Sokakta hapis, sahnede kahkaha: 'Adnan Menderes'in gülmekten kravatını fırlattığı' Muammer Karaca Tiyatrosu'nun dünü, bugünü ve yarını!

Sokakta hapis, sahnede kahkaha: 'Adnan Menderes'in gülmekten kravatını fırlattığı' Muammer Karaca Tiyatrosu'nun dünü, bugünü ve yarını!

"Adnan Bey buraya gelip çok gülüyor ve çok güldüğü zaman da kravatını söküp sahneye fırlatıyor. Böyle bir ilişki var. Sokakta başka birisi Adnan Bey'e bu lafları söylese anında hapse atılıyor. O dönem gençler hapiste, bir sürü gazeteci hapiste. Sokaktan çıkıp birisi bunları söyleyemiyor. Ama tiyatroda söylendiği zaman Adnan Bey bunu hoşgörüyle karşılıyor ve insanlar da diyor ki "Ne kadar hoşgörülü, bak o kadar alay ettiler. Sonra bu politik mizah fazla büyümeye, ciddileşmeye başlıyor. Demokrat Parti karşıtı oyunlar sahnelenince birdenbire o dönemin komutanlarından biri veya vali çağırıp bu oyunları durdurtuyor bir süre. Çünkü sadece Muammer Bey değil, herkes politik mizah yapmaya başlıyor. Ama Muammer Bey'in yeri farklı tabii, Türkiye'nin ilk politik mizahı sahneye taşıyan kişisi"

Sokakta hapis, sahnede kahkaha: 'Adnan Menderes'in gülmekten kravatını fırlattığı' Muammer Karaca Tiyatrosu'nun dünü, bugünü ve yarını!

İstanbul’un kültürel belleğinin en önemli taşıyıcılarından biri olan İstiklal Caddesi, yıllar içinde pek çok hafıza mekânının yok oluşuna ya da terk edilişine tanıklık etti. 19. yüzyılın başlarından bugüne uzanan tiyatro ve sinema geleneğinin önemli durakları; kentsel dönüşümler, değişen sosyolojik dinamikler ve rant kavgalarına kurban giderek birer birer kapanırken; bu mekânların aslına uygun olarak yeniden kente kazandırılması kent kimliği adına hayati bir mücadeleye dönüştü.

Her şeye rağmen bu yıkım furyasına 14 yıl direnen ve kentsel bellek mücadelesinden sağ çıkmayı başaran Muammer Karaca Tiyatrosu, İstiklal Caddesi için umut veren bir geri dönüşe imza attı.

Tiyatrocu Nedim Saban ve İBB Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Merve Gedik; Muammer Karaca’nın 1955 yılında kendi öz sermayesiyle kurduğu tiyatronun altın yıllarını, dönemin politik mizah geleneğini, 2012 yılında apar topar tahliye edilmesinin kent belleğinde yarattığı tahribatı, 14 yıllık karanlık sürecin ardından İBB Miras eliyle yürütülen titiz mimari restorasyonu ve yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun bağımsız tiyatrolara açılan yeni dönemini T24'e anlattı.

 

- Nedim Bey, ilk önce 1955 yılına bir dönelim ve biraz da öncesini konuşalım istiyorum. Muammer Karaca hiçbir devlet desteği almadan İstiklal Caddesi'nin göbeğinde bu devasa tiyatroyu kurdu. Öncelikle Muammer Karaca neden böyle bir ihtiyaç hissetti? İkinci olarak burayı nasıl var edebildi o imkânsızlıklar içinde? Biraz bize öncesini ve tiyatronun kuruluş hikâyesini anlatabilir misiniz?

Nedim Saban: Muammer Karaca aslında 1940'ların sonlarında, özellikle Lüküs Hayat gibi operetlerde çok ciddi parlayan bir oyuncu. O dönem maalesef Direklerarası artık kapatılmış. 1950'lerde insanlar artık bu opera tarzı oyunları izlemeye Beyoğlu'na geliyorlar ama burada da çok tutmuyor o oyunlar. Çünkü buranın sosyolojik yapısı ve kent yapısı o Direklerarası geleneğinden farklı.

Muammer Bey bazı kumpanyalarda çalıştıktan sonra tabii ki hemen yeteneği fark ediliyor ve kendi tiyatrosunu kuruyor. Kurduğu tiyatroyla da altı yıl Anadolu turnesi yaparak biriktirdiği para ve o dönem aldığı bir krediyle beraber burayı açıyor. Daha doğrusu şöyle oluyor; altı yıl bir para biriktiriyor. Ondan sonra Taksim'de Sular İdaresi'nin olduğu veya Maksim'in olduğu binada Muammer Karaca Tiyatrosu var oluyor. Ama tabii o dönem Beyoğlu çekim merkezi olarak daha önemli.

Ondan sonra da kendi sermayesiyle, bu da Türkiye'de ilk defa olan bir şey, birisi tiyatro kuruyor. Hatta freskler var, halılar var. İlk program dergisinde "Korkmayın, biz aynıyız" yazıyor. Çünkü insanlar biraz korkuyor. O kadar şık bir tiyatro oluyor ki burası... "Çok mu pahalıdır? Biz orada nasıl davranırız, ne yaparız? Gülebilir miyiz rahatça?" diye bir korku yaşıyorlar. Muammer Bey de adeta özür diler gibi ilk açılış gecesi yaptığı konuşmada anlatıyor.

Muammer Karaca ve Reşat Bey, Darülbedayi'de kuliste hazırlanırken, 1955

Kendi tiyatrosunu öz sermayesiyle açıyor. Bunun benzeri, biliyorsunuz Ferhan Şensoy Ses Tiyatrosu'nu gene Anadolu turnesinden hiçbir ödenek almadan açtı. BKM aynı şekilde daha sonra turneden biriktirdiği parayla salonunu açtı. Ama Muammer Bey bu anlamda benzersiz, ilk oluyor. Şu anda da burasının açılmasıyla beraber burası İstanbul'un ikinci tarihi tiyatrosu konumunda. Birincisi Ses Tiyatrosu ki çok iyi korunması gerekiyor, ikincisi de burası.

Böyle açıldıktan sonra da burada gerçekten çok parlak bir sezon geçiriyorlar. Çünkü Cibali Karakolu var. Aslında Cibali Karakolu bir Fransız vodvili, Muammer Bey izliyor. Batıya dönük bir adam ve tiyatrosu da aslında bulvar komedisine tuluat katarak yapılan daha değişik bir tiyatro örneği. Çünkü o dönem bulvar komedileri biliyorsunuz, "Sağdan gireceksin, soldan çıkacaksın", zamanlama çok önemlidir. En ufak bir laf eklerseniz bütün bulvar oyunu çökebilir ama Muammer Bey bu tuluatları çok güzel yerleştirebiliyor ve Fransa'da izlediği bir farsa bir de polis karakteri ekleyerek Cibali Karakolu'nu yaratıyor. Cibali Karakolu da tabii burada çok ciddi bir şekilde, on altı yıl aralıksız olarak oynanıyor. Tamamen tesadüfen, biz bu yıl buranın açılacağını bilmiyorduk ama biz de Cibali Karakolu'nu hazırlıyoruz Tiyatrokare olarak. Tamamen bir tesadüf.

Cibali Karakolu temsilinden bir kare

TIKLAYIN | Muhsin Ertuğrul'a kucak açan, Genco Erkal'ın "şahsi meselesi" olan Muammer Karaca Tiyatrosu ikinci baharını yaşıyor

- 1955 yılında ilk açıldığında burası nasıl bir tiyatroydu? Okuduğum kaynaklarda hep anlatılır; “dönemin en modern mimarisiyle yapıldı, döner bir sahnesi vardı.” Bunları o dönem İstanbul ya da Türkiye'de çok mu az görüyorduk?

Nedim Saban: Şöyle söyleyeyim; bir Tepebaşı var, bu Tepebaşı sahnesi. Orası çok önemli bir Fransız tiyatrosunun modeli. Aslında çok güzel Fransız tiyatroları var ama çoğu maalesef ya sinema olmuş ya yıkılmış. Ondan sonra otuza, otuz beşe yakın perde açılıyor Beyoğlu'nda. Ama buranın özelliği, Fransızların tam "cep tiyatrosu" dediği tür. Aslında cep tiyatrosu, beş yüz kişilik ama çok iyi akustiği olan, bir tiyatrocu tarafından yapıldığı belli olan, müthiş bir fuayesi olup çekim alanı yaratan, insanların birbirlerine şıklıklarını gösterdiği bir tiyatro.

Muammer Bey çok yenilikçi bir adam. Saat 18.00 oyunlarını da koyuyor. Çünkü komedyen olarak anılmak ona biraz dokunuyor anladığım kadarıyla. Sadece komedyen değil, zaten çok büyük bir oyuncu. Dolayısıyla buraya Muhsin Ertuğrul geliyor. O dönem Ankara Devlet Tiyatrosu'nun Genel Sanat Yönetmeni fakat bir anlaşmazlığa düşüyor hoca ve Muhsin Ertuğrul İstanbul'a geliyor. Darülbedayi'nin başına geçiyor. Muhsin Ertuğrul'un Darülbedayi'nin başına geçmesiyle repertuvar da yenilenmiş oluyor, çağdaş bir repertuvara gidiyor. Fakat onun Ankara'da çok sevdiği iki öğrencisi var; Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter. Onlar hiçbir güvenceleri olmadan, tamamen Prof. Dr. Metin And'ın evinde yer yatağında bir yıl yaşayarak buraya geliyorlar. Muammer Bey onlara bir finansman sağlıyor ve Muhsin Hoca burada Salıncakta İki Kişi'yi yönetiyor.

Bu oyun çok ciddi bir şekilde ses getiriyor. İnsanlar Kenter kardeşleri burada ilk defa saat 18.00 oyunlarında izliyor. Ama Muammer Bey'in çok ilginç bir yanı var, müthiş kıskanç. Ve rivayet olunur ki, hatta teyit de edilmiştir bu bilgi, kapıda duruyor. Saat 18.00 oyununa gelenlere "Yok yok, güzel değil" deyip kendi oyununa çekiyor. Bunu bile yapan birisi.


Müşfik Kenter ve Yıldız Kenter 1960 yılında sahneye konulan Çöl Faresi oyununda

Sonra ikinci sene Kenterlerle biraz anlaşmazlığa düşüyorlar. Kent Oyuncuları artık neredeyse yapılanmaya başlayacak. Osmanbey'de Site Tiyatrosu'na gidiyorlar ve orada ilk Harold Pinter'ı oynuyorlar. Ondan sonra buraya dönecekler fakat tekrar bir anlaşmazlık oluyor. Çünkü Osmanbey'deki tiyatro hiç tutmuyor. Muammer Bey kabul etmiyor Kenterleri. Öyle olunca da Haldun Dormen o dönem Küçük Sahne'den Ses Tiyatrosu'na geçmiş ve Ses Tiyatrosu'nun 18.00 oyunları boş. Kenterlere orayı tahsis ediyor ve uzunca bir süre şöyle oluyor: 18.00'de Kenterler oynuyor. Bir de bunun provası var; Haldun Dormen 12.00'de provaya giriyor. Dolayısıyla Kent Oyuncuları'nın sabah provaları sabah 06.00'da. 06.00'dan 12.00'ye kadar onlar prova yapıyor, 12.00'den 18.00'e kadar Dormen prova yapıyor. 18.00'de de Kent Oyuncuları perde açıyor ve müthiş oyunlar oynuyorlar. Buranın büyük bir kazancı, Kent Oyuncuları yapılanmasının içinde Genco Erkal "Çöl Faresi" oyunuyla burada profesyonel oluyor. Sonra Kent Oyuncuları gidince o da gidiyor Ses Tiyatrosu'na. Yani burası aslında bir tiyatroyu da yaratmış oluyor.

Muammer Bey tabii çok hırslı, onların gitmesine de kızıyor. Bu sefer Cüneyt Gökçer'i getiriyor. O da Ankara'da çok iyi bir yönetmen. Ama tabii onun politik görüşü biraz daha farklı. O burada Anne Frank'ın Hatıra Defteri'ni oynatıyor saat 18.00 oyunu olarak. Yani hem Muhsin Ertuğrul hem Cüneyt Gökçer burada oyunlar koyuyor. Arkasından da bir Yunan yönetmeni getirtiyor. Bir Yunanistan turnesinde tanışmışlar anladığım kadarıyla. O Yunan yönetmen oyunları toparlıyor. Çünkü aslında oyunların tekstleri bile yok, biraz tuluatla çıkmış. O yönetmen oyunları toparlıyor, yeni oyunlar sahneye koyuyor. Bir Yunan yönetmen de burada çok ciddi bir şekilde kültürlerarası iletişimle Muammer Karaca Tiyatrosu'nda oyunlar sahneye koyuyor.

Muhsin Ertuğrul

- Muammer Bey burada nasıl bir repertuvar yapıyor ve o dönemin yönetiminden hiç baskı görmüyor mu? Çünkü bildiğim kadarıyla tiyatroyu Ednan Bey Duymasın oyunuyla açıyor. Bir politik hicivdir aslında o.

Nedim Saban: Evet. Cibali Karakolu, sonra Ednan Bey Duymasın. Bu politik hicvi biraz açmak gerekiyor. Şöyle anlatmam lazım: Biliyorsunuz Direklerarası'nda daha çok vodviller, revüler, farslar oynanıyor. Ondan sonra da buraya gelen tiyatrolarda, yani Dormen Ses Tiyatrosu'na geçmeden önce orada da revüler oynanıyor. O revüler çok acayip; birdenbire birisi çıkıyor operadan şarkı söylüyor, ondan sonra bir komik çıkıyor bir şey yapıyor. Böyle kişiliksiz, bir anlamda toplama yapılmış işler.

Muammer Bey'in ciddi bir tiyatro hevesi var, politik hicve başlıyor. Ama politik hicivde şöyle bir şey var; kendisi Demokrat Partili. Aynı zamanda da Adnan Bey'in çok yakın arkadaşı. Hatta Yeşilköy'de oturduğu için Demokrat Parti Yeşilyurt İlçe Başkanı Muammer Bey. Evinde çok güzel yemek yiyen, lüksüne düşkün bir adam. Müthiş bir börek yapılıyor evde ve Adnan Menderes o zaman Yeşilköy'den uçarken her gidişinde Muammer Bey'e uğrayıp o böreği beraber yiyorlar. Yani aralarında güzel bir ilişki var ve burası birazcık göstermelik.

Çünkü tiyatro o dönem çok göz önünde bir sanat ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında da tiyatro eğitim amaçlı kullanıldı. Dolayısıyla Adnan Bey buraya gelip çok gülüyor ve çok güldüğü zaman da kravatını söküp sahneye fırlatıyor. Böyle bir ilişki var. Sokakta başka birisi Adnan Bey'e bu lafları söylese anında hapse atılıyor. O dönem gençler hapiste, bir sürü gazeteci hapiste. Sokaktan çıkıp birisi bunları söyleyemiyor. Ama tiyatroda söylendiği zaman Adnan Bey bunu hoşgörüyle karşılıyor ve insanlar da diyor ki "Ne kadar hoşgörülü, bak o kadar alay ettiler."

Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Sadri Alışık, Turgut Boralı ve Genco Erkal (soldan sağa) 1960 yılında sahneye konulan Çöl Faresi oyununda

Aslında sonra da biliyorsunuz bu politik mizah içerikten bağımsız olarak Devekuşu Kabare ile de ünlü oldu, politikacı taklidi olarak devam etti. Süleyman Demirel de oyunlara gidip çok güldü, çok eğlendi. Fakat Muammer Karaca'nın başka bir yönü daha var. Demokrat Parti'nin içinde olduğu için haberleri de alabiliyor. Yani ne olacağını... O zaman biliyorsunuz bir Sabah Gazetesi var, bir de Akşam Gazetesi. Akşam Gazetesi de tiyatrodan sonra dağıtılıyor. İnsanlar geldikleri zaman ertesi gün ne olacağını sahneden duyabiliyorlar. Borsada spekülasyon mu var, ne varsa Muammer Bey bunları sahnede söylediği için, bu aslında biraz da Ferhangi Şeyler'in doğumu gibi.

Muammer Bey orada bir şehri komik olarak haberi veriyor. Mesela Zihni Göktay'a söylemiştim rahmetli, çok gülmüştüm. Çok merak edilen bir maç varsa mesela, lafın ortasında "Maç 1-0 dermiş" diyor. Bunun sebebi insanların o zaman cep telefonu yok. Ya tiyatrodan çıkıyorlar ya oyuna konsantre olamıyorlar. O yüzden minik teaser haberler veriyorlar. Bu gelenek Türkiye tiyatrosunda devam ediyor ama Muammer Bey'in verdiği haberler doğru çıkıyor.

Sonra bu politik mizah fazla büyümeye, ciddileşmeye başlıyor. Demokrat Parti karşıtı oyunlar sahnelenince birdenbire o dönemin komutanlarından biri veya vali çağırıp bu oyunları durdurtuyor bir süre. Çünkü sadece Muammer Bey değil, herkes politik mizah yapmaya başlıyor. Ama Muammer Bey'in yeri farklı tabii, Türkiye'nin ilk politik mizahı sahneye taşıyan kişisi.

Çok ilginç bir yanı var; Çiçek Pasajı'nda bir beyefendi espri yazıyor. O adam sadece espri yazıyor. İnsanlar ona gidip, "Ya dün biz bir oyunda ikinci perdede çok tıkandık, bize bir espri yazar mısın?" diyor. Oyunları hiç bilmeden adam "Şu espriyi deneyeyim" diyor ve espriyi satıyor. Mesela Muammer Bey'in bir oyuncusu espri alıyor. Tutturursa Muammer Bey o oyuncudan espriyi satın alıyor. Ya da ertesi gün gidip Çiçek Pasajı'ndaki beyefendiye iade ediyorlar, "Bu tutmadı, o zaman şunu söyleyin" diyor. Böyle oyunlardan bağımsız bir mizah anlayışı da var.

Nedim Saban Muammer Karaca Tiyatrosu'nun açılışında

- Woody Allen da mesleğe başlamadan önce espri yazıp satarmış.

Nedim Saban: Öyle mi? İşte aynı dönemler. Fakat burada ilginç olan, oyunu bilmiyorlar ama Muammer Bey o kadar iyi bir maestro ki oyuna sokabiliyor esprileri. Gelen esprileri bir şekilde dâhil edebiliyor oyuna. İlginç yönleri var, insan olarak çok yönlü, sanatını çok seven ve enteresan bir şekilde turneye gittiğinde özel aşçısıyla gidiyor. Çok gurme. Bir de Cibali Karakolu'nda, o dönem çekik külotlu çorap gibi çoraplar var ya, mesela her gece ütüleniyor o çoraplar ve Paris'ten getirtiyor.

Sanatına bu kadar önem veren birisi. Sonra maalesef hastalanıyor ve sahneden çekilmek durumunda kalıyor. Çünkü bu hastalık görünen bir hastalık. Sahneden çekilip Yeşilyurt'taki evine sığınıyor. Para da bitince, buranın kredileri ödenemiyor. Para tükenince orada bir küçük odada yaşayıp aşağısını filmlere kiraya veriyor. O dönemin Yeşilçam filmlerinde hep o konağı görürsünüz, havuzlu konak Muammer Bey'in evidir. Bazen rica ediyor, "Çok özledim mesleği" diyor, filmin içine giriyor.

Bir trajik anı anlatmak istiyorum. Ölümüne çok yakın, ismini vermeyeyim, birisi film çekerken onu çağırıyor, öğrencilerinden biri. Muammer Bey, "Bana 200 lira borç verebilir misiniz?" diyor. Öğrencisi çıkarıp veriyor bu parayı. Ölümünde yatağının altında o zamanki eşi bir not buluyor; "Piyanoyu sat ve 200 lirayı şu kişiye geri öde" diye. Böyle ahlaklı, enteresan bir yanı var.

Muammer Bey'in başka bir enteresan yanı da, Türkiye'deki aynı zamanda ilk magazin haberini, tiyatroya magazini getiren kişidir. İzmir'e gittiği zaman çok çapkın ve çok yakışıklı, bir İzmir valisinin kızını kaçırıyor. Ve İstanbul'a kaçıyorlar beraber. Tiyatrocuya kız verilmeyen bir dönemde, Muammer Bey böyle bir kız kaçırma olayıyla bütün gazetelerde yer alıyor. Ondan sonra da evleniyorlar, böyle bir şeyleri var beraber.

- Biraz önce bir şey söylediniz, o dikkatimi çekti. Cumhuriyetin kuruluşunda gerçekten de tiyatro ulus inşası için araç olarak kullanıldı. Peki, burada Muammer Bey tiyatro yaparken, yaklaşık 1955-78 diyebiliriz, o dönem çok aktifti. O dönemin iktidarının kültür politikalarına hizmet eden işler mi çıkarttı, yoksa bağımsız kalmayı başarabildi mi?

Nedim Saban: Aslında baktığımız zaman Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren mesela Atatürk ciddi bir şekilde dramaturg. Oyunları okuyor. Bir kumpanya bir oyun oynuyor, Atatürk "Yok, buradaki kadın rollerini güçlendirin. Bu oyun Türk kadınını aşağılıyor olmaz" diyor ve oyunları okuyup üstüne not alıyor. Çünkü Cumhuriyetin inşasında tiyatronun böyle bir kimliği var.

Ondan sonra bu 70'lerde politik tiyatrolar çok yoğun perde açıyorlar ya da Şehir Tiyatrosu o dönem politik oyunlar oynuyor. Muammer Bey'inki burada artık daha vodviller... Menderes dönemi bittikten sonra kadın kılığına girdiği bir oyun var, o çok tutuyor. Daha çok güldürüye kayıyor ve müthiş bir seyirci potansiyeli var. Galatasaray Postanesi'ne kadar kuyruk oluyor.

Mengü Ertel'in çizdiği Keşanlı Ali Destanı oyunun afişi

Buradaki çok önemli bir şey; Keşanlı Ali Destanı da bu tiyatroda doğuyor. Sebebi şöyle: Keşanlı Ali'yi Haldun Taner yazmış ve yollamış, fakat müziği epik bir müzik. O dönemin ödenekli tiyatrosu ve operası demiş ki, "Müziği değiştirin, böyle müziği seyirci dinlemez." Biliyorsunuz ilk epik oyunumuz. Bunun üzerine Haldun Taner, Gülriz Sururi, Engin Cezzar ve Genco Erkal'la Küçük Sahne'de -burada gene maalesef birkaç yıl önce yıkıldı. Orası 1951'deki ilk özel tiyatroydu Türkiye'de. Bunları tez konum olduğu için çok araştırdım-. O şöminenin başında Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu küçücük bir sahnede, Haldun Taner de o dönem oyun yazarları kendi oyunlarını okuyorlar. Haldun Taner bazı karakterleri okuyor. Genco Erkal'la Gülriz Hanım'ın ağzı açık kalıyor ve Keşanlı Ali Destanı'nı oynamaya karar veriyorlar. Fakat sığması mümkün değil Küçük Sahne'ye. Öyle olunca buraya geliyorlar ve yaz mevsiminde Karaca Tiyatrosu'nda Keşanlı Ali Destanı fırtınası esiyor. Bütün Taksim'e kadar kuyruklar var. Çünkü Türkiye'de ilk defa oynanıyor.


Genco Erkal, 1960'ta profesyonel olarak tiyatroya ilk adım attığı ve seneler sonra Dostalar Tiyatrosu altında 23 yıl boyunca oyunlarını sahnelediği Muammer Karaca Tiyatrosu'nun önünde

Bu tiyatroda Gülriz Sururi'nin de çok emeği var. Hem Muammer Karaca'nın ekibinden biri olarak hem de Keşanlı'yı oynuyor. Tiyatro kapandıktan sonra tekrar açıldığında da ilk burayı Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu açıyor 90'larda. Keşanlı Ali'nin ikinci yılı buraya geliyorlar, tekrar oynamaya devam edecekler ve kirayı da arttıracaklar. Muammer Bey diyor ki "Seve seve olur. Ama Keşanlı'yı ben oynayacağım." "Nasıl yani?" diyorlar. O kadar mesleğinde kıskanç bir adam. Öyle olunca Sururi açıkta kalıyor ve gidip Sururi Tiyatrosu'nda Keşanlı'yı oynamaya devam ediyor. Diyeceğim şu ki; Muammer Bey hiçbir zaman paraya tenezzül etmeyen, enteresan bir şekilde iyi rollerin onu beslediği, mutlu ettiği biri. Sanatında kıskanç. Hayatında da kıskanç olduğu söyleniyor. Onu bilmiyorum ama sanatında çok kıskanç ve hep iyi rolleri oynamak isteyen çok önemli bir oyuncu. Ben tabii tanışmadım.

78'de çok tuhaf bir şekilde burası birdenbire Sular İdaresi'nin yemekhanesi oluyor. Ve tiyatrocular birtakım grevler yaptılar. Türkiye'de benim bildiğim sokağa iki defa çıktılar. Bunlardan bir tanesi Muammer Karaca Tiyatrosu yıkılmasın diyeydi. O kadro inanılmaz bir kadro, Yıldız Hanım'a kadar herkes Muammer Karaca Tiyatrosu'nun önünde protestolar yapıyorlar ama maalesef buranın kapanmasını engelleyemiyorlar.

91 yılında da Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu dönüşümlü olarak burayı kullanıyor. Ama belediyede yönetim değiştiği için aynı zamanda burada belki o dönemin istenilen oyunları da üretiliyor. Fakat burası birazcık karmaşık bir yapıya dönüşüyor. Dilek Türker Tiyatro Ayna'yı burada kuruyor, Ankara Birlik Tiyatrosu burada oynuyor. Ama bir yandan da başka, daha muhafazakâr tiyatro diyeceğimiz tiyatrolar da yavaş yavaş burada var olmaya başlıyor ve aslında bir alternatif konservatuvar da Karaca Tiyatrosu'nun içinde kuruluyor. Oradan çok iyi Karagöz, Ortaoyuncular, öyle insanlar çıktı ve aslında yararı da oldu buranın. Kapandıktan sonra biz tabii gerçekten ümitsizdik. Genco Bey'i Covid'de burada yürürken gördünüz herhâlde; "Burası açılmaz bir daha" diyordu. Gerçekten çünkü deprem problemi de vardı. Deprem korkusu ama tabii bu düzeltilebilecek bir şeydi.


İBB Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Merve Gedik

- 2012 yılında apar topar tahliye edilen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun 14 yıl boyunca faaliyete kapalı kalmasının kentsel bellek üzerindeki etkileri neler oldu? Hem de o dönemki apar topar kapatılma ve Dostlar Tiyatrosu'nun tahliye edilmesinin gerekçesi gerçekten sadece deprem riski miydi?

Merve Gedik: Tabii birkaç faktörün bir arada olduğunu söyleyebiliriz. Biz öncelikle bunun çok hızlı olduğunu biliyoruz. Dostlar Tiyatrosu'nun bu konuyla ilgili çok aşırı duyarlı bir şekilde takip ettikleri için, kendilerine bu kararın çok hızlı gelmesi ve bu tahliye sürecini gerçekleştirmiş olmaları...

Ama yapının bütün geçmiş zamanını, bugüne kadarki durumunu gözden geçirdiğimizde, biz restorasyona başladığımızda aslında şu durumdan söz edebiliriz: 1950'lerde bu bina yapılıyor ve yapılırken geçenlerde bahsettik, bu Beyoğlu içerisinde 1950'lerde özellikle yapılmaya başlanan tiyatro binalarının çok büyük bir problemi var; yer sıkıntısı. Bitişik nizam Beyoğlu yerleşiminin içerisine, insanların da yoğun olduğu 300-400 koltuk kapasiteli bir sahne sığdırmaya çalışıyorlar bu daracık yerde.

Burası da aslında bir yanımız Fransız Sarayı, Fransız Konsolosluğu, bir yanımız Hollanda Konsolosluğu, bir yanımız İstiklal Caddesi'ne cephe veren Beyoğlu apartmanlarından oluşan oldukça problemli bir alan. Altında da daha eski döneme dayanan, Fransız Mahkemesi zamanından kalan tonozlu bir altyapısı var. Yani aslına bakarsanız teknik olarak inşa yapılması oldukça zorlu bir alan. Biz tabii yapıyı restorasyon sürecinde içine girdiğimizde daha iyi anladık.


Yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun tonozlu yapı içindeki sergi salonu

Dolayısıyla o dönemin inşaat teknolojisiyle de bir yapı inşa edilmiş. Fakat 99 depreminde gerçekten ciddi bir hasar aldığını biliyoruz. Çünkü Dostlar Tiyatrosu kullanırken de özellikle teknik sıkıntılarından, alanın mekân kalitesinden çok bahsediyorlar. Oradaki yaşamsal zorluklardan da bahsediyorlar.

Ama şöyle bir talihsizliği var bir yandan da; Muammer Karaca'nın vefatı ile birlikte bir atıl kalma süreci var. Ondan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne geçiş döneminde farklı fonksiyonlarda kullanılıyor. Yani burası belediyenin yemekhanesi oluyor. Aslına bakarsanız bu atıl kalma, farklı fonksiyonlarla kullanma da yapıda ciddi tahribatlara sebebiyet veriyor. Dostlar Tiyatrosu'yla aslında o hâliyle yeniden kullanıma açılıyor. Ama onların tabii tek dertleri Beyoğlu'nda böyle bir alana sahip çıkmak. Konfor koşulu ne olursa olsun, teknik koşulu ne olursa olsun. Dolayısıyla aslında yapı yıpranmış, yorgun ve 99 depreminden de hasar almış bir yapıydı. Tabii ki tahliye süreçleri ona göre daha makul bir şekilde işletilebilirmiş. Deprem dayanımıyla ilgili yapılan çalışma daha şeffaf bir şekilde paylaşılıp bu konuda gerekli tedbirler alınıp ona göre yapılabilirmiş.

Tabii tahliye hızlıca oldu diyelim, sonra 2012'den 2026'ya kadar bir 14 sene var aslında. Tabii ki Beyoğlu'nun bütünüyle bu konuyu değerlendirmek lazım. Beyoğlu'ndaki bu mekânların, kültür sanat hayatının, sosyal hayatın buradaki değişimi ile birlikte değerlendirmek lazım buradaki bir tiyatronun da 14 sene kapalı kalmasını. Çünkü buranın bir ruhu var. Bu kültür, sosyal hayatının bir ruhu var. Onun da bir parçası olarak bir mekânın, özellikle tiyatro sahnelenen, akşamları buranın hayatını canlandıran bir yerin kapalı olması ciddi sosyal etkilere sebebiyet verdi.


Muammer Karaca Tiyatrosu'nun restore edilmeden önceki hâli

Ama burada biz özellikle bütün bu çalışmalara başlarken hemen birazcık Galatasaray'ın yukarısında Beyoğlu Sineması'nda restorasyon çalışmaları gerçekleştirerek Beyoğlu Sineması'nı açtık. Biraz aşağı indiğimizde Muammer Karaca Tiyatrosu'nu ilk başladığımız günden bugüne hızlıca bitirip açmayı hedefledik. Biraz daha aşağıda Casa Botter'de restorasyon çalışmaları yaparak yine orayı da gündelik hayata, kentin kullanımına açtık. Birazcık daha aşağıda Tünel Metrohan'da yine böyle bir alan kazandırmak istedik.

Aslında bunların hepsinin strateji olarak bir hedefi vardı. Beyoğlu'nda özellikle bu İstiklal Caddesi'yle Karaköy'e kadar akan aksı, bu tip mekânları yeniden insanların içine girip çıktığı cıvıl cıvıl alanlar olarak kazandırmaya çalışmak. O yüzden de bu yoğun kapanma ve mekânların kamusal olarak kazandırılma sürecinde, aslında şu anda bence daha olumluya, iyiye gittiği bir dönemi yaşıyoruz Beyoğlu ölçeğinde.

- 2019 yılında Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesabından aslında birine verdiği cevapla buranın restore edileceğini ve aslına uygun kullanımına devam edeceğini açıklıyor ilk defa. Benim merak ettiğim iki şey var: Bir, 2012'den 2019 yılına kadar 7 yıl boyunca hiçbir girişim olmamış mı burada bir tadilat, restorasyon yapılmaya dair? İkincisi ise 2019 yılında siz buraya girdiğinizde buranın durumu nasıldı?

Merve Gedik: Girişim olmamış diyemeyiz. Restorasyon projeleri hazırlanmış o süreç içerisinde. Tabii ki proje onay süreçleri, hazırlık süreçleri vesaire normal takvimden uzun olduğunu söyleyebiliriz. Biraz daha uzun olmuş. Restorasyon projeleri hazırlanmıştı. Biz geldiğimizde bu riskli yapı olarak kabul edilen kısmın...

Şimdi şöyle aslında biraz tariflemek gerekir; şu anda fuayede gördüğünüz, bizim fuayeye bakan tarihi bir Beyoğlu apartmanı var. Bu da aslında tiyatronun başta nasıl inşa edildiğinin göstergesi. Çünkü o fuayeye bakan Beyoğlu apartmanını biz eski yapıda görmüyorduk hiç. Çünkü tiyatro ona bitişikti, yapışık hâldeydi. Hiç farkına bile varmamıştık aslında. Ve sonra tabii ki bir betonarme yapı yerleşiyor ve bu betonarme yapının altında da başka bir altyapı var. Tonozlu, Fransız Mahkemesi döneminden kalma tarihi bir altyapı var.

Dolayısıyla zaten böyle çok karmaşık üç tane yapının içine bir modern tiyatro sahnesi yerleştirmeye çalışıyorsunuz. Yanınızda bir Beyoğlu apartmanı var. Altta da başka bir yapı var. Bu kompleks sistemin içerisinde yerleşecek yeni bir tiyatro yapısı şu anda içinde bulunduğumuz yer. Burada riskli yapı olarak kabul edilen kısım da aslında bu çağdaş olarak yapılan kısım ve orada sökümlere başlanmıştı. Bayağı büyük ölçüde, özellikle iç mekânlarında oldukça metruk hâldeydi yapılan sökümlerden dolayı. Yıkım çalışmalarına başlanmıştı.

Muammer Karaca Tiyatrosu'nun restore edilmeden önceki hâli

Tabii proje sürecinde şöyle bir şey de oluyor; onaylı proje alanda uygulanmaya başlanıldığında aslında parsele tam oturmadığı fark ediliyor. Eski dönemde çizilmiş projenin... Biz fark ettik daha doğrusu projeyi uygulamaya başladığımızda. Söküm işlemleri yapılmıştı, içerisi gayet metruk hâldeydi. Biz bu şekilde girdik ve yeni projeyi yapmaya başladığımızda da projenin aslında sahaya oturmadığını fark ettik. Parsele oturmuyordu.

Bununla ilgili proje tadilatı süreçleri başladı. Çünkü burası tescilli yapı komşuluğunda ve kentsel sit alanında tescilli bir parselde olduğumuz için koruma kurulu onaylarına gidiyor proje. Bu parselizasyonu doğru şekilde yerleştirerek koruma kuruluna revize olarak tekrar projeyi göndermemiz gerekti. O onay süreçleri de oldukça vakit aldı. Yani 2019'da Ekrem İmamoğlu'nun açıklaması sonrası alana girdik ama sonra 2022 yılında revize projeler koruma kurulu tarafından onaylandı. Yani 2022 ile 2026 yılı arası bizim buradaki aktif restorasyon sürecimizdir. Dört sene içerisinde bütün uygulamaları yaparak alanı bu hâle getirmiş olduk.

Yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun girişi

- Süreç içinde siz bazı şeyleri yeniden keşfederek projede değişiklik yapmaya gitmek zorunda kaldınız yani.

Merve Gedik: Evet. Bizim İBB Miras'ta da en yapmayı sevdiğimiz ve ilkesel olarak benimsediğimiz şey; bir tarihi kültürel miras alanı varsa, onun taşıdığı bütün izleri bugün hissedilir, görünür kılmak ve bir yandan da günümüz ihtiyacını karşılayacak olan bir çağdaş yapı yapıyorsak da bunu onlarla birlikte düşünerek yapmak.

Şu anda bu gördüğünüz, fuayede bulunan İstanbul apartmanını fuayede izlenecek bir şey hâline getirip aslında sahneyi ondan kopardık. Aşağıdaki hiç kullanılamayan, bugüne kadar hiç içine girilmemiş olan tonozlu kısmı da restorasyon sonrası sergi salonu olarak kullanıma açtık.

- Burada işleyiş nasıl devam edecek? 19. yüzyıldan kalan neoklasik yapının bir işlevi olacak. Burası zaten bir sahne ve aşağıda sergi salonu var. Şimdiden sonra Muammer Karaca Tiyatrosu sahne dışında başka işlevlere de açık olacak mı?

