoş, FETÖ vs. gerekçesiyle ihraç edilenlerin durumu da farklı değil. Örgütün tepe yöneticilerinin bir bölümü yıllarca aktif görevlerde bulundu ama sendika üyeliği olan, birine selam vermiş bulunan insanlar ihraç edildi.

* * *

Ama komedi bununla da bitmiyor.

İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu.

Bütün dünyada saygın bir anayasa hukukçusu, bilim insanı olarak kabul edilen, bu devlette 40 yıl akademisyen olarak çalışan, karıncayı incitmeyeceği herkes tarafından bilinen, milletvekilliği de yapan ve YSK tarafından vekil olma yeterliliği tescil edilen Kaboğlu hakkında da yeni bir karar çıktı.

Kaboğlu, barış bildirisine imza attığı gerekçesiyle Marmara Üniversitesi tarafından ihraç edilebilmişti. Bu bile yeterince komikti. Şimdi, Bölge İdare Mahkemesi 13. Daire, Kaboğlu’nun ihraç kararı nedeniyle açtığı tazminat davasını reddetti. Gerekçe, iltisak. Ne diyelim, büyük keşif! İbrahim Kaboğlu’ndan terörle iltisaklı insan yarattık…

* * *

Şöyle değerlendiriyor bu kararları Kaboğlu:

“OHAL Komisyoru kararını iptal eden Ankara İdare Mahkemesi kararına karşı Marmara Üniversitesinin istinaf başvurusu üzerine BİM 13. Daire, 9 Mayıs 2026 tarihli kararı ile OHAL Komisyonu kararını, ihraç kararını yerinde buldu.  Bu kararı ile Bölge İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararını kararını tanımaması ötesinde, kesinleşmiş bulunan ağır ceza mahkemesi kararı yokmuş gibi davrandı. Dahası, hakkımda YSK kararı da var. Başka bir anlatımla; Ankara 13. BİM, bütün yargı düzenleri bakımından; adli yargının kesinleşmiş ve bağlayıcı olan kararına aykırı, anayasal yargının kesinleşmiş ve bağlayıcı olan kararına aykırı, seçim yargısının kesinleşmiş ve bağlayıcı olan kararına aykırı, idari yargının, ilk üç yargı düzeni kararlarına uygun kararına aykırı karar vermiş oldu.

Üç husus daha:

İltisak: ağır ceza mahkemesi, ceza hukuku bakımından bu bağı tümüyle koparmıştı. Kaldı ki, iltisak, 15 Temmuz sonrası mevzuata sokulan kavram; oysa, Barış Bildirisi 11 Ocak 2016 tarihli: anayasaya göre savaş durumunda bile "suç ve cezalar geçmişe yürütülemez". Dahası, Barış Bildirisi ve 16 Temmuz darbe girişimi arasında doğrudan veya dolaylı hiç bir ilişki yok.

Ankara 13. BİM, yargı mercii niteliğini bir yana bırakıp, kendini, OHAL ortam ve koşullarında ve sınırlı bir zaman dilimi için, kendilerini sorumsuzluk zırhına bürüyen siyasiler tarafından -geceyarısı kararnamelerine meşru görüntü vermek için- oluşturulan siyasi nitelikte OHALİİK konumuna indirgemiş oldu. Başka bir deyişle, dönemin siyasal iradesini de aşarak OHAL'i ve OHALİİK'i kalıcılaştırma misyonunu üstlenmiş oldu. Tek sözcükle, hicap verici...”

* * *

Kaboğlu ile de sınırlı değil güncel kararlar.

Ankara BİM 13. Daire’nin bir başka kararı DEM Parti Milletvekili, Ankara Üniversitesi’nden ihraç edilen Sevilay Çelenk hakkında. Çelenk’in ihraç kararını yerinde bularak, aksi yöndeki idare mahkemesi kararını da bozdu aynı daire.

