Coşkun hocama dair anma töreninde, sabahtan itibaren koşuşturma içinde olan insanları ayrıca yormamak için konuşmaktan vazgeçtim. Ama gençlik yıllarımdan itibaren onunla iletişimde olan ve son 15 yıldır da onunla çalışma fırsatı bulan bir hasta olarak ben de onu anlatmalıyım diye düşündüm.
1974 yılında kas hastası ağabeyime o kas hastalığı teşhisini koymuş ve babamı “Doğacak diğer çocuklarınız da hasta olabilir” diye uyarmış, aile planlaması önermişti.
Bize her ay D vitamini iğneleri gönderdiğini hayal meyal hatırlıyorum. Çocuktum, o iğneyi alıp mahalle ebesinin kapısını korkuyla çalardım.
Yıllar içinde kas hastası olduğum iyice anlaşılınca, lise öğrencisi iken kendisiyle yazışmaya başladım. Cep telefonunun olmadığı, televizyonların bir iki kanal olduğu yıllardı. Kendisi doktorum olmadan önce mektup arkadaşım oldu.
Beni hiç yanıtsız bırakmadı. Bazen dernek sekreteri arar, “Hoca falanca tarihte TV’ye çıkacak, sana selam gönderecek, oradan izlemeni istedi” derdi.
Onunla yazışmalarımız çoğunlukla hastalık üzerine değildi. Toplumsal yapı, politika, cumhuriyet değerleri üzerine yazışırdık.
Liseyi bitirdikten sonra beni İstanbul’a davet etti. “Belki hastalığına teşhis koyarız” dedi.
Abimle birlikte İstanbul’a geldim. Coşkun hocam ile Kas Hastalıkları Derneğinde buluştuk, öncelikle sohbet ettik. Hiç gidemediği Doğu Anadolu’daki durumları merak ediyordu, birçok soru sordu. Çapa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalında biyopsi yaptırmam için gerekli ayarlamaları yapmıştı. Gidip sıkıntısız biyopsi yaptım Çapa’da.
İletişimimiz daha da güçlenerek devam etti.
Her görüşmemizde Doğu’yu, oradaki durumu, yaşantıyı merak ile sorardı.

Otuzlu yaşlarımda Avrupa Kas Hastalıkları Birliğinin Malta’da düzenlenen gençlik kampına gitmemi teklif edip destekledi. 90’lı yıllardı. Bugün dahi kas hastalarının var olması, bağımsız yaşaması ülkemizde oldukça zorken, ben o yıllarda kendi ülkelerinde oldukça yapıcı ve iyi yaşayan, evli kas hastaları ile yurt dışında bir araya gelme, paylaşımda bulunma şansı buldum.
“Türkiye’de de Engelli insanın bir gün bu yaşam koşullarını yakalaması hayali ile döndüm."
Coşkun Özdemir’in de hayallerinden biri de bu idi. Çok iyi biliyorum.
2000’li yıllarda onun onayı ve izni ile Bursa Şubesi'ni kurmaya giriştim. İzin için Kas Hastalıkları Derneği'ne gelip kendisi ve yönetimle görüşmüştük. İzni aldık. Onun her gelişimde yaptığı bir şey vardı: önüme çömelir, göz teması kurarak sorular sorar, sohbet ederdi. Yine aynı şeyi yaptı ve bana “Doktorları yönetime alma, çünkü sizin onlara ihtiyacınız yok; onların size ihtiyacı var, bunu sakın unutma” dedi. Bursa şubesini bu öneri doğrultusunda kurduk. Aile ve hastaların kurduğu ilk şube oldu böylece.
2012 yılında “Uzaktan genel merkezin çalışmalarına destek olur musun?” dendi. Hayır diyemedim. İnternet üzerinden genel merkez ile çalışmaya başladım. Sabahlara kadar çalıştığımız zamanlardı o zamanlar. Bir kaç saat uyur kaldığım yerden devam ederdim.
Coşkun Hocam ile de her an iletişim içindeydim. Biz kas hastalarının enerjisi düşüktür. Hocamın ise bitmeyen, yetişmekte zorlandığım bir enerjisi vardı. Her adımı, her yapılanı, yeniliği bilmek istiyordu.
Gece yarısı arardı bazen. Hatırlayamadığı bir isim, kafayı taktığı bir durum olurdu. “Hatırlayamazsam uyuyamam” derdi. Bazen bilgisayarında bir program bozulurdu ya da bir evrak arardı, bulamazdı: “Bağlanıp bakar mısın?” derdi.
Kas Hastalıkları Derneğine Destek için çabalarken kendimi yönetim kurulu üyesi olarak buldum. Sık sık bir araya gelir olduk. Arşivime baktığımda en çok yazıştığım insanın Coşkun hocam olduğunu görüyorum. Bitmeyen bir enerji ile yazmış. Yanıtlamaya yetişemediğim mailleri ile ilgili aramaya üşenmezdi. Bazen “Hocam sizi yormak istemiyorum” dediğimde, “Ben yorulmam, gece gündüz ne zaman olursa olsun bana soru sormak için arayın yazın” derdi. Aramazsak kızardı.
Her buluşmamızda bilip bilmediğimizi ölçmek için sorgulardı. Danimarka anılarını her fırsatta tekrarlardı. Cidden yorulmuyordu. Bir etkinlikte gençlerle halay çekti. Herkes yoruldu, durdu ama Coşkun hocam sonuna kadar devam etti. Asansör kullanmıyor yürümeyi tercih ediyordu.

Zaman zaman şehir dışından konferans teklifi gelirdi. Heyecan ile karşılardı bu çağrıları. Bir kış ortası ufak bir kaza geçirdiğini, kaburgalarından birinin kırıldığını, nefes aldığında acı duyduğunu paylaştı. “Dinlenin hocam” dedik. Tam o sırada şehir dışından konferans teklifi geldi. “Gitmeyin bu halde” dedik. “Hayır, gideceğim, bir sorunum yok ki” dedi. Dernek aracı ile gidip dönsün diye ayarlama yaptık. Konferans sonrası ona eşlik eden insanlar onu zorla geri getirdiler. Kalmak ve o toplulukla daha çok sohbet etmek istemişti, acı çektiği halde.
Birkaç yıl önce Emine hanım bir daha Dünya turu yapalım mı diye sorduğunu paylaştı. Evet desem bir daha gidecek üç kez dünya turu yaptık yeterli demişti Emine hanım.
Doğu ve Güneydoğu’da çektiğimiz DMD hastalarını konu alan Düşümdeki Uçurtma belgeselinin galaları için ilk kez doğuya geldi. Diyarbakır, Batman ve Van illerinde galalar organize etmiştik. Ben memleketim Tatvan’da ayrıca geniş içerikli bir organizasyon yapmıştım, belediye ve ticaret odası desteği ile. Hocam çok heyecan duymuştu bu yörenin insanı ile bir araya gelmekten. Diyarbakır’dan heyecan ile arayıp burada genç kızlar gece de dışarı çıkabiliyorlar. Çok modernler. Çok şaşırdım demişti.
Belgesel ekibi Diyarbakır’da iken Gezi olayları başladı. Beni aradı uçak biletimi al İstanbul’a döneyim. “Gezi olayları var orada olmalıyım” dedi..
“Hocam biz Tatvan’da çok büyük bir organizasyon yaptık lütfen dönmeyin. Buraya gelin söz sizi buradan göndeririz” Dedim. Beni kırmadı geldi. Onları pankartlar ile karşıladık. Çok etkilendi. Bir konferansın ardından Van gölü etrafında organize ettiğimiz bir geziye çıkardık kendisini. Ahlat’a gittik Selçuklu Mezarlığını gezdik. Yemek yedik. Çok mutlu oldu orayı çok sevdi. Emine Hanımı ikna et gelecek yaz burada tatil yapalım gölde yüzmek istiyorum dedi. Akşam onları için Belediye başkanı büyük bir yemek organize etmişti. Yemek sonrası müzikli bir yere götürdük kendisini gece boyunca halay çekti oradaki gençler ile. Sohbet etti. Öbür gün onu Van üzerinden İstanbul’a uğurladık. Sık sık o koşullardan söz ederdi.
Facebook açıldığında “Ben de orada olmak istiyorum” dedi. Twitter oluştuğunda “Ben de tweet atmak istiyorum” dedi. Oraya kayıt oldu, öğrenmeye çalıştı.
Son ana kadar “Her ayrıntıyı paylaşın, ben her şeyi bilmek istiyorum, yorulmam” dedi. Dernekte sabahtan itibaren ne yaptıysanız tek tek yazın derdi.
Onunla kızlarım dediği hocalarımız ile dernekte buluşma hayalimiz vardı bu bahar. Yazık ki sağlık sorunları izin vermedi.
Kaybı karşısında yüzlerce insan yazdı, üzüntüsünü bildirdi. Yüzlerce insana bitmeyen bir enerji ile dokunduğunu vefatıyla bir daha yaşadık.
Onunla çok şey yaşadım, ondan çok şey öğrendim. Birlikte yurt dışına seyahat ettik, toplantılara katıldık, derneğimiz tahliye edilmek istendiğinde birlikte kendimizi derneğin sütunlarına zincirledik, yeri geldi birlikte dans ettik. Konserlere gittik. Yurt dışına gideceği zaman elinde kâğıt kalem gelirdi size ne getireyim diye sorardı. Bize de hediyeler almadan dönmezdi.
Vefatını duyunca... Hastası şehir dışından çıkıp geldi.

O hastası yıllarca hastalığına teşhis koydurmaya çalışmış ama başaramamış. Gidip askerlik yapmak zorunda kalmış ve çok sorun yaşamış. Onu cumhuriyet gazetesinden bulup yazışarak yanına gelmiş. Hocam onu hastaneye yatırıp teşhis koymuş. O arkadaşımız teşhis yazılan raporunu Üniversite diploması olarak niteliyor. Hayatım değişti böylelikle diyor.
Yine bir hastası yazdı. Ben randevu almadan İzmir’den Çapa Tıp Fakültesi'ne geldim. Sekreterine beni onun ile görüştürsün diye yalvarıyordum ki, arkamdan bir el omuzuma dokundu. Döndüm baktım Coşkun Hoca idi. “Gel bakalım, sorunun nedir konuşalım” demiş kendisine. Onunla sohbet etmiş. Muayene etmiş testler yaptırmış ve ALS teşhisi koymuş. “Çok gençsin üzgünüm ama ALS sin” demiş kendisine.
Hocamın çok sık talep ettiği bir şey vardı bizden. Şehir dışındaki hastalarını arayıp ne durumdalar öğrenmemizi isterdi. Arayan her hastaya telefonunu çekincesiz vermemizi isterdi. Ben yorulmam verin telefonumu derdi.
Varlığı her şeyden önce benim için güven verici idi. Her anlamda destekleyici idi çünkü her şeyden önce.
Türkiye Kas Hastalıkları Derneği adına ekip olarak kendisini anlatmaya çalıştığımız yazıyı paylaşarak bir daha sevgi ile saygı özlemle ile anmak istiyorum.
Coşkun Hoca...
Bazı insanlar vardır…
Hayatları yalnızca yaşadıkları yıllarla ölçülmez.
Yetiştirdikleri insanlar , dokundukları hayatlar , inşa ettikleri kurumlarla ve geride bıraktığı değerlerle yaşamaya devam ederler.
Prof. Dr. Coşkun Özdemir de o insanlardandı.
1929’da Urfa’da doğan Özdemir’in yaşamı Cumhuriyet’in ilk kuşaklarının yetiştiği yıllarda başladı. Urfa’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Avrupa ve Amerika’ya uzandı.
1946’da girdiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1952’de mezun oldu.
Hekimliğe başladığı yıllarda, nöroloji ve psikiyatri bugünkü gibi birbirinden tamamen ayrılmış uzmanlık alanları değildi. Özdemir, o dönemde uzmanlık diplomalarında “Akıl ve Sinir Hastalıkları” ifadesi yer aldığını anlatıyor.
1954’te asistanlığa başladığı Haseki Hastanesi’nde 1957’de başasistan oldu. Daha sonra nörolojiyi seçerek bu alana yoğunlaştı ve 1960’ta nöroloji doçenti unvanını aldı.
1962 ile 1968 arasında Haseki Hastanesi Nöroloji Kliniği Şefi olarak görev yaptı.
Ona göre hekimlik hastane koridorlarından ibaret değildi.
Bilimi takip etmek, sürekli yeni şeyler öğrenmek ve dünyadaki gelişmeleri Türkiye’ye taşımak gerekiyordu.
Bu arayış onu önce Danimarka’ya götürdü.
1963- ve1964’te Kopenhag’da Dünya Sağlık Örgütü’nden rehabilitasyon eğitimi aldı.
1964’te Londra’daki National Hospital for Nervous Diseases’te nörofizyoloji alanında çalıştı.
1969 ile 1972 arasında ise Boston’daki Harvard Üniversitesi Massachusetts General Hospital’da nörofizyoloji alanında araştırmalarını sürdürdü.
Özellikle nöromusküler hastalıklar ve Myasthenia Gravis, bilimsel yaşamında önemli bir yer tuttu. Hatta anılarında Harvard yıllarında başlıca araştırma alanlarından birinin Myasthenia Gravis olduğunu anlattı.
Yurt dışındaki çalışmalarının ardından bilgi ve deneyimini Türkiye’deki hekimlik ve akademik yaşamına taşıdı.
1968’de görev yapmaya başladığı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda uzun yıllar Profesör olarak çalıştı.
Sayısız öğrenci yetiştirdi.
Genç hekimlerin eğitimine katkıda bulundu.

Türkiye’de nöroloji ve nöromusküler hastalıklar alanındaki çalışmaların gelişmesinde çok önemli bir rol üstlendi.
1989 ile 1996 arasında, emekli olana kadar İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü.
Fakat Özdemir’in yaşamındaki en önemli izlerden biri, bilimsel çalışmalarının çok ötesine uzandı.
O, kas hastalıklarıyla yaşayan bireylerin yalnızca tıbbi ihtiyaçlarının değil, sosyal yaşamları, hakları ve yaşam kalitelerinin de desteklenmesi gerektiğine inanıyordu.
Ve bu inanç, 1978’de çok önemli bir adıma dönüştü.
Özdemir, hekimler ve kas hastası bireylerin öncülüğünde Türkiye Kas Hastalıkları Derneği, yani KASDER’in kuruluşuna öncülük etti ve derneğin kurucu başkanı oldu.
KASDER Türkiye’de kas hastalıkları alanında kurulan ilk sivil toplum kuruluşuydu.
Ama sadece bir dernek değildi.
Bilimsel bilgi ile hasta deneyimini aynı çatı altında buluşturan; kas hastası bireyler ve ailelerinin bilgiye ulaşmasını, güçlenmesini, sosyal yaşama tam ve etkin katılımını desteklemeyi amaçlayan uzun bir yolculuğun da başlangıcıydı.
KASDER, kas hastalıkları konusunda farkındalık oluşturmak, kas hastası bireylere ve yakınlarına rehberlik etmek, yaşam kalitelerini desteklemek ve haklara erişim konusunda çalışmalar yürütmek için faaliyet gösteriyor.
Yıllar içerisinde eğitim ve güçlendirme projeleri, uzman buluşmaları, medikal cihaz destekleri, öğrenci bursları, farkındalık etkinlikleri ve hak temelli savunuculuk çalışmaları yürüttü.
Özdemir, yazar kimliğiyle sanata, edebiyata ve tarihe de oldukça önem verirdi.
Onun için bilim, bitmeyen bir öğrenme yolculuğuydu.
1954’te başlayan nöroloji serüveninin üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra bile kendisini hâlâ öğrenmeye devam eden bir hekim olarak tanımlıyordu.
Bir zamanlar yalnızca tanımlanabilen bazı kas hastalıklarında yeni tedavi olanakları ortaya çıkıyor, nöroloji ve nöromüsküler hastalıklar alanında her geçen yıl yeni bilgiler üretiliyordu.
Çünkü tıp değişiyordu.
Bilgi gelişiyordu.
Bugün Özdemir’in ardından bakınca yalnızca akademik unvanlar ve görevler görmüyoruz.
Haseki Hastanesi’nden İstanbul Tıp Fakültesi’ne…
Kopenhag’dan Londra’ya…
Harvard’dan Türkiye’ye uzanan bir bilim yolculuğu,
Öğrencilerini,
Nörolojiye ve kas hastalıkları alanına sunduğu katkıları
Ve 1978’de atılan bir adımın, bugün hâlâ kas hastası bireyler ve aileleri için çalışmaya devam eden KASDER’de yaşadığını görüyoruz.
Çünkü bazı insanlar gittiğinde geride yalnızca hatıralar bırakmaz.
Öğrenciler…
Bilgi...
Kurumlar..
Mücadeleler…
Ve en önemlisi umut bırakır.
Prof. Dr. Coşkun Özdemir…
Bilime adanan bir ömrün, öğrenme tutkusunun ve kas hastalıklarıyla yaşayan bireyler için sürdürülen uzun soluklu bir mücadelenin simgelerinden.
Açtığınız yolda yürümeye, bilimin ışığını çoğaltmaya ve KASDER çatısı altında bugünlere getirdiğiniz mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.
Sevgili Coşkun hocamızı; bilime, ülkemize, nörolojiye ve kas hastaları için verilen mücadeleye kattığı tüm değerlerle, saygı, özlem ve minnetle anıyoruz.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