Merve Gedik: Evet, biz bütün projelerimizde şeyi çok önemsiyoruz; tek bir fonksiyonun baskın geldiği ve sadece o işlevin hedef kitlesi tarafından kullanılan alanlar değil de, daha karma fonksiyonlu, kentin daha büyük bir kullanıcı grubunu kapsayacak alanlar yaratmak istiyoruz genelde. Tek bir işlevi olduğunda onun programının belli saatleri, belli bir gerekliliği vesaire oluyor. Hedefimiz 24 saat yaşayan, sürekli kullanılan, daha canlı mekânlar olması.

O yüzden burada da eskisi gibi sadece tiyatro sahnesi olsun istemedik açıkçası. Girişte, özellikle fuayede bir kafe alanı kurguladık. Bu aslında bir uğrak noktası olabilir. Beyoğlu'ndan, İstiklal'den geçen insanların ayaküzeri uğrayıp, tiyatroya gelse de gelmese de bir kahvesini içeceği... Aynı zamanda o fuayede gün içi etkinliklerin, söyleşilerin, dinletilerin de olması. Aslında insanların şunu söylemesini istiyoruz: "Geçerken ben bir Muammer Karaca Tiyatrosu'na uğrayayım. Orada bir şey vardır gün içinde, bir şeye denk gelirim." Bu kent içindeki gündelik tesadüfler güzel, mekânları yaşatan şeyler.

Yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun 19. yüzyıldan kalan kâgir bölümündeki tiyatro evi

En alt kısımda bir sergi salonumuz var. Sergi salonunun içinde de söyleşiler yapılabiliyor. Zaten geçici sergiler olacak orada. Sergi değiştikçe gelecek kitle de değişecek ve onunla ilgili konuşulacak konular da değişecek, o da bir zenginlik katacak buraya. Bu Beyoğlu Apartmanı'nı da bir "Tiyatro Evi" olarak işlevlendirdik. Onda da tiyatrocuların, tiyatroya bağlı sivil toplum kuruluşlarının buluşacağı, etkinlik programlayacağı, kendi mekânları gibi kullanabilecekleri sivil bir alan olmasını hedefledik.

Burada biliyorsunuz biz bu tiyatro sahnesini de aslında Şehir Tiyatroları kullanmayacak sonrasında. Çünkü Muammer Karaca zaten kendi birikimiyle, kendi emeğiyle özel tiyatro olarak kurmuş. Kendisi Darülbedayi Şehir Tiyatrosu oyuncusu ama ayrıldıktan sonra bu sahneyi kendi emeğiyle kurmuş. Dostlar Tiyatrosu geçmişi de bir özel tiyatro geçmişi olan bir alan. O yüzden biz Karaca Tiyatrosu'nun sonraki kullanımında da özel tiyatroların Beyoğlu gibi şehrin merkezinde bir alanı olsun istedik.

Bu da program çeşitliliği sağlayacak. Sadece Şehir Tiyatroları programı değil, özel tiyatroların kullanımları olacak. Aynı zamanda sahnenin el verdiği ölçekte film gösterimleri, konserler, söyleşiler, farklı programlar da aktif olarak devam edecek.

Yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun sahnesi

- Bir de biz şu anda Muammer Karaca Tiyatrosu'nun sahnesinin üstündeyiz. Okuyucularımız fotoğrafları görecekler ama şu an arkamızda Boğaz manzaralı bir prova alanı var. Bu Boğaz manzarasını korumayı neden düşündünüz? Ben ilk defa böyle bir sahne görüyorum bu arada.

Merve Gedik: Bunu bilerek yaptık, sizin de dikkatinizi çekmesine sevindik ayrıca. Bu eski yapı, Beyoğlu apartmanına bitişik olduğu an sahne... Şu anda gördüğünüz cepheye bakan kısımda kulisler vardı aslında. Sahne arkasında. Biz zaten bu yapıyı fuayede tarihi binadan koparmak istedik. Kopardığımızda sahnenin de büyüklüğünü korumak istedik bir yandan. Çünkü bizim hedefimiz koltuk kapasitesini mümkün olduğunca fazla tutmak. Beyoğlu'nda bir sahnenin hak ettiği bir koltuk sayısı var bunca emeğin sonrasında.

Dolayısıyla buradaki kulisleri alt kota aldık. Tiyatro sahnesini cepheye yapıştırmış olduk. Bunu yapıştırınca tabii özellikle çelik konstrüksiyon yapıyı inşa ederken eşsiz bir manzarası olduğunun farkındaydık, çok iyi bir noktasındayız İstanbul'un. Tabii şunu da biliyoruz; tiyatro izleyicisi olarak akşam saatlerinde geldiğimiz 1,5 - 2 saat vakit geçiriyoruz ama burada oyunları izlememize vesile olan tiyatrocular var. Onlar için aslında bu sahne gündüz de iş yeri olan bir alan. Yani biz akşam geliyoruz ama gün boyu burası kullanılıyor.

O yüzden şunu da istedik: Gün ışığı alan ve provaların İstanbul gibi bir yerde, böyle bir alanda olabileceğini... Sonuçta oyun varken ihtiyaç duyulduğunda kapatılabilecek. Gündüz kullanımında buranın emekçileri için, tiyatro için emek veren insanlar için daha yaşanır bir alan olması için yaptık. Bir de şunu çok önemsiyoruz; Beyoğlu'ndaki tiyatro sahnesinin İstanbul'a bakması ayrı bir etki de yaratıyor. İlk oyundan itibaren bu oyun içinde de interaktif bir şeye dönüşebilir hâle gelebildiğini gördük. Kullanılmıştı ilk oyunda da bu manzara. Öyle bir zenginlik katabildi aynı zamanda. O yüzden bu özelliğiyle de değişik bir sahne oldu.

Yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun 300 kişilik ana salonu

- Peki teknik özelliklerini sormak istiyorum. Kaç kişilik bir salon, sahnenin teknik özellikleri nedir?

Merve Gedik: 300 kişilik koltuk kapasitemiz var burada. Oldukça zorlu bir sahada çalıştığımızı söylemek lazım. Bu konsolosluk komşuluğunda olmak bizi çok zorladı. Özellikle Hollanda Konsolosluğu'nun akustik konusunda oldukça hassas talepleri vardı. İnşaat esnasında da biz Hollanda Konsolosluğu ile aramızda bir bariyer duvar inşa ettik ve sürekli ölçümler yapılarak şantiye sesinin bile belli bir aralıkta kalması gerektiği yönünde sürekli talepleri oldu.

Sonrasında da akustik olarak oldukça iyi danışmanlarla çalıştık ve salonun şu an performansının çok iyi olduğunu biliyoruz. Çünkü bu ölçümleri sadece biz değil, konsolosluk yetkilileri de gelerek teyit ettiler. Sürekli onların komşuluğunda olacağı için bu alan... Burada bütün koltuk kapasitesiyle birlikte günümüzün en son ne gerektiriyorsa ses ve ışık sistemleri, performansı oldukça iyi salonun. Teknik bilgilerini ayrıca paylaşabiliriz.

- Biraz önce Şehir Tiyatroları'nın burayı kullanmayacağını, buranın bağımsız tiyatroculara, özel tiyatrolara alan açacağını söylediniz. Peki bağımsız tiyatrocular, özellikle şunu sormak istiyorum; genç tiyatrocular, üniversiteden yeni mezun, bir oyun yapmış, o oyunuyla başarılı olmuş bu genç arkadaşlar salonu kullanabilecekler mi?

Merve Gedik: Evet. Şimdi bir hazırlık aşamasında. Ben restorasyon süreci ile ilgili sorumlu daire başkanıyım ama Volkan Aslan Bey bu konuda daha ayrıntılı bilgi verecektir. Ben bildiğim kadarını söyleyeyim: Sadece tiyatro için değil, Türkiye'de üretim yapan bütün sanatçılar için... Yani ressamlar, heykeltıraşlar, konser için müzisyenler... Aslında İstanbul'da üretimde bulunan her yaş grubundan ve kesiminden insanların interaktif başvuru yapıp sonuç alabileceği, web sitesi üzerinden ilerleyebilecek bir sistem çalışıyoruz.

O başvuruları Kültür Sanat Komisyonu'nun değerlendireceği ve sonrasında onlara bu tip yeni yapılan özellikli alanlarda yer açılacağı bir sistem kurgulanıyor şu anda. Pratikte işliyor şu an böyle ama henüz aşırı kurumsal değil. Bir yandan bu kadar mekân üretirken bir yandan bunları programlamak ve yönetmek de ciddi bir süreç. Daha aktif olarak devam edecek.

Dediğiniz gibi, bir topluluğu olmamış olabilir henüz. İki, üç kişinin bir araya gelip imkânsızlık içinde bulunuyor olabilirler ama tiyatro sanatçılarına şunu açıklıkla söyleyebiliriz: Buradaki Tiyatro Evi'ni bu tip buluşmaların yapılabileceği bir alan olarak planladık. Buradaki görevli arkadaşlarımız da sürekli olarak bu talepleri insanlardan almak, hep birlikte değerlendirmemizi sağlayarak burada o insanlara yer açmak için var. O mekânın varlığı sırf bunun için var. O yüzden özellikle Muammer Karaca Tiyatrosu'na her türlü talepleri ve istekleri için başvurabilirler.

Yenilenen Muammer Karaca Tiyatrosu'nun fuaye alanı

- Mahir Polat şöyle bir şeyin de müjdesini vermişti, "Şu anda Kenter Tiyatrosu üzerinde de çalışıyoruz". Orada son durum nedir?

Merve Gedik: Orada proje süreçleri henüz tamamlanmadı. Mahir Polat Bey o gün bahsetmişti belki hatırlarsınız, üç tane farklı yapının alınarak o karmaşık yapı topluluğu içerisinde zor bir programın içine yerleştirilmeye çalışılarak elde edilmiş bir tiyatro. Koruma kurulu onayları tamamlandıktan sonra restorasyon çalışmalarına başlanarak orada da aslında buraya benzer bir süreç ilerleyecek.

Tabii ki tescilli kültür varlıklarının restorasyonu esnasında çok farklı kurumun bir arada çalıştığı ve bürokrasinin biraz daha yük olduğu bir süreç yaşanıyor. Biraz daha uzun sürüyor beklenenden. Ama en azından kurtarılmasına yönelik bütün adımlar atıldı ve hızlıca ilerleyecek.


Muammer Karaca kimdir?

Muammer Karaca (1906-1978), Türkiye'de geleneksel tiyatro ile modern sahneleme anlayışını sentezleyen, Cumhuriyet döneminin en önemli ve öncü tiyatro sanatçılarından biridir. Sanat hayatına Darülbedayi'de adım atan ve uzun yıllar Ses Opereti'nde yıldızlaşarak halkın büyük sevgisini kazanan Karaca; vodvil, komedi ve politik taşlama türlerindeki ustalığıyla tanınır. Geleneksel tuluat tiyatrosunun kıvrak zekâsını, anlık esprilerini ve seyirciyle kurduğu doğrudan bağı Batı tarzı tiyatroyla harmanlayarak kendine has bir ekol yaratmış; dönemin siyasi ve sosyal iklimini incelikli, eleştirel bir mizahla sahneye taşımıştır.

Karaca'nın Türkiye tiyatro tarihindeki en büyük kalıcı mirası, yıllarca Anadolu turnelerinde dişiyle tırnağıyla biriktirdiği şahsi sermayesiyle 1955 yılında İstiklal Caddesi'nde kurduğu Muammer Karaca Tiyatrosu'dur. 16 yıl boyunca 4 binden fazla kez kapalı gişe oynayarak kırılması güç bir rekora imza atan Cibali Karakolu ve Etnan Bey Duymasın gibi kült oyunlarla da hafızalara kazınan sanatçı, devlet ödeneklerine bağlı kalmadan bağımsız bir tiyatronun zor da olsa nasıl inşa edilip yaşatılabileceğini kanıtlamıştır. Sadece kendi oyunculuğuyla değil, siyasi baskılarla Devlet Tiyatroları'ndan uzaklaştırılan Muhsin Ertuğrul gibi ustalara kendi sahnesini açarak gösterdiği sanatsal dayanışmayla da tiyatro tarihinin sembol isimlerinden biri olmuştur.

İlgili İçerikler