Bir başka karar. Akademisyen Serdar Tekin, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalayanların gözaltına alınmaları, linç edilmeye çalışılmaları üzerine ifade özgürlüğünü korumak, desteklemek için destek imzası veren 2 bin 200’ü aşkın akademisyenin arasındaydı ve bu nedenle ihraç edildi.

Ancak BİM, bu kadar açık bir tabloya rağmen bugün hala bildirinin ifadelerini tartışıyor, o dönem “öz yönetim” ilan edenlere moral verildiğini savunuyor, ifade özgürlüğü kavramıyla asla bağdaşmayan temel mantıktan hareketle, “Devlete laf söylüyorsun, örgüte söylememişsin” görüşü üzerinden karar kuruyor.

İdare mahkemesi görevine dönmesine karar vermiş ancak BİM bunu da ortadan kaldırıyor. Üstelik Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı kararını da şöyle aşıyor:

“Bildiriye imza atma eyleminin niteliği gözetildiğinde ve bu eylem nedeniyle  adli yönden verilen cezalar ve idari yönden uygulanan yaptırımlar göz önüne alındığında; adli olarak verilen hürriyeti bağlayıcı cezalara (hapis cezası) kıyasla daha hafif sonuçları olduğu açık olan ve bir idari tedbir olarak tesis edilen kamu görevinden çıkarma idari işleminin ifade özgürlüğüne orantılı bir müdahale olduğu diğer bir ifadeyle, hürriyeti bağlayıcı cezanın sonuçları ile kıyaslandığında davacı hakkında daha hafif sonuçları içeren dava konusu işlem ile davacının ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantısız olmadığı kanaatine varılmıştır.”

Anayasa Mahkemesi’ni isteği gibi çevirebiliyor. BİM’e göre mahkemenin “ifade özgürlüğüne aykırı” bulduğu, hak ihlali saydığı ihraç kararı ağır değilmiş. Bu karar sadece ceza davaları için verilmiş. Ne güzel yorum!

Avukat Arif Ali Cangı da temyiz dilekçesinde evrensel hukuku, Anayasa Mahkemesi’ni, iltisak kavramının uygulanamayacağını savunuyor ama Danıştay’ın yorumları da ortada.

* * *

Bir başka güncel karar akademisyen Vahdet Mesut Ayan hakkında. Yine aynı istinaf mahkemesinden…

Karar kopyala yapıştır aynı. Bildiri anayasaya sadakat yükümlülüğüne aykırıymış… Peki ne diyordu Danıştay 5. Daire kararında; “Asıl Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı kararına uymamak bu kapsamda değerlendirilmelidir…”

Kime inanacağız, kimi esas alacağız?

* * *

Şimdi çerçeve yasa tartışılıyor, Türkiye, PKK’lıların dönüşü, örgütün eylemleri bitirmesi konusunda adım atmaya hazırlanıyor.

Devlet, bu konuda özel çalışmalar yapıyor.

Barış akademisyenleri 10 yıl önce ne diyordu peki?

Dili sert de olsa, AİHM kriterlerini esas alacak olursak, “şoke edici de olsa” barış sürecine dönülmesini, 7 Haziran’da kesintiye uğratılan sürecin sürdürülmesini…

Ne oldu şimdi?

Aynı durumdaki insanlara karşı farklı uygulamaların yapılmasını geçtik, örgütün eylemlerini bütünüyle bitirmesi için geri dönüşleri tartışabiliyoruz ancak bildiriye imza atanlar mesleğine dönemiyor, bu yol tamamen kapalı öyle mi?

Üstelik bir yandan da dünyanın çeşitli yerlerinde benzer barış çağrıları yapan akademisyenlerin üniversitelerden dışlanmasını protesto ediyoruz.

İnsanların hayatları çalındı, 10 yılları çalındı, onlarca yıllık emekleri çalındı.

Buna karşılık elimizde kalan anayasaya aykırı, üst mahkeme kararlarına aykırı sloganlar…


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